| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Selçuk Özdağ'ın da ifade ettiği üzere, dün de buradan ifade ettik, Antalya Kaş'ta başlayan orman yangınına ilişkin ve bu orman yangını, maalesef, bugün Muğla dâhil birçok ilimizde ormanlarımızı kül etmeye devam ediyor. Buna ilişkin müdahale eden tüm ekiplere Allah'tan kolaylıklar diliyorum, zarar gören bütün hemşehrilerimize de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Aynı zamanda, Parlamentonun da bu anlamda üzerine düşen bir sorumluluk var; burada, oturduğumuz yerden bunları kınayıp buna ilişkin iktidarı zora sokma gibi bir amaçta değiliz, bunlarla ilgili bir çözüm bulma amacındayız. Ama bu "Yaparsa AK PARTİ yapar!" bir seçim sloganıydı, fiiliyatta AK PARTİ'nin yapabildiği bir şey yok. Dolayısıyla, böyle seçim sloganından bu kadar... O seçim sloganının bir slogan olduğunun farkına varıp bir an önce Parlamentoyu, istişareyi, ortak aklı ve uzlaşı kültürünü merkeze alarak... Bu ormanlar çünkü AK PARTİ'nin ormanları değil, orada yaşayan insanların, bu memleketin her bir ferdinin ormanları. Dolayısıyla doğa ve çevre duyarlılığıyla birlikte, başta ormanlarımız olmak üzere, bütün bu ülkenin bu doğal zenginliklerini koruma altına alacak ve bunlara halel gelmeyecek şekilde tedbirlerin neler olması gerektiğine ilişkin Parlamentonun ortak bir akılla hareket etmesi gerekiyor.
Şimdi, 2018 yılını hatırlayalım. O seçimlere giderken patates, soğan tanzim satışları vardı. Tabii, o dönem bir geçici durum olarak düşündü Adalet ve Kalkınma Partisinin seçmeni de teşkilatı da. 2018 yılından geldik 2026 yılına. 2026 yılına geldiğimizde gittikçe derinleşen bir ekonomik kriz hepimizin hayatlarını bir girdaba çevirdi, bir kaosa çevirdi. Burada sizin alt gelir grubunda olmanız ya da orta gelir grubunda olmanız fark etmiyor. Burada herkesin artık ekonomik olarak çok büyük, kendi harcamaları noktasında perişan olduğu bir döneme girildi. Asgari ücretli için, emekli için, şu an ücretliler için de dâhil olmak üzere hayatlarını herkes kısıntıya sokmak, hatta bazıları sadece nefes alıp vermekle yetiniyor. İşte, bu noktada burada en çok pay da gençlerimizin, en büyük pay da gençlerimizin hesabına düşüyor.
Bununla birlikte, bugün organize suç örgütlerine, çeşitli çeşitli çizgi film kahramanları isimleri koyan organize suç örgütlerine âdeta Türkiye genelinde şehir şehir, mahalle mahalle bu çiğ köftecilere bayilik verilir gibi bayilik veriyorlar. Bugün vatandaşın görmediği, her seferinde burada çoğu komisyon, araştırma önergesi ve taleplerde hep uyuşturucudan bahsediliyor ama sokaktaki cinnet hâlini herkesin bir dikkate alması gerekiyor. Bugün hangi yayın organını takip ediyor bilmiyorum sayın milletvekilleri ama vatandaşlarımızın elinde ideolojik ya da gözlemci sıfatıyla takip ettikleri tüm medya organlarında bir cinnet haberi var. Trafikte millet birbirini gırtlak gırtlağa boğuyor, kiracı ile ev sahibi birbirine girmiş durumda; yani hiç kimse sağlıklı düşünüp sağlıklı karar alabilir bir hâlde değil. Sokaklar gittikçe tehlikeli hâle geldi. Yani Güney Amerika ülkeleri gibi motosikletli, 100-150 bin lira civarında bir paraya tedarik edebildikleri ruhsatsız silahlarla, bakın, diyorum ki ruhsatsız silah tedarik edilebiliyor, bir de piyasa fiyatını söylüyorum, 100-150 bin liraya. 