| Konu: | Muş Varto'da düzenlenecek festivale ve planlanan JES projelerine, barış ve demokratik toplum süreci ile gündemdeki kanun teklifine, ekonomik krize ve genç yoksulluğuna, kamu-özel iş birliği uygulamalarına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 121 |
| Tarih: | 06.08.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bugün güzel bir haberle başlamak istiyorum. Muş Varto'da Gımgım Koğ Festivali yapılacak. "Güneşin ülkesine barış sanatın gücüyle gelecek." şiarıyla düzenlenecek bu festival. Bu festival on iki yıldır yapılamıyordu. Neden yapılamıyordu? Çünkü kayyumlar vardı; biliyorsunuz hâlâ var, Van'da var, Hakkâri'de var, Mardin'de var, Türkiye'nin 13 ilinde kayyum uygulaması devam ediyor. Kayyumlar sadece halkın iradesine çökmekle kalmadılar, halkın kaynaklarına da çöktüler ama sanata karşı, yaşama dair tavırlarıyla da aslında bütün güzelliklere karşı o saldırganlığı her yerde gösterdiler, Varto'da da gösterdiler. Dolayısıyla bu festivalin yapılmasına yönelik yasaklar nihayet sona erdi, Varto'da 12'nci Gımgım Koğ Festivali gerçekleşecek.
Tabii, Varto deyince hemen aklımıza doğası geliyor, bu güzel doğaya karşı da bir saldırı var. Kayyum saldırılarından sonra şimdi de maden şirketleri eliyle, JES projeleriyle bu saldırı devam ettirilmek isteniyor. Orada önemli bir direniş var ve o direnişe de buradan selamlarımı yollamak istiyorum, orada çadır nöbeti tutan tüm Vartolu arkadaşlarıma, yoldaşlarıma selamlarımı yollamak istiyorum. Türkiye'nin her yerinde bu doğa katliamcısı maden şirketlerine karşı halkımız her yerde bu direnişe Varto'dan aldığı örnekle mutlaka göstermelidir, yoksa bu ülke bu maden şirketlerinin elinde âdeta bir cehenneme dönüşecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Varto Festivali'nden bahsedince bu sürecin ne denli önemli olduğunu anlamak için ufak bir örnek verdim. Dolayısıyla barış ve demokratik toplum süreci dediğimiz şeyle aslında, Türkiye'nin özlemini duyduğu yeni bir yaşamı inşa etme yolunda atılmış önemli bir adımdan bahsediyoruz. Neden bu kadar önemli? Çünkü Türkiye kendi zenginlikleriyle, kendi yaşam geleceğini var etmekle değil, âdeta çatışmaların, şiddetin, ayrışmanın, nefretin içinde sıkışıp kaldı. Buradan çıkmanın yolu tabii ki demokratik toplum ve barış sürecinin inşasına bağlı. İşte, bugün üzerinde konuştuğumuz kanun teklifi aslında bu konuda önemli bir ilk adımı da gerçekleştirecek. Bunun bu denli kıymetli olduğunu düşünüyoruz tüm eksikliklerine rağmen ama başlamak adına önemli bir adım. Neden? Çünkü Türkiye'de demokrasiden bahsettiğinizde -ki belki de en önemli eksikliğidir Türkiye'nin- iki mesele demokrasiyi var edecek en önemli unsurlar olarak karşımıza çıkar. Birincisi siyasi özgürlükler, diğeri ekonomideki eşitlik ve adalet. Bunları sağlayamadığınız sürece bir demokrasiden zaten bahsedemezsiniz. Dolayısıyla, siyasi özgürlükler önünde atılacak bir adım ekonomiye de katkı sağlayacaktır, ekonomideki gelişmeler de siyasi özgürlüklere katkı sağlayacaktır. İkisi birden aslında Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından önemli bir adımdır. Tabii, bunu nerede yapacağız, nasıl bir zeminde yapacağız? Kuşkusuz hukuk zemininde. İşte o zeminin en önemli adresindeyiz. O yüzden de bu kanun teklifi bu zeminde çok önemli bir tartışmayı, önemli bir gelişmeyi karşımıza getiriyor ve bu süreçte hepimize önemli sorumluluklar veriyor.
