GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:120
Tarih:05.08.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Mecliste çok önemli bir kanun teklifi geldi. Evet, çok önemli çünkü Türkiye en büyük sorunlarından biri olan, belki de başat sorunu olan Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair önemli bir adımı atıyor. Biliyorsunuz, bugün 5 Ağustos. Bundan bir yıl önce 5 Ağustosta bu Meclis bir komisyon kurmuştu, neredeyse Parlamentodaki bütün partilerin katılımıyla oluşmuştu. Bu komisyon çok önemli bir çalışma yaptı, mutlak bir ortaklaşma sağlamamışsa bile önemli bir yol katetti. Çünkü geçmişin o çatışmalarına, şiddetine, savaşına son vermek için bir irade ortaya koydu, ortak bir rapora kavuşmuştuk. O Komisyon çalışmalarına Türkiye'nin her yerinden insanlar geldi; sivil toplum örgütleri geldi, sendikalar geldi, barolar geldi, anneler geldi, herkes barış istiyordu, bize önemli bir sorumluluk yüklüyordu. Umarım, bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek için atmış olduğumuz bu adımların devamı gelir. Bizim bir hasretimiz var, bizim hasretimiz barıştır. Biz hasretimizin peşinden gitmeye devam ettik ve devam edeceğiz çünkü bu toprakların barış içinde yaşaması için ne yapmamız gerekiyorsa o sorumlulukla hareket ettik. Hep birlikte yaptığımızda da bunu başaracağımıza olan inancımız ilk günden beri var. 27 Şubat 2025 tarihinde Sayın Öcalan'ın çağrısıyla çıktığımız bu yolda aynı kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.

Evet ve bugün gelen bu kanun teklifiyle de önemli bir adımın atıldığını, bütün yetersizliklerine, eksiklerine, eleştirilecek her tarafına rağmen çok güçlü ve önemli bir adımın atıldığını aslında biliyoruz. Biliyoruz çünkü onlarca yıldır süren bir hasreti dindireceğiz ve yine çok önemli bir eksiğimiz var. O eksiğimizin giderilmesi adına da önemli bir adım atıyoruz çünkü bu ülke hiçbir zaman, arzu ettiği demokrasiye kavuşamadı, cumhuriyetini demokratikleştiremedi. Oysa cumhuriyet hepimizin cumhuriyetiydi, eksik olan tarafı demokrasisiydi. İşte, demokratik cumhuriyet adına, o eksikliği gidermek adına da önemli bir adım atıyoruz. Şimdi, önemli olan, adımların devamını getirmektir, adımları sıklaştırmaktır hatta yitirdiğimiz yılların acısını çıkarmak için koşmak gerekir. Yitirdiğimiz derken, bu mücadelede yitirdiğimiz bütün canları, bütün insanlarımızı Sırrı Süreyya Önder şahsında bir kez daha anmak istiyorum; barış hepimizin umududur, hepimizin geleceğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada dün de ondan önceki gün de hep cezaevlerindeki hak ihlallerinden bahsettik ve hep iddiayla şunu söyledik, dedik ki: Türkiye'de cezaevlerindeki durum düzelmediği sürece Türkiye'de toplumsal barıştan, insan haklarından, demokrasiden, hukuk devletinden bahsetmeniz mümkün değil. Bakın, bugün size 3 cezaevinden, Türkiye'nin 3 farklı cezaevinden 3 örnek okuyacağım. Bir tanesi Giresun Espiye'den dengeliyor; Aydın Oğuz, bacağı kırılmış, hastaneye gitmesi gerekiyor. Hastaneye götürmüyorlar, merhem vermişler. Kırık merhemle geçecek, karşı karşıya kaldığı muamele bu. Cezaevlerinde mahkûmların, mapusların sağlık sorunlarına yaklaşım böyle olabilir mi? Ayağı kırık bir insana merhem vermek ve âdeta o kırıkla yaşamasını, o acıyla yaşamasını bir işkenceye çevirmek.

İkinci örnek Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevinden, Aydın Altığ. Aydın Altığ otuz bir yıldır cezaevinde. 2 defa idare gözlem kuruluna çıkıyor, 2 defa şu soruyu soruyorlar, 2 defa altı ay uzatıyorlar, soru ne biliyor musunuz: "Düşüncen değişti mi?" Sonra rapora yazıyorlar: "Düşüncesi değişmemiş." Otuz bir yıldır cezaevinde bir hükümlüye hâlâ bu soruyu sorup ve bundan dolayı onun altı aylık cezalarını uzatmak hangi vicdana, hangi akla sığar? Bu gözlem idare kurulları hakkında bir düzenlemenin acilen Meclise gelmesini defalarca dile getirdik, ısrar ettik, Bakanlığa bunu ilettik fakat bu konuda hâlâ bir düzenleme söz konusu değil. Umuyoruz, Meclis, yeni dönemde ekim ayında Adalet Bakanının söylediği on üçüncü yargı paketi artık bu konuyu ele alır ve artık İnfaz Kanunu'ndaki düzenlemeyle beraber bu tür uygulamalara son verebiliriz.

