| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 118 |
| Tarih: | 30.07.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. Kırk yılı aşkın süredir işkenceyi, kadın cinayetlerini, cezaevindeki hak ihlallerini, zorla kaybetmeleri, ayrımcılığı ve yaşam hakkı ihlallerini belgeleyen, raporlayan, kamuoyuyla paylaşan İnsan Hakları Derneği son dönemlerde art arda gelen erişim yasaklarıyla karşı karşıya. Özellikle hem erişim engelleri hem de içerik kaldırma kararlarıyla aslında İHD'nin sesi kesilmek isteniliyor. Son olarak, BTK mahkeme kararlarını gerekçe göstererek İHD'nin yıllar önce yayınladığı kadın hakları ihlali raporlarını internet sitesinden kaldırılmasını talep etmiş. Bakın, yıllar önce yani 2020-2021'de yayınlanan raporun bugün mahkeme kararları gerekçe gösterilerek BTK eliyle de içeriğin kaldırılması isteniyor. Şimdi sormamız gerekiyor: Gerçekten değişen ne? Hakikat mi değişti bu ülkede? Kadınlar mı katledilmiyor? Kadınlara karşı hak ihlalleri mi olmuyor? Kadınların maruz kaldığı şiddet mi ortadan kalktı? Yoksa aslında iktidarın gerçek ile hakikatle kurduğu ilişkide bir sorun mu var? Yani "Aslında, iktidar gerçeği duymamak için, hakikati toplumun duymaması için herkesin ağzını kapatmaya, her demokratik kurumun kapısına kilit vurmaya, hepsine erişim engeli getirerek aslında hakikatin üstünü örtmeye mi çalışıyor?" diye sormamız gerekiyor. Şimdi, kamuoyunun bilgi edinme hakkı var, ifade özgürlüğü hakkı var; normal koşullarda Anayasa'ya göre. İnsan hakları mücadelesi en önemli mücadele başlıklarından biri ama bütün bu konularda ciddi bir erozyon var, ciddi bir engelleme var, AKP Hükûmetinin sistematik baskısı var. Bunu açık ve net bir şekilde söyleyelim. Bu, sadece İHD'yle ilgili bir sorun da değil. Bugün gazeteciler susturuluyor, görüşünü, düşüncelerini yazdıkları için sabah, kapıları kırılıyor, evlerinden gözaltına alınıyor. Akademisyenler soruşturuluyor, kadın örgütleri hedef gösteriliyor, barolar baskı altına alınıyor, demokratik kitle örgütleri susturulmaya çalışılıyor. Aslında, AKP açısından dikensiz bir gül bahçesi yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz. Şimdi açık söyleyelim: Bu raporlar niçin önemli? Bu raporlar geriye dönüp baktığımızda Türkiye'nin nereden nereye geldiğini ve var olan hükûmetlerin karnesini ortaya koyuyor ve bizim açımızdan da kadın örgütleri açısından, kadınlar açısından, bu ülkede kadın özgürlük mücadelesi yürütenler açısından da ciddi bir hafızaya denk geliyor ama AKP kadına yönelik şiddeti engellemek yerine, bu konuda düzenleme yapmak yerine; hayır, şiddeti belgeleyenleri susturmayı, hakikatin üstünü örtmeyi tercih ediyor. O anlamıyla buradan bir kez daha söylüyoruz: Raporları yasaklayarak hiçbir yere varamazsınız, hakikati değiştiremezsiniz. Kafanızı kuma gömdüğünüz için hakikat değişmez. İnsan haklarını savunmak suç değildir, hak ihlallerini belgelemek suç değildir, gerçeği kamuoyuyla paylaşmak suç değildir. O anlamıyla İnsan Hakları Derneği ve tüm insan hakları savunucularının yanında olduğumuzu, mücadelelerinin mücadelemiz olduğunu ve böyle antidemokratik, hukuksuz uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, tarihî acı olayların yıl dönümleri bu ülkede ne yazık ki bitmiyor. Bu tarihlerden birisi de "1943 Mustafa Muğlalı olayı" diye de bilinen, aslında 33 kurşun olayı, 33 kişinin katledilmesi meselesi. 