GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:117
Tarih:29.07.2026

YENİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanunun ikinci bölümü üzerine partim adına söz almış bulunuyorum.

Şimdi, yine böyle dağınık, yama gibi bir torba yasa karşımızda. Sadece torba değil, o anlık ihtiyaca göre tasarlanmış, ortaya konulmuş, bütüncül bir yaklaşıma sahip olmayan bir torba yasayla karşı karşıyayız ama üniversiteler kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyuyor. Bu şekilde anlık, yama şeklinde çarelerle, çözümlerle asla mesafe alınmayacağı açık fakat gündemimizdeki torba yasayla ve aslında torba yasa yöntemiyle bu ihtiyaçları karşılamak mümkün değil. O kadar dağınık ki kanun teklifi, örneğin 6'ncı madde ile 12'nci madde aslında akademideki sahtecilikle ilgili; bu 2 madde art arda gelebilirdi, aynı maddenin parçaları olabilirdi. Komisyonda da sorduk "Neden 6 ve 12?" diye. Oradan da bir açıklama gelmedi, herhâlde öyle takdir edilmiş.

Şimdi, hiçbir meseleyi kapsamlı şekilde ele almıyoruz, istişare yapmıyoruz. Bakın, eğer Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu iki yıldır sadece bir defa toplanıyorsa zaten çok fazla söze gerek yok. 3 tane Bakanlığın ortak çakıştığı alan olan bu Komisyon iki yıldır toplanmıyor. Aslında eğer kapsamlı bir reform, kalıcı bir reform kaygısı olsaydı bütün yasama bileşenleri, bütün partiler, bütün muhalefet sürece katılırdı. Bu da yetmez, yasama bileşenleri, partiler aynı zamanda sivil toplumu da sürece katarlardı. Bu asla yapılmadı, tam tersi Ankara'da bir ay boyunca Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyelerine dayak atıldı, bir ay boyunca. Bu utanç zaten bu Parlamentoya bilmiyorum yeter.

Şimdi, biraz sonra tartışmaya başlayacağımız 15'inci madde bu torba yasanın kamuoyunda bilinmesini de sağlayan öğrenci affıyla ilgili. Bu maddeyle yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmekte iken ilişiği kesilenler ve bu yükseköğretim kurumlarına kayıt hakkı elde ettiği hâlde çeşitli sebeplerle kayıt yaptıramamış öğrencilere yükseköğretimlerine devam etme hakkı tanınıyor. Özellikle 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız depremin üniversite öğrencileri üzerinde yarattığı tahribat ortadayken bu affa ihtiyaç olduğunu biz de kabul ediyoruz. Ancak af maddesinden sonra ne geliyor? Sözleşmeli öğretim üyelerinin yaş düzenlemesi, vakıf yükseköğretim kurumlarına ek kaynak oluşturulması, bir üniversitenin adının değiştirilmesi, çeşitli ilçelerdeki birimlerinin açılıp kapanması gibi enteresan düzenlemeler.

Değerli milletvekilleri, öğrencilere eğitimlerine devam etmeleri için af çıkarmak tek başına hiçbir şeye çözüm değil. YÖK'e bizzat verdiğim soru önergemize gelen yanıta göre 2022 yılında öğrenci affından yararlanarak yükseköğretime geri dönen öğrencilerin sadece yüzde 15'i programlarını bitirerek mezun oldular, yüzde 23'ü ise kayıtlarını silmek zorunda kaldı tekrar. Lisans programlarına 2022 affıyla geri dönen öğrencilerin sadece yüzde 11'i mezun olabildi. Bu rakamlar bize açıkça şunu gösteriyor: Af yetmez, yapıcı ve yapısal sorunlara odaklanmak ve çözüm getirmek gerekir. Bunu da biz yapacağız.

Bakın, şöyle bir mevzu var: EĞİTİM-SEN'in raporuna göre barınma ihtiyacı olan her 4 yükseköğretim öğrencisinden sadece 1 tanesine devlet yurt sağlayabiliyor, geri kalanlar, yurda yerleşemeyenler yüksek kiralara, özel yurtlara ve de güvencesiz barınma biçimlerine mahkûm ediliyor.