Üçüncü örnek Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevinde. Yine orada da Haci Sincar'ın durumunu dile getirmek istiyorum. Sürekli olarak tahliyesi erteleniyor, hiçbir bahane gösterilmiyor; tutsaklığı âdeta rehin alma hâline dönüştürülmüş fakat yaşam koşulları da kasti olarak kötüleştiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kesildi)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Güneş ışığı hücresine girmesin diye camlarını o kadar sık bir tel örgüyle kaplıyorlar ki içeriye güneş girmiyor. Yani bu nasıl bir nefret suçudur, bu nasıl bir nefret anlayışıdır, varın siz kestirin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli gördüğümüz bir iki konunun da altını çizmek istiyoruz. Bunlardan biri tabii ki ekolojik yıkım, çevre felaketi. Bakın, Türkiye Avrupa'nın plastik atık çöplüğü hâline dönüşmüş durumda fakat öbür taraftan şöyle bir vizyon bize sunuluyor; bütçede de bu sunuldu, sıklıkla dile getiriliyor: "2053 net sıfır emisyon hedefine sahibiz." deniyor. Kalkınma vizyonu olarak sıfır atık projesi söyleniyor ve buna "Yeşil sıfır atık, yeşil kalkınma vizyonu" adı veriliyor. Başına bu yeşili koyup sonra Avrupa'nın çöplüğüne dönüşmek nasıl bir şey, varın siz düşünün.

Bakın, 2024 yılında plastik atık ithalatı 1,29 milyon ton; bu kadar plastiği getiriyoruz. Bu plastiklerin yüzde 99'u fosil yakıtlardan üretilmiş. Dolayısıyla inanılmaz bir çöplüğe dönüşmüş durumdayız ve ithalat her sene düzenli olarak yüzde 20 ve üzerinde artmaya devam ediyor. Tabii, ekolojik yıkım demişken, Türkiye'deki maden sahaları meselesine bakmak gerekir gerçekten. En son Resmî Gazete'de yayınlandı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol işleri Genel Müdürlüğü 115 sahada ihaleye çıkıyormuş. Bakın, size bir harita göstereceğim, bu, Türkiye'de Enerji Bakanlığının maden sahaları olarak ihalesini verdiği sahalar. Bu yetmiyor, Türkiye'yi böyle bir maden sahası ülkesine çevirmiş Enerji Bakanlığı, 115 ihaleye daha da çıkacağını söylüyor. Şimdi, bu ihaleler ve bu maden meselesi Türkiye'de aslında çok ciddi bir ekolojik yıkıma, küresel, ekolojik yıkımın en önemli bir haritasına tekabül ediyor. Şimdi, iklim krizinden bahsediyoruz, küresel ısınmadan bahsediyoruz fakat şunu biliyor muyuz ki bu iklim krizi, sera gazı etkisine en büyük desteği veren ülkelerin başında Türkiye geliyor. İnanılmaz şekilde bugün yaşadığımız doğa olaylarında bir payımız var; sel felaketleri, işte, fırtınalar, işte, yaşadığımız bütün görüntüler bunu bize doğruluyor. Şimdi, tüm bunlara karşılık biz hâlâ bu ülkede temiz enerji, hani yeşil diyoruz ya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Temiz enerji konusunda bırakın adım atmayı nükleer santrallerin önünü açıyoruz, fosil yakıtların önünü açıyoruz, maden sahalarına izin veriyoruz ve Türkiye'yi âdeta bir kara tabloya mahkûm ediyoruz. Şimdi, tabii, bunun bir de mizahı var. Mizahı ne derseniz, COP31 Türkiye'de yapılacak yani COP 31'i Türkiye'de yapıyoruz ama Türkiye öyle bir hâle gelmiş ki âdeta COP31'le bütün bu karanlığı makyajlamaya çalışıyoruz ama bu karanlığı bu tür organizasyonlarla örtbas etmeniz mümkün değil. O yüzden, Türkiye'nin artık çevre konusunda ve çevre felaketinden en çok etkilenen tarım konusunda adım atma zamanı gelmiştir.

Teşekkür ederim.