1943 yılında temmuzun sonları, 28 ile 30'u, çeşitli rivayetler var, burada 33 köylünün hayvan kaçakçılığı yapması gerekçesiyle gözaltına alındıkları, hiçbir yargısal sürece tabi kılınmadan, onların Sefo Deresi'nde kurşuna dizilerek katledildiği o acı günün içerisindeyiz. O anlamıyla 32 kişinin yaşamını yitirdiği, 1 kişinin de yaralı kurtulduğu bir mesele. Peki, sonrasında ne oldu? Gerçekten Türkiye 33 kurşun, Mustafa Muğlalı katliamıyla yüzleşti mi, gerçekten o katliamı yapanlar yargılandı mı? Hayır. Aksine, Mustafa Muğlalı'nın adı bu ülkede kışlalara verildi, yollara verildi yani "Sen bu katliamı yapabilirsin, bu ülkede katliam yapabilirsiniz. Kürt'ü katletmek, köylüyü katletmek, sivil yurttaşı katletmek, yargılamadan kurşuna dizmenin bir sonucu yoktur." mesajı bizzat bu devlet tarafından verildi. Şimdi, yeni bir arifedeyiz, yeni bir dönemdeyiz. Barışı konuşuyoruz, çözümü konuşuyoruz, demokrasiyi konuşuruz. O zaman sormak istiyorum: Gerçek anlamda 33 kurşun olayıyla, Mustafa Muğlalı'nın katliamıyla yüzleşecek miyiz? Dönüp o kara sayfaları açıp "Yanlış yapmışız, eksik yapmışız, hata yapmışız, özür diliyoruz." denilecek mi? Bunun denmesi gerekiyor Sayın Başkan. O anlamıyla ben hem 32 yurttaşı, orada yaşamını yitirenleri saygıyla, rahmetle, minnetle anarken bu tarihin karanlık sayfalarında hakikatin açığa çıkması için ele alınması gerektiğini ve onarıcı bir adaletin devreye girmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, yine 3 Ağustos 2014'te de biliyorsunuz Şengal'de büyük bir Ezidi soykırımı oldu. IŞİD tarafından bir saldırı gerçekleştirildi, 6.400'den fazla kadın ve çocuk kaçırıldı, köle pazarlarında satıldı. Her zaman o Musul'daki köle pazarları sanırım hepimizin hafızasında hâlâ çok canlı. Bunun ardından dünya kadar aramalar oldu, bazı insanlar, bazı kadınlar bulundu, ailelerine kavuştu ama hâlâ çok fazla sayıda kadın ve çocuğun kayıp olduğunu biliyoruz. O anlamıyla Ezidi katliamını BM bir katliam olarak, bir soykırım olarak tanıdı ama hâlihazırda bu konuda Türkiye'den atılmış bir adım yok. Oysaki Türkiye aynı zamanda Ezidi Kürtlerini de bağrında barındıran ve yanı başında çok büyük bir Ezidi nüfusla komşuluk ilişkileri olan bir ülke, o anlamıyla bu katliamın tanınması ve gerçekten bugün kayıp olan Ezidi kadın ve kız çocuklarının ailelerine kavuşması konusunda da Türkiye'nin adım atması gerektiğinin altını çiziyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok ferman gördüler, gerçek anlamda Ezidi halkı çok katliamdan geçti, 73 ferman gördü ama ne dilini ne inancını ne de kültürünü bırakmadı, bu anlamıyla orada yaşamını yitirenleri de saygıyla minnetle anarken Ezidi halkının direnişini de buradan selamladığımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz. 3 Ağustos tarihi, kara bir gündür, bir katliam günüdür, bir soykırım günüdür, acı bir gündür ama sadece acı bir gün değildir, aynı zamanda hesaplaşılması gereken bir gündür. Hakikatin açığa çıkarılması gereken bir gün olduğunu da ifade etmek istiyorum.
Çok başlık var Sayın Başkan ama çok kısa bir şeye de değinmek istiyorum izin verirseniz. Şimdi, her sabah belediyelere operasyon haberleriyle uyanıyoruz. Gerçekten bir hukuk devletinde seçilmişlere böyle mi yaklaşılır? Hani, DEM PARTİ olarak çok alışık olduğumuz sahneler, onu açık ve net söyleyelim. Yıllardır sistematik baskı altındayız, evlerimizin kapıları kırıldı, insanlarımız gözaltına alındı, tutuklandı, sürgüne gittiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakika veriyorum.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Ama artık, biz bu Türkiye'nin geride kalmasını istiyoruz. Hukuk devletinin hâkim olduğu, adaletin tesis edildiği bir ülke hepimizin ihtiyacı. O anlamıyla, yargı eliyle siyasi partilere yönelik bu kuşatma girişimleri, yargı eliyle belediyeleri işlevsizleştirme, masumiyet karinesini ihlal etme ve tutuklamayı bir istisna olmaktan çıkarıp bir kural hâline getiren bu yaklaşımlardan derhâl vazgeçilmelidir. Elbette, bir suçu olan varsa yargılanmalı, bağımsız yargının önünde soruşturulmalı, varsa bir cezası çekmelidir ama böyle operasyonlarla, böyle sabahın köründe kapılara dayanmakla, masumiyet karinesini hiçe sayarak seçilmiş iradeyi hedef almakla böyle bir sürecin olmayacağını ifade ediyorum. Derhâl buradan vazgeçilmesi çağrısını da bir kez daha yapmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum size de Sayın Başkanım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)