GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:118
Tarih:30.07.2026

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sizi, Genel Kurulu ve ekranları başındaki değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Genel Kurula gelmeden evvel Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un katıldığı bir programda ifade ettiği "Süreç yasası genel af değildir, af değildir." cümlesi oldukça dikkat çekiciydi çünkü İYİ Partinin katılmadığı, İYİ Parti dışında Parlamentoda grubu bulunan tüm partilerin katıldığı bu Komisyon, terörsüz Türkiye komisyonu, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nun 39'uncu sayfasında örgüt mensuplarının durumu, hangi örgüt olduğu da malum ama onu yazmaktan hep imtina ediyorlar yani PKK terör örgütünün mensupları yani teröristlerle ilgili diyor ki: "Bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Yasal düzenlemeler toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır." Yani mealen şunu diyor: Biz bunları affedeceğiz ama topluma bunu nasıl yutturacağımıza ilişkin süslü cümleler... Bugün ortalama hukuk bilgisi olan herkes bilir ki denetimli serbestlik, şartlı salıverme, adli kontrol, bunların hepsi -eğer cezaevindeyseniz dışarı çıkarsınız, cezaevinde değilseniz cezaevine girmezsiniz- birer adli işlemdir. Dolayısıyla böyle süslü laflara, kalabalık laflara gerek yok, bunun apaçık teröristlere "infaz indirimi" adı altında bir af olduğu ortada. Dolayısıyla bunu çok fazla dolandırmanın bir anlamı yok. Kaldı ki günlerdir, hatta haftalardır ısrarla bu söz konusu yasadan bahsediliyor; kimileri kök, kimleri çerçeve diyor, adı her ne haltsa, bu yasadan bahsedilirken bu yasaya ilişkin ne yazık ki bu Komisyona yalvar yakar ya da bir şekilde köşeye sıkıştırılarak, bu Komisyon masasına oturtturulan partilerin hiçbirinin bu söz konusu yasaya ilişkin bir fikri ve bilgisi yok. Nasıl mı diyorum? Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bir açıklama yapıyor: "Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Meclisin takdirine sunacağız." E, şimdi, bugün Parlamentoda grubu bulunan partilerin, bu Komisyondaki partilerin hiçbirinin bu yasal düzenlemeye ilişkin bir bilgisi yok. Bir şey yapılıyor da peki, siz bunun üzerinde kiminle çalışıyorsunuz? Yani bu Komisyonun üyeleri değilse, siz bu yasanın üzerinde kiminle çalışıyorsunuz? Bu Komisyon raporunu yazan partilerin yetkilileri o Komisyonun üyeleri değilse kiminle çalışıyorsunuz? O zaman da kamuya açık kaynaklardan edindiğimiz, bu İmralı'daki terör hükümlüsü Abdullah Öcalan'ın söz konusu yasa taslağına onay verdiğine ilişkin PKK terör örgütünün yöneticisi olan teröristlerin yaptığı açıklamalar var. O zaman, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklama çerçevesinde bu yasa, Adalet ve Kalkınma Partisi ile İmralı'daki terör hükümlüsü Abdullah Öcalan'ın üzerinde çalıştıkları bir yasa anlamına geliyor. Bu, çok basit ve net.

