| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 117 |
| Tarih: | 29.07.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) - Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Muhterem milletvekilleri, kanun teklifiyle ilgili görüşlerimizi ifade etmeden önce Türk üniversiteleriyle ilgili bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yükseköğretim sistemi bir ülkenin yalnızca eğitim politikalarını değil, bilim üretme kapasitesini, ekonomik rekabet gücünü ve geleceğini de belirler. Bu nedenle üniversitelerimizi sadece sayılarıyla değil ürettikleri bilimle yetiştirdikleri insan kaynağıyla ve dünyadaki konumlarıyla değerlendirmek gerekmektedir. Doğrudur, son yirmi yılda yükseköğretimde önemli niteliksel büyümeler yaşanmıştır. Mesela üniversitelerimizin sayısı 76'dan 208'e, öğrenci sayısı yaklaşık 1 milyon 800 binden 6 milyon 300 bine ulaşmıştır. Devlet yurtlarının sayısı 190'dan, 200'den 850, 860'lara kadar ulaşmıştır. Yatak kapasitesi ise 182 binden 1 milyon 100 bine çıkmıştır. Bu veriler yükseköğretime erişimin genişlediği olumlu bir tablodur ancak aynı başarıyı nitelik göstergelerinde görmek mümkün değildir. Akademik Özgürlük Endeksi bunun en çarpıcı örneğidir. Ülkemiz bu endeksle 2009 yılında 115'inci sıradayken 2025 yılında 157'nci sıraya düşmüş ve son on beş yılda akademik özgürlükte en çok gerileyen ülkelerden ve hatta 1'inci ülke olmuştur. Uluslararası üniversite sıralamaları da benzer bir tablo ortaya koymaktadır. Üniversite sayımız artarken araştırma kalitesi, uluslararası işbirlikleri ve akademik görünürlük aynı hızla gerilemiştir, gelişememiştir. Bu durum mezunlarımızın istihdamına da yansımaktadır. Türkiye, Avrupa'da hem üniversite mezunu işsiz sayısında hem de işsiz oranında ne yazık ki ilk sıradadır. Üniversite mezunu işsizlik oranı ülkemizde yüzde 9,2 iken, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 3,8 düzeyindedir. Daha vahim olan husus ise üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranından yüksek olduğu tek ülkenin Türkiye olmasıdır. Son üç yılda mezun olan gençlerin istihdam oranını ölçen endekslerde ülkemiz 33 Avrupa ülkesi arasında ne yazık ki son sıradadır. Benzer şekilde, üniversite mezunlarının kendi alanında çalışma oranı Türkiye'de yüzde 56 iken Avrupa ortalaması yüzde 68 seviyesindedir. Bilim insanlarımızın çalışma şartları da ortalamaların oldukça gerisindedir. Akademisyen maaşları geçmişe göre artmış gibi görünmekle birlikte hâlâ Avrupa'nın çok gerisindedir. Öğretim üyesi maaşları Avrupa'nın 2,5-3 katı gerisinde durmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye 1 milyon kişi başına araştırmacı sayısında dünyada 41'inci sıradadır. Yine, ülkemizde doktora mezunu oranı yüzde 0,5 seviyesindeyken OECD ortalaması bunun tam 2 katıdır. Uluslararası akademisyen oranımız ise yüzde 1,5 düzeyindedir. Bu oran Avrupa ve ABD'de yüzde 20'nin üzerindedir. Bütün bu olumsuzlukların yanında iyi bir gelişme vardır, o da ülkemizin patent başvurularında ve AR-GE harcamalarında dünyada ilk 10 ülke arasına girmiş olmasıdır; bu, başarıdır, güzeldir lakin bu potansiyel hâlâ ekonomik değere dönüştürülememiştir. Zira yüksek teknoloji ihracatımız yaklaşık 10 milyar dolar seviyesindedir ve ülkemiz yüksek teknoloji ihracatçısı ülkeler sıralamasında hâlâ ilk 30'a dahi girememektedir. Bu durum bilimsel üretim ile katma değerli üretim arasındaki bağın kurulamadığını göstermektedir. Öte yandan, öğrencilerimizin ekonomik şartları da göz ardı edilmemelidir. KYK burslarının asgari ücrete oranı 2002 yılında yüzde 25 iken bugün yüzde 14'e gerilemiştir. Sonuç olarak yükseköğretimde niceliksel büyüme sağlanmış ancak niteliksel büyüme istenilen seviyenin oldukça altında kalmıştır. Bu, temel meselenin daha fazla üniversite açmak olmadığını göstermiştir; özgür düşünce, özgür akademik ortam olduğunu artık anlamamız gerekir. Akademik özgürlüğün güçlendirilmesi, liyakatin esas alınması, araştırma altyapısının geliştirilmesi ve mezunların nitelikli istihdamı zorunludur. Türkiye'nin geleceği ancak özgür düşünen ve bilim üreten üniversitelerle güvence altına alınabilir.
