| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 118 |
| Tarih: | 30.07.2026 |
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde kanun teklifinin kamuoyunda bir beklentiye dönüşmesinin de sebebi olan öğrenci affını düzenliyor. Nedir temel felsefesi bu işin? Eğitim hayatı kesintiye uğramış kişilere yüksek öğrenimlerini tamamlayabilmeleri için bir fırsat tanımak. Peki, bunun esası nedir? Hakkaniyet. Zira eğitim bir defaya mahsus olarak tanınan bir hak değildir, yükseköğretime erişim bir defaya mahsus tanınan bir imkân değildir. Bu nevi düzenlemeleri yaparken misal önceki aflardan yararlananları kategorik olarak kapsam dışında bırakmaya kalkarsanız kanunu hem sosyal amacından koparırsınız hem de hak kullanımını bir dışlanma sebebine dönüştürmüş olursunuz ki bu teklifin ilk hâli de öyleydi, bu tehlikeyi içeriyordu. Maddenin ilk hâlinde af, daha önce bu kapsamda tanınan haklardan yararlanmamış olmak şartına bağlanıyordu. Ben Millî Eğitim Komisyonu üyelerine teşekkür ediyorum, Eğitim Politikaları Başkanımız Şenol Sunat'ın da diğer üyelerin de ısrarla ifade ettiği yapıcı eleştiri ve itirazlara kulak verdiler, ortak akıl işletilerek bir yanlıştan dönülmüş oldu çünkü geçmişte bir aftan faydalanmış olmak yükseköğrenimi tamamlayabilmiş olmak anlamına gelmiyor. Çıkan son öğrenci affından bu yana mesela milletin kahir ekseriyetini nefes almaktan başka hiçbir yaşamak emaresi gösteremez hâle getiren bir ekonomik çöküş, derin yoksulluğun neredeyse ortalama standart hâline gelmesi, yaşanan büyük deprem felaketi, milyonlarca insanın evlerini, ailelerini, işlerini, geçmişlerini ve gelecek ümitlerini kaybetmesi, yükseköğrenimde barınmanın her gün daha da güçleşmesi Türkiye şartlarında eğitimi tamamlayabilmeyi değil de maalesef tamamlayamamış olmayı normalleştiren trajedilerdi, hâlâ da öyle. Dolayısıyla biz İYİ Parti olarak vatandaşlarımıza, gençlerimize yükseköğretimden faydalanmaları için bir fırsat daha sunmayı destekliyoruz ve fakat şu uyarıyı da yapmak ihtiyacı duyuyoruz: Bir an önce, hiç vakit kaybetmeden yükseköğretim diplomasına sahip olmayı anlamlı kılacak eğitim politikaları tesis etmek zorundasınız. Ülkenin ihtiyaç duyduğu kadroları tespitle, dünya yapay zekâdan süper zekâya evrilirken sektörlerin sürdürülebilirliklerinin analizi eşliğinde doğru bir yükseköğretim planlaması yapmak ve gençlere artık hayal satmaktan vazgeçmek zorundasınız. Hâlihazırda eğitimini sürdüren yahut bu aftan faydalanıp da sürdürecek olanlar atanamayan öğretmen adayı, atanamayan sağlık teknikeri, atanamayan ziraat mühendisi, atanamayan psikolog, atanamayan veteriner olarak mezun olmamalı. Milyonlarca genci, ihtiyaç fazlası muamelesi görmeye mahkûm etmeyecek bir yükseköğretim politikası, dediğim gibi, tesis etmek zorundasınız.
Değerli milletvekilleri, bugün sabah haberlerini izlerken ben bir insan olarak çok utandım, bir parlamenter olarak utandım hatta Doruk Madencilik işçileri için patrondan taahhüt olan bakanlarımız adına da utandım. Ücretleri ödenmedi hâlâ, fazla mesaileri ödenmedi, kıdem tazminatları ödenmedi, bir de onurları çiğnendi üstüne, bir de patronun "Asıl onlar bana tazminat ödesin." arsızlığıyla mağduriyetleriyle alay edildi. "Bir hukuk devletinde hak aramak suç, hak yemek marifet olur mu?" diye sormayacağım.
Umursamazlık duvarlarını aşıp da hiçbir feryat, fâni hukuk adına burada yükselttiğimiz hiçbir feryat maalesef kalpten duyulmuyor bu salonda ama peki ya ilahi hukuk; o da yol vermiyor, o da onay vermiyor, o da rıza göstermiyor ki böyle hak kıyımlarına. Nisa Suresi ne diyor: "Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ateş tıkınmış olurlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir." Allah bilir tabii ama herhâlde haksızlıkla yetimin malının yenmesine kör, sağır, dilsiz kalanların payına da kor düşer o ateşlerden.
Son olarak, siyasete basın sektöründen katılmış biri olarak isyan ediyorum gazetecilere reva görülen zulme. Biz tekrardan bıktık, ihlalden bıkılmadı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 28: "Basın hürdür. Devlet, basın ve haber alma hürriyeti önünde barikat kuramaz; tam tersine, onu koruyacak tedbirleri alır." İşinize gelince gazetecileri, terör örgütleriyle aranızda ulak yapmaya kalkacaksınız, terör inlerine yollayacaksınız, işinize gelmeyince başkentin ortasındaki bir toplumsal olaya tanıklıklarına mâni olacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Doruk Madencilik işçileri devletin güvenliğini mi tehdit ediyor, devlete isyan mi ediyor? Hayır. O zaman, haber olmalarını engellemek de haberlerinin yapılmasını engellemek de Anayasa'yı ihlal suçudur. Gazetecilere fiziksel müdahaleyi "Talimat var." diye açıklayan polislere verilen talimat da emir de kanunsuzdur. Gazeteciler değil, asıl müdahaleye muhtaç olan, o kanunsuz emri verenlerdir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)