Şimdi, devam ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanının yine, yapmış olduğu açıklama, yine, bu sürecin bir diğer paydaşı olan DEM PARTİ'nin Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın geçtiğimiz günlerdeki açıklamasıyla da örtüşüyor. Diyor ki Sayın Erdoğan: "Partimizin Ekonomi İşleri Başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre, terörün faturası gayrisafi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5.800 doları, ihracatta ise..." Bunları tek tek sayıyor. "Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Yatırım istihdam, finansman, turizm, tarım, güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor." Bu, Sayın Erdoğan'ın yapmış olduğu açıklama. Peki, bir buçuk yıldır, seçilmiş belediye başkanlarını karga tulumba, gizli tanık ifadeleriyle tutuklayıp gözaltına alıp Türkiye'nin ekonomisini, Türkiye'nin borsasını... Bütün bunların hepsinin sonuçları hiç umurunuzda mı, madem bu kadar detaylı bir çalışma yapıyor partinizin Ekonomi İşleri Başkanlığı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Her gün bir belediye başkanının gözaltına alınması haberiyle uyanıyoruz; her gün, her gün bir belediye başkanının gözaltına alınma haberiyle uyanıyoruz. Buna ilişkin süreçlerin tamamına ilişkin yapılan itirazlarda... Mesela çok enteresandı Sayın Başkan -her gün duyduğumuz ama- dün aslında Sayın Lütfü Türkkan konuşurken bir anda farkına vardım; çıkan bütün hatipler iktidar sıralarına doğru dönüp işte bu haksız tutuklamalara, adil yargılamanın nasıl ortadan kalktığına ilişkin ithamlarda bulunurken "Tutukluyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz." gibi cümleleri bu şekilde sarf ettiler. Aslında geçmişe dönük de bütün hatipler bu şekilde sarf etti ama iktidar sıralarından şöyle bir cevap hiç gelmedi: "Tutuklamaya sevk eden savcılardır, tutuklama kararını veren hâkimlerdir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Çok söyledik.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Çünkü bu cevabı verememelerinin ya da verecekleri bu cevabın arkasında duramamalarını sebebi yıllardır -eski taşeron ortakları FETÖ dönemi de dâhil olmak üzere- açılan her soruşturmayı, yapılan her gözaltını, her tutuklama kararını canhıraş bir şekilde oturdukları koltuklardan savunmalarından kaynaklanıyor yani "Biz bu davanın savcısıyız, biz bu davanın müdahiliyiz." duruşundan kaynaklanıyor. Diyemediler ki oturdukları yerlerde: "Tutuksuz yargılanmak esastır, temel hak ve özgürlükler esastır, biz de bu tutuklamaları ibretle, merakla, endişeyle seyrediyoruz." Çünkü taraf olduklarını ama öyle ama böyle ama sarih ama gizli her beyanlarıyla, hem tutumlarıyla her seferinde burada itiraf ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Gene bir başka örneği vermek istiyorum. Bu, Cumhurbaşkanlığı danışmanı ya da başdanışmanı ya da her neyse, Sayın Mehmet Uçum: "Bürokratik vesayete yeltenenler bir gecede giderler." Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine biz tek adam rejimi dedikçe herkes ayaklanıyor, "Hayır, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi..." vesaire... Şimdi, 2 parametre var. Bir, buraya çıkan her hatip iktidar sıralarından "Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde..." deyip de bürokrasinin ya da Bakanlıkların ya da Parlamentodakilerin yaptıkları bütün hataları ya da yaptıkları her eylemi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde ve onun onayında olduğunu ifade ediyorlar. İşte o yüzden bunların hepsinin bütünü ve totali tek adam rejiminin bir tezahürüdür, pekiştiren de budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Son dakikam mıydı benim?

BAŞKAN - Evet.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Suistimal etmek istemiyorum ama bir cümleyle bunun bütün sisteme ilişkin olacağını düşünüyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Öncelikle teşekkür ediyorum Sayın Başkan, diğer Grup Başkan Vekillerine anlayışları için teşekkür ediyorum.

Sayın Uçum'un ifadesi şu: "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bürokratik vesayet olmaz, Cumhurbaşkanının programına karşı tarafsız olamazlar. Nitelikleri itibarıyla kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde tarafsızlar, tam tersi de seçilmiş iradeye bağlı hareket etme yükümlülükleri vardır." Seçilmiş irade de bu ülkede kanunlara ve mevzuata uygun hareket etmek zorundadır, tüm atadığı bürokratlar da kanuna ve mevzuata uygun hareket etmek zorundadır, onları atayan iradenin istek, arzu ve duygularına uygun hareket etmek zorunda değildir.

Sayın Uçum'un hem hukukçu olması hem de uzun zamandır Cumhurbaşkanlığında Danışman olması sebebiyle aslında sistemi neye dönüştürdükleri, bilinç altlarında neye hâkim oldukları ve neyi Türkiye'ye yaymak istediklerinin açık tezahürüdür. Bunu da kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)