| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba yasayla karşı karşıyayız. Bir YÖK Yasası ve öğrenci affıyla ilgili içerisinde bazı konular var, YÖK'le hiç alakası yok veya öğrenci affıyla hiç alakası olmayan bir kanun.
Şimdi, bu kanunla ilgili neler söyleyeceğiz? Bir, değerli arkadaşlar, Bilim ve Sanat Vakfı vardı, Şehir Üniversitesi diye bir üniversite vardı biliyorsunuz. Bu üniversite bir kararnameyle kapatıldı. Her zaman söylüyorum burada... Siz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini getirirken ne diyordunuz? "Biz Türkiye'yi daha demokratik bir ortamda yöneteceğiz. Parlamenter sistemde yapamadığımız, bize ayak bağı olan şeyleri ortadan kaldıracağız. Bürokratik işlemlere, bürokratik oligarşiye 'dur' diyeceğiz ve de aynı zamanda bürokrasi, hantal bürokrasi çok ciddi şekilde aciliyet kesbedecek ve aynı zamanda hukuk devletini inşa edeceğiz." diyordunuz. Ya, siz bir kararnameyle Bilim ve Sanat Vakfına bağlı Şehir Üniversitesini niye kapattınız? Sizin Ahmet Davutoğlu'na olan siyasi rekabetiniz, burada öğrencilerden ve öğretim elemanlarından intikam almayı mı gerektiriyordu? Neden kapattınız, ne gerekçeniz vardı söyler misiniz bana? Sonra, diyordunuz ki siz: "Kin ile din bir arada olmaz." Bakın, size özellikle söylüyorum Adalet ve Kalkınma Partililer, kin ile siyaset de bir arada olmaz; siyasette küslük olur, dargınlık olur, rekabet olur, zaman zaman aykırılıklarımız olabilir ama siyaset ile kin bir arada olmaz. Siz siyasete kin bulaştırdınız, bu doğru değildi.
Sonra, hatırlarsanız, iktidara geldiğinizde şöyle söylüyordunuz siz: "YÖK bir vesayet kurumudur ve kaldıracağız." diyordunuz. Kaldırdınız mı? Niye kaldırmadınız şimdiye kadar? 2 defa YÖK Kanunu hazırlandı bu Parlamentoda, sizler hazırladınız Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar olarak hazırladınız. Ne yaptınız o YÖK Kanunu'nu? Hiçbir şey yapmadınız ve getirmediniz burada. Vesayet eğer başkalarındaysa, başkaları vesayetçiyse kötü ama siz vesayetçi olursanız iyi, öyle mi? Bu, çok ciddi şekilde bir tenakuzdur arkadaşlar.
İkinci bir husus, Bilgi Üniversitesi. Bakın, kanun hükmünde kararnamelerle neler yaptığınıza çok somut, çok müşahhas bir örnek vermek istiyorum. Bilgi Üniversitesi bir kararnameyle gece yarısı kapatıldı, değil mi? Kapattınız Bilgi Üniversitesini. Niye kapattınız, gerekçeniz neydi? Özel bir üniversiteydi değil mi bu? Ardından ne yaptınız bu sefer? Bu sefer bu keyfiliğe karşı, bu ciddiyetsizliğe karşı, bu denetimsizliğe karşı, "ben yaptım oldu" mantığına karşı "A, yanlış yapmışız, o zaman biz bunu tekrar geri alalım..." Başka bir kararnameyle de Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle tekrar yeniden açılmasını sağladınız değerli arkadaşlar. Bakın, hatırlarsanız eğer İkinci Meşrutiyet'in son dönemleri ve de aynı zamanda cumhuriyetin ilk yıllarında Sakallı Celâl var, şöyle söylüyordu: "Meşrutiyet'i ilan ettik, olmadı, cumhuriyeti ilan ettik, olmadı, hiç olmazsa ciddiyeti ilan edelim de belki bir şeyler yapabiliriz." Ben sizlerden ciddiyetle konulara eğilmenizi istirham ediyorum.