100-150 bin liraya ruhsatsız silah tedarik edip, bir de 100-150 bin liraya aldığınız bir motosikletle kendi işinizi kurabiliyorsunuz bir bayilik alıp, bir suç örgütünün bayisi olup, kendi işinizi kurabiliyorsunuz. Burada bir şeyleri, teşbihte hata yapmıyorum, bu teşbih de değil, doğrudan rakamsal ve işin sermayesinden bahsediyorum. 100-150 bin liraya bir tane motosiklet 100-150 bin liraya bir tane ruhsatsız silah. Ondan sonra da diyorsunuz ki "Ben hazırım. Bir suç örgütü bana, günlük 20 bin liraya adam vurabilirim, 15 bin liraya mekân kurşunlayabilirim." Şu an Türkiye Cumhuriyeti devletinin başkentinde birçok galerici, birçok iş insanının iş yeri kurşunlandı. Bunlar kamuya açık kaynaklarda yansıdı. Bu bir emniyet zafiyetidir demiyorum çünkü her dükkânın başına emniyet güçleri bir adam koyacak değil. Bu bir toplumsal çıldırmışlığın tezahürüdür diyorum, gençlerin bir gelecek umudu kalmamasının ve kendi çözümlerini arayıp kendi çözümlerini bulmaya çalışmalarının bir sonucudur diyorum. Evet, bu suçu işleyenler cezalandırılacak, eline o silahı aldıysa cezalandırılacak, yargı görevini yapacak ama peki, iktidar ne yapacak? İktidar bununla ilgili bir regülatör kurumu mudur? Yoksa bunun sosyolojik sorunları ve bu sosyolojik sebepleri ortadan kaldırmaya dönük tedbirler mi alacak? Her şeyle ilgili şöyle bir iktidar tutumu izliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Parlamentoda uyarıyoruz, soru önergeleri, araştırma önergeleri görüyoruz, uyarıyoruz, televizyon programlarında uyarıyoruz. Diyoruz ki: Yahu, kardeşim, bak, bir tehdit var, bir tehlike var, bir tehlike göz göre göre geliyor diyoruz. Örnek veriyorum, işte, devamlı aynı şey sakız gibi çiğnemekten haz eden bir siyasetçi değilim, parlamenter değilim. Orman yangınları yani nisan ayında önerge verdik, nisan, daha yağmurlar var, hava ısınmamış, orman yangınları mevsimi başlamamış bir önerge verdik. Bu felaket geliyor dedik. Daha önceki önergeler, diğer parti gruplarının verdiği önergeler de dâhil olmak üzere bu önergelerin hepsine ya da bu uyarıların hepsine bu kulaklarını tıkayıp "Bunlar muhalefetin evhamından ibarettir." gibi bir tutum sergileyip felaket başımıza geldiği zaman da tedbir almak yerine felaketten önce felaket başımıza gelince yasak koyuyorlar ya.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Kanun çıkarıp yasaklıyor, kanun çıkarıp cezayı artırıyor. Yani bir kere bu çocukların, gençlerin suç örgütlerinin ağına nasıl düştüğünü, bu suç örgütlerinin ulusal ve uluslararası alanda nasıl bir güce eriştiğini, nasıl bir kayıt dışı ekonomi yönettiğinin kendileri parlamenter olarak farkına varsınlar. Bırakın bürokratları ya bürokratlar getirir rapor koyarlar önünüze, raporu okumuyorsunuz çünkü kendinizi ve evlatlarınızı o fanusun içinde koruyorsunuz ama vatandaşın çocuğu inanın, alt gelir grubu, orta gelir grubu, üst gelir grubu fark etmiyor, vatandaşın çocuğu bu risk alanının içinde. Bu çocuklarla ilgili sadece kanun yapmaya gerek yok. Bu ülkede önce sosyolojik bu katmanı iyice deşip, bunu yerle bir etmek mecburiyetindesiniz.
Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.