Bir diğer sorun diplomalı işsizlik. EUROSTAT verilerine göre 2024 yılında Türkiye, üniversite mezunu işsizlik oranının genel işsizlik oranını aştığı tek ülke. 25-34 yaş grubundaki işsizlerin yaklaşık yüzde 50'si yükseköğretim mezunu. Böyle olunca da üniversite diploması değerini kaybediyor. Gençler kaygıyla soruyor: "Boşuna mı okuduk, boşuna mı okuyoruz?" Eğitim hakkını engelleyen barınma sorunu ve diplomanın değersizleşmesi gibi sosyal ve ekonomik sorunlara hiç dokunmayan ve sadece kayıt yenilemeye odaklanan bir öğrenci affının başarısı yine oldukça sınırlı kalacaktır. Gençlerin üniversite eğitiminin kendilerine bir katkı sunacağına dair inançları ciddi olarak zayıflıyor, ailelerinin de öyle. Örneğin, siz çocuğunuzu Anadolu'da bir üniversiteye gönderiyorsunuz, orada İngilizce öğrenmeden uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oluyor ve bu çocuk bir markette kasiyerlik yapıyor yani bunu gören insanlar da "Benim çocuğum bu şekilde eğitim alıp üretimden de kopacaksa hiç üniversite eğitimi almasın." şeklinde bir düşünceye sahip oluyor. Dolayısıyla, cumhuriyetin kamusal eğitim yoluyla yoksul ve varlıklı kesimleri eşitleme anlayışından her gün giderek çok daha uzaklaşıyoruz. Şimdi, YKS'ye başvuranlardaki sistemli düşüş de zaten çok şey anlatıyor. Bakın, YKS'ye başvurular son dört yıldır sürekli düşüyor. 2026 YKS başvuruları ise son altı yılın en düşük oranları. Örneğin, bu yıl YKS'de temel yeterlilik testine 2 milyon 225 bin aday girdi, hâlbuki, geçen sene bu sayı daha fazlaydı, 2 milyon 351 bin. Üniversitelerden kaçışı sayılar açıkça gösteriyor. Peki, bu kanun teklifi öğrencilerin yurt ve burs sorunlarıyla ilgili ne diyor? Hiçbir şey.

Öte yandan, nitelikli bir üniversite eğitimi, atanmış rektörlerin liyakati hiçe sayıp paraşütle eş, dost ve akrabalarını üniversitelere yerleştirmeleriyle daha da hayal oldu. Biliyorsunuz, bir üniversiteye çökmenin en acı örneklerinden biri Boğaziçi Üniversitesi. Kayyum Rektör Naci İnci döneminde sadece üniversitenin idari kadrolarına, sizlerin kaybettiği belediyelerden 600'ün üzerinde idari personel taşındı. Küçücük bir üniversiteye Üsküdar Belediyesinden örneğin -kaybettiniz ya- 600'ün üzerinde idari personel taşıyorsunuz. Hiçbir şekilde devletin kaynakları, kamunun kaynakları sizi ilgilendirmez; yandaşınıza iş bulmak sizin için vatandaşa iş bulmaktan çok daha önemli. Yine, akademik birimlerin bilgisi dışında ve itirazlarına rağmen yapılan akademik atamalarla liyakat dışı akademik kadrolaşma sürdürülüyor. Kütüphane ve yurtlar yıkıldı, öğrenci kulüplerinin çalışması engellenerek kampüs öğrencisizleştirildi; böylece, üniversitenin hem mekânsal hem de kurumsal hafızası yok edilmeye çalışıldı. Yani atanmış kayyum rektörler varken biz akademik özgürlüklerden ne kadar bahsedebiliriz?

Bakın, yine, ben de bir barış bildirisi imzacısı, barış akademisyeniyim, bu konuya girmezsem çok sayıda insan bana tabii ki haklı olarak sitem eder. Bakın, benim davam on yıldır devam ediyor ve hâlâ Danıştayda. On yıl, bir insanın meslek hayatı yirmi beş yılsa on yılını sizin hukuki süreçlerinizde çalmış durumdasınız, otuz yılsa da üçte 1'ini. Böyle bir hakkınız kesinlikle yok. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin lehimize verdiği karara rağmen bizi bu süreçlerde süründürüyorsunuz. Ben bunun bilinçli yapıldığını düşünüyorum çünkü OHAL Komisyonu bizi tam beş yıl oyaladı ama ben bu kürsüye sahibim, ne mutlu, bunu buradan dillendirebiliyorum ama yurt dışına gidip perişan olan arkadaşlar var. Siz "hukukun üstünlüğü" diyordunuz, üstünlerin hukukuyla sadece kendi mağduriyetinizi gözeten bir duruma düştünüz, düştüğünüz yerden kalkamıyorsunuz, millet de gereken şekilde bunun hesabını size soracak.