Değerli arkadaşlar, şimdi, Türkiye'de rektör atamaları var, değil mi? Bu rektör atamaları geçmişte nasıldı? Hatırlayın lütfen. Neydi? 6 kişi belirliyordu üniversiteler -ben yirmi sene Karadeniz Teknik Üniversitesinde, şurada, burada öğretim üyeliği yaptım- siz bu 6 kişiyi YÖK'e gönderiyordunuz, YÖK bunu 3'e indiriyordu ve Cumhurbaşkanı bunların içinden birisini seçiyordu. Burada ideoloji de vardı, burada parti taassupları da vardı, aynı zamanda burada kendi dünya görüşüne uygun olarak da birilerine karşı tasarruf da vardı, değil mi? Yani Ahmet Necdet Sezer olursa 3'dekini 1'e alıyordu, Abdullah Gül olursa 3'dekini 1'e alıyordu veya Sayın Cumhurbaşkanı olursa 3'dekini 1'e alıyordu veya 1'dekini de 3'e indiriyorlardı; bu keyfilik değil miydi, bu demokrasi mi, bu liyakat mı, bu ehliyet mi? Ardından ne yaptınız? Bunu beğenmediniz, dediniz ki: "Şöyle yapalım: Biz bu sefer seçimle değil de müracaat edenler arasından seçelim." dediniz. Ya, bakınız, devlet kimsenin arkabahçesi değildir arkadaşlar, devleti arkabahçeniz yapmaya çalışıyorsunuz. Geçmişte arkabahçesi yapmak isteyenlerle, yargıyı, bürokrasiyi, üniversiteleri arkabahçesi yapmak isteyenlerle mücadele ettiniz. Bazen bir mezhep oldu, bazen bir etnisite oldu, bazen bir ideoloji oldu değerli arkadaşlarım ve "Bunlar kötüydü." diyerek de meydan okudunuz ve bu meydan okumanın karşısında bedeller ödediniz. Zaman zaman insanlar üniversitelerden atıldılar. Şimdi aynısını siz yapıyorsunuz; geliyorsunuz, istediğiniz kişileri rektör olarak atıyorsunuz. Peki, rektör olarak atadıktan sonra bunlar hakikaten liyakatli, ehliyetli, çok değerli bilim adamları mı? Ya, bu göreceli bir husus ama çoğunlukla değil. Bunun kriteri nedir? Dünyada ilk 500 üniversitenin arasına girebiliyor musunuz? Çok nadir, 1-2 üniversite; ilk 1.000'e 3-5 üniversite.
Peki, siz, 86 milyonluk ve aynı zamanda bin yıllık bir devletin çocukları olarak, beş bin yıllık milletin çocukları olarak kültürü medeniyete taşımış, bilgi ve teknolojiye zamanında hâkim olmuş insanların, milletin çocukları olarak şimdi niye böyle bir yola tevessül ediyorsunuz? Yani rektör sizden olursa iyi öyle mi? Doğru değil ki arkadaşlar. Bakın, bunları değiştirin. Yarın bir başkası gelecek bu sistemde, yarın geldikten sonra onlar da aynı şekilde yapacaklar, onlar da kendi dünya görüşüne uygun insanları getirecekler. Olan maalesef milletimize olacak, bizim bilgi toplumumuza olacak, bizim "academia"mıza olacak olacak arkadaşlar. Kazandığınızı zannedeceksiniz veya başkaları kazandıklarını zannedecekler ve bunun kayıplarını Türkiye ödeyecek. Bugün bilgi toplumunda, bilgi çağında, teknoloji çağında çok gerideyiz değerli arkadaşlar ve değerli çocuklarımız, bizim liyakate ve ehliyete önem vermeden, bugün mülakatı ön plana çıkardığınız için ve aynı zamanda da istisnai kadrolarla istediğinizi memur yaptığınız için, aynı zamanda da mülakatın ötesinde istediğinizi alabilme kriterlerine veya alabilme yetkisine sahip olduğunuz için de Türkiye'de güya kendiniz kalkındığınızı zannediyorsunuz. Zaman zaman savunma sanayisinden bahsediyorsunuz. Belki 20 misli büyüyecektik, belki 30 misli büyüyecektik. Bugünkü büyümeyi geçmişle kıyasladığınızda siz bunu büyüme olarak gösteriyorsunuz değerli arkadaşlar.