Muhterem milletvekilleri, görüşülmekte olan teklife baktığımız zaman yükseköğretim sistemimizi ilgilendiren önemli düzenlemeler içermektedir. Bu teklifi, ilki hazırlanışı, diğeri de içeriği olmak üzere temel olarak iki açıdan ele almak istiyorum. İlk olarak hazırlanış sürecini incelediğimizde, öncelikle bu teklif farklı alanlardaki düzenlemeleri aynı metinde toplayan klasik bir torba kanun niteliğindedir. Bu yöntem sağlıklı yasama sürecini zayıflatmakta, Meclisin denetim fonksiyonunu olumsuz etkilemektedir, üstelik teklif tali komisyonlarda görüşülmemiş, Komisyonda maddeler müzakere edilmeden önergeler onaylanmıştır oysa hepimizin de bildiği gibi, müzakere karardan önce gelir. Yine, üniversiteleri ilgilendiren bu düzenlemelerde tüm paydaşların görüşlerine ne yazık ki başvurulmamıştır. Bu yönüyle de etkin yasamanın vazgeçilmez unsuru olan katılımcılık ilkesi yok sayılmıştır.
İkinci olarak, teklifin içeriğine baktığımızda ise kronik sorunlara çözüm sunmadığı açıkça görülmektedir. Öncelikle şunu söyleyebiliriz: Teklifte bilimsel özgürlüğü güçlendirecek, üniversite özerkliğini geliştirecek ve beyin göçünü azaltacak bir vizyon bulunmamaktadır. Yine, teklife göre birçok konuda idarenin takdir yetkisi genişletilmekte, objektif ölçütler belirsiz kavramlara bırakılmaktadır. Bu durum hukuki belirliliği zayıflatmaktadır, hâlbuki üniversitelerde güveni sağlayacak olan kurallardır. Yine, teklifte yer alan yabancı uyruklu uzmanlık öğrencilerine ilişkin düzenleme Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu yaklaşımın tersine yeni bir ayırımcılık yaratma riski taşımaktadır ki sakıncalı olduğu da görüldü. Ayrıca, teknoloji transfer ofisleri ve vakıf üniversitelerine dair ifadeler belirsizlik içermektedir. En dikkat çekici düzenleme ise akademisyen atamalarında güvenlik soruşturması şartının genişletilmesidir. Oysa, akademik yükselmenin ölçüsünün bilimsel başarı olması gerekir. İYİ Parti olarak biz objektif güvenceler içermeyen değerlendirmelerin akademik güven ortamını zayıflatacağı endişesini taşımaktayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
Buyurun.
METİN ERGUN (Devamla) - Son olarak, öğrenci affına ilişkin düzenlemeyi ve tıp, diş hekimliği fakültelerinde emeklilik yaşını doldurmuş tecrübeli akademisyenlerden yararlanılmasının önünün açılmasını ve öğrencilere yönelik af düzenlenmesini olumlu karşılıyoruz.
Muhterem milletvekilleri, Türkiye'nin yükseköğretimde kapsamlı bir reforma ihtiyacı vardır. Üniversitelerimizin küresel rekabet gücünü artırmak için bilimsel üretim ve araştırma bütçeleri desteklenmeli, akademisyenlerin alım gücü yükseltilmeli, genç akademisyenlere fırsatlar sunulmalı, hukuki güvenlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik hâkim olmalıdır. Bilinmelidir ki bilim ancak özgür ortamda gelişir; akademisyen kendisini güvende hissetmelidir, üniversiteler siyasetin değil, bilimin rehberliğinde gelişmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)