Bakın, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması... Anayasa Mahkemesi 2019'da bunu iptal etti, bir şekilde devamlı bunu karşımıza çıkarıyorsunuz. Bakın, bu, açık ve net bir fişleme yöntemine dayalı bir usul olmak zorundadır, başka yolu yoktur. Öyle ya, ben bir genç akademisyen olarak araştırma görevlisi olmak istiyorum, benimle ilgili kararı nasıl vereceksiniz? Bir fişleme olmak durumunda. Anayasa Mahkemesi "Kardeşim, Kişisel Verileri Koruma Kanunu'na aykırıdır bu." diyor ve "İdareye çok geniş tasarruf hakkı tanıyor." diyor, iptal ediyor, aynı şekilde getiriyorsunuz. Bu ısrar nereden kaynaklanıyor, açıkça bilemiyorum ama şunu söyleyeyim: 18-19 yaşında bir genç belki bir “tweet” attı diye, belki bir eyleme katıldı diye onu ömür boyu akademiden men etme hakkını size kim veriyor? Bu Anayasa’nın vermediği kesin, lütfen kendinize gelin, bu maddeyi bir daha karşımıza lütfen çıkarmayın. Gerçekten bu madde sadece bizimle alakalı değil, hepinizin evladı var yani herkesle alakalı. Lütfen, bir kez de kendi topluluğunuzu değil, bütünü düşünen, geneli düşünen kamusal bir hareketle bu utanç verici düzenlemeyi bir daha karşımıza çıkarmayın çünkü bu çok açık bir fişleme yöntemidir ve akademisyenlerin de her insanın olduğu gibi çelişerek gelişme, hata yaparak kendini olgunlaştırma hakkı vardır, bu hakkı almaya kalkmayın.

Şimdi, akademisyen maaşlarına bakalım. Bakın, 2002 yılında bir akademisyenin ortalama gelirden 3,6 kat daha fazla aldığını biliyoruz yani ortalama gelirden 3,6 kat daha fazla gelirleri var, bugün bu 2 katına kadar geriledi yani akademisyenlerin özlük haklarında ve gelirlerinde çok ama çok ciddi bir gerileme var, bu erime durdurulamazsa elbette vasıflı, nitelikli arkadaşlarımızın akademiye kazandırılması son derece zor.

Gelelim, kanayan yara olan vakıf üniversitelerine. Bakın, bu kanun değişikliği teklifinin 9'uncu maddesiyle vakıf yükseköğretim kurumlarına uygulanacak bazı yaptırımlar düzenleniyor, örneğin faaliyet izninin durdurulmasıyla ilgili pek çok madde getiriliyor. Şimdi, iyi niyetle bakarsak aslında böyle bir faaliyet izninin durdurulmasının belli kurallara bağlanması doğru ama kötü niyetle bakarsak Bilgi Üniversitesini hatırlarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

YÜKSEL TAŞKIN (Devamla) - Bilgi Üniversitesine ne oldu? Efendim, yukarıdan birden kapatıldı. Ben iddia ediyorum, yanılabilirim, spekülasyon yapıyorum, Bilgi Üniversitesi kapatıldığında YÖK'ün haberi yoktu; ben böyle düşünüyorum, bütün işaretler bu yönde. Üç gün sonra niye açıldı? Sonra siz bu üniversiteye... Şu anda başvuru için reklam veriyor üniversite. Ya, bu üniversiteye yaptığınız kötülük ayıp değil mi arkadaşlar? Bakın, sezona o kadar az kalmış, üniversiteyi kapattınız, açtınız; kim buraya çocuğunu gönderir ya? Bu hakkı nereden alıyorsunuz? Devlet böyle yönetilebilir mi arkadaşlar? Bakın, tarih ve sosyoloji bölümlerine hiç öğrenci almıyorsunuz, neden? Eleştirel baktığı için değil mi bunlar? Yani oradaki mezunlardan memnun değilsiniz ve oraya daha öğrenci almıyorsunuz. Ya, böyle olur mu arkadaşlar? Devlet böyle yönetilmez. Kendi inanç sistemine göre sana yabancıysa, sana tersse onun anayasal vatandaşlık hakkı, var olma hakkı, farklılık içinde var olma hakkı sizin için önemli değil, illa size benzeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL TAŞKIN (Devamla) - O insanların birbirini birbirine benzetme çabaları zaten Türkiye'de demokrasiyi kuramamamız, asla çoğulcu bir düzene geçemememizin temel nedeni. O yüzden de bu tür girişimlerinizden bir vazgeçmenizi talep ediyoruz. Zaten bütüncül bir reform anlayışını biz partimiz olarak hayata geçireceğiz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)