Sonra öğretim elemanları alımları... Burada, işte, yetkililer de var. Ben söyleyeyim size, bu öğretim elemanları alımlarıyla ilgili ÖYP'yi getirmiştiniz; Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı. Çok değerli bir programdı, araştırma görevlileri bu şekilde gireceklerdi, hiçbir torpil yoktu. Çok değerli kriterler vardı, objektif kriterler ve şeffaf bir şekilde. Ve geldiniz, önce ne yaptınız? Önce 1 araştırma görevlisi alırken 4 kişiyi mülakata çağırıyordunuz; 2'yse 8'di, 3'se 12'ydi. Ardından ne yaptınız? ÖYP'yi getirdiniz. Helal olsun, işte böyle olur, Müslüman böyle olur, devlet adamı böyle olur, bin yıllık devletin çocukları böyle olur dedim. Ve akademiye öğretmen olamayan arkadaşlar akademiye girmemeli dedim. Öğretmen olma kriterine sahip değil; akademiye giriyor, öğretmen yetiştiriyor, mühendis yetiştiriyor, mühendislik fakültesinde hoca oluyor, tıp fakültesinde hoca oluyor. Gerçi tıpta biraz tıpta uzman uzmanlık sınavıyla, TUS'la beraber geçmişte yapıldı Kenan Evren ve arkadaşlarına karşıyız ama onların yapmış olduğu hayırlı bir iş vardı değerli arkadaşlar. Ardından ne yaptınız? ÖYP'yi kaldırdınız, öğretim elemanı yetiştirme programını kaldırdınız. Bu sefer ne yaptınız? 1 kişi alıyorsanız 10 kişi. Bu sefer ne yaptınız? 1 kişi alıyorsanız 20 kişiyi mülakata çağırıyorsunuz. İlla sizin adamınız olacak, illa partiden referans getirecek, illa mezhebe bağlı olacak veyahut da partiye bağlı olacak, cemaate, derneğe, vakfa bağlı olacak. Yapmayın arkadaşlar. Peygamber Efendimiz böyle mi söylüyordu? Kabe'nin anahtarlarını kime vermişti; hatırlayın lütfen. Kabe'nin anahtarlarını Osman bin Sabit'e vermişti; müşrikti. Niye amcası Abbas'a vermedi de ona verdi? "Onlar liyakatli." dedi, "Onlar ehliyetli." dedi. Allah bana şöyle bir ayet gönderdi: "Emaneti ehline verin." dedi. Emaneti ehline verin arkadaşlar. Ne olur, emaneti ehline verin. Üniversiteye hoca alırken ne olur ÖYP'yi tekrar yeniden getirin. Bunların hesabını vereceksiniz; bakın, vereceksiniz. Belki bu dünyada vermeyeceksiniz; aldım, oldu, bitti, zaten kanunlar geriye işlemez ama basübadelmevt var, öldükten sonra dirilme var, hesap verme günü var değerli arkadaşlarım ve bunun ardından ne yapıyorsunuz siz? Mülakatları getirdiniz? Neydi mülakat? Eskiden bir mülakat yapıyordunuz. Ardından bir Millî Eğitim Bakanı geldi, "Millî Eğitim Akademisi oluşturalım." dediniz. Ya, eğitim fakültelerine öğrenci alıyorsunuz. Bunlar geliyorlar, üniversite sınavlarına giriyorlar, liselerde çalışıyorlar, ortaokullarda çalışıyorlar. Anneler babalar yemiyorlar, içmiyorlar, giymiyorlar, gezmiyorlar; çocukları için harcıyorlar. Bunlar üniversiteyi kazanıyorlar, ardından beş yıl, dört yıl okuyorlar eğitim fakültelerinde. Öğretmenlik hakkını elde edecekler; "Yok, KPSS'ye gireceksin." Eskiden giriyorlardı, mülakatla eleniyorlardı. Doğru değildi ama yine de hadi neyse, bu mülakata yine bir mülakat... Şimdi, onlarca mülakat yapıyorsunuz arkadaşlar bu Millî Eğitim Akademisiyle beraber. Oradaki derslerle yapıyorsunuz, davranış notlarıyla yapıyorsunuz; bu da doğru değil kardeşlerim benim, arkadaşlarım, milletvekilleri ve kamuoyuna sesleniyorum: Doğru işler yapmıyorsunuz. Üniversite maalesef fikir anarşistlerin yeri olması lazımken üniversite eş dost, akrabaların yeri. Gelin, bir araştırma önergesi verelim, hep beraber araştıralım bu 204 üniversiteyi. 204 mü, 205 mi, sayısını da unuttum. 205 üniversite yanılmıyorsam eğer vakıf üniversiteleriyle beraber. Ve gelin, buralardaki akrabaları araştıralım; utanırız, vallahi utanırız, billahi utanırız ya. Baba üniversite hocası, hanım da üniversite hocası. Ya, baba, anne üniversite hocası, çocuk da üniversite hocası. Baba, anne, çocuk üniversite hocası, teyze de üniversite hocası, hala da üniversite hocası, dayı da üniversite hocası veyahut da onun akrabaları, birinci, ikinci derece akrabaları da üniversite hocası. Ne bereketli bir aile, ne zeki çocuklar, ne yetenekli insanlar, değil mi arkadaşlar? Onun için, gelin arkadaşlar, bununla ilgili de bir araştırma önergesi verelim. Ayıptır, ayıp, ayıp! İnanın, ayıptır!
Değerli arkadaşlar, bir denklik meselesi var, bu denklik meselesini de halletmemiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bununla ilgili olarak da açık ve şeffaf olması lazım YÖK'ün. Ardından "50/d" var, araştırma görevlisi alıyorsunuz, sözleşmeli olarak alıyorsunuz ve bunlarla ilgili de problemler çıkıyor. Şimdi, burada da torba yasada işte belli yaşa gelenler daha sonra üniversitede üniversite rektörünün görüşüyle YÖK'e gönderecek, YÖK de bunu iki yıl, iki yıl uzatacak sözleşmelerini; vallahi billahi buralarda da kriterleriniz bilimsellik olmayacak. Vallahi billahi tallahi burada da kriterleriniz ilim olmayacak, teknoloji olmayacak, bilgi olmayacak, mutlaka ve mutlaka ya duygusallık olacak veyahut da akraba kayırmaları olacak değerli arkadaşlar.
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üç yıldır fiilen atıl arkadaşlar. Burada Millî Eğitim, Kültür, Gençlik Komisyonunda görüşülmesi gereken yasalar neden Plan ve Bütçe Komisyonuna gidiyor? Üç yıldır bu Millî Eğitim, Gençlik, Kültür ve Spor Komisyonu neden atıl, hiç mi işiniz yok sizin? Ya, bu Komisyon toplanmaz mı? Bu Komisyon Türkiye'nin eğitim problemlerini, kültür problemlerini, gençlik problemlerini, spor problemlerini konuşmaz mı arkadaşlar? Konuşmuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Üçte 1'le İç Tüzük gereği toplanması gerekir; imza topluyoruz, toplantıyı yapmıyorsunuz, ondan sonra da demokrasiden bahsediyorsunuz, hukuktan bahsediyorsunuz. Geçirin bu yasaları, geçirin, elbet gün ola, harman ola diyor, teşekkür ediyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)