Ekonomi demişken, gerçekten Türkiye ciddi bir ekonomik kriz içinde. Bu ekonomik krizin en önemli kaynaklarından biri de Türkiye'nin bugüne kadar yürütmüş olduğu militarist politikalardır. Türkiye kapitalizmi militarist politikalardan beslenip ayakta durmaya çalışmıştır bunca yıl boyunca ve Kürt meselesinin demokratik çözümünden kaçmak aslında bu militarist politikalara teslim olmaktan başka bir şey değildir, öyle de olmuştur. Bakın, en yetkili resmî ağızlar bile diyor ki: "Bugüne kadar 2,3 trilyon dolar aktardık biz bu savaşa." Uluslararası kurumların açıkladığı rakam 3,5-4 trilyon dolara yaklaşıyor. Şimdi, böyle bir kaynağı, böyle bir meblağı biz savaşa değil, silaha değil, bu militarist anlayışa değil de toplumun ihtiyaçlarına ayırmış olsaydık, yoksullukla mücadeleye ayırmış olsaydık, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine ayırmış olsaydık bugün bambaşka bir Türkiye'den, bambaşka bir gelecekten bahsediyor olacaktık. Biz onu yapmak yerine bu kaynakları silaha aktardık, ekonomi çöktü, siyaset çöktü, demokrasi çöktü, ortada hukuk adına bir şey kalmadı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bütün bu felaketi sanki birlikte yaşamamışız gibi hâlâ barışa, demokrasiye, hukuka direnenleri duymaya devam ediyoruz. Hayır, artık Türkiye toplumu geçmişin toplumu değildir, artık Türkiye toplumuna bu tür baskılarla başka bir yol çizmenizin, başka bir güzergâhı belirlemenizin olanağı yoktur. Artık Türkiye'nin yolu barıştan geçen bir yoldur.
Bakın, neden? Birkaç tane örnek vereceğim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "ekonomi" deyip öyle geçip gidemezsiniz. Ekonomi herkesin hayatını ilgilendirir. Üniversite sınavları yapıldı, şimdi öğrenciler yerleştirme konusuyla boğuşuyorlar. Öğrenciler tercihlerini yaparken neye göre karar veriyorlar? "En iyi üniversiteye gideyim, puanıma karşı en iyi gelen okulda okuyayım." mı? Bu mu kararını etkiliyor? Hayır, öğrencilerin öncelikli kararı şu: Ben bu üniversiteye gidersem nerede barınacağım? Ben bu üniversiteye gidersem ulaşım maliyetlerini nasıl karşılayacağım? Ben bu üniversiteye gidersem karnımı nasıl doyuracağım? Dolayısıyla genç yoksulluğu o derece yüksek bir yoksulluk ki üniversite öğrencilerinin tercihini doğrudan, birebir etkiliyor ve sizin bu öğrencilere verecek bir kaynağınız yok. Hani "Yurt yapıyoruz." "Yurt yapıyoruz." diye övünüyorsunuz ya, yaptığınız yurtlar yetersizdir, eksiktir. Yaptığınız yurtlar kifayetsiz olduğu kadar aslında ne hijyen koşullarını ne sağlık koşullarını ne de yeterli barınma koşullarını sağlıyor. Dolayısıyla ne oluyor? Öğrenci kiralık ev peşinde koşuyor, özel yurt peşinde koşuyor. E, kira fiyatları ortada, kira enflasyonu ortada. O zaman da öğrenci diyor ki: "Evet, ben kazandım ama İstanbul'a gidemem." "Ben kazandım, Ankara'ya gidemem." "Ben kazandım, İzmir'e gidemem." Niye? Çünkü İstanbul kira rekoru kırıyor, rekor üzerine rekor kırıyor. Öğrenci de diyor ki: "Seneye şansımı deneyeyim." Dolasıyla bu yerleştirme sorunu aslında bir genç yoksulluğu sorunudur. Bu gençlere bir an önce kaynak ayrılmalıdır.
"Genç kart" diye bir önerimiz vardı yıllar önce; gençlerin ulaşımını, gıdasını ve barınma hizmetini karşılayacak bir fonun bütçeden gençlere ayrılmasını önermiştik. Tabii, iktidarın önceliği hiçbir zaman yoksullar, genç yoksullar, kadın yoksullar, çocuk yoksullar olmadı. İktidarın önceliği kim oldu? Sermaye oldu.
Bakın, onunla ilgili de Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sermaye tercihinin sonuçlarını gösteren bazı verilerden bahsedeceğim size. Biliyorsunuz, Türkiye'de bir uygulama var "kamu-özel iş birliği" adı altında. Bütçe kaynaklarının şehir hastanesine, yollara ayrılması belgesi aslında bu. Aslında sermayeye örtülü fon aktarımından başka bir şey değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yani bu bütçe kaynaklarının yani toplumdan almış olduğunuz kaynakların, emekçinin hakkının nasıl sermayeye aktarıldığının bir yolu, yöntemi.
Şimdi yollara bakalım: Sadece geçtiğimiz altı ay içinde geçiş garantisi olarak bu yol, köprü müteahhitlerine aktarılan para 50 milyar lira yani 1 milyar euro altı ayda; ikinci altı ayda bir 1 milyar euro daha aktaracaksınız, etti 2 milyar euro. Peki, son on yılda ne kadar aktardınız? 370 milyar lira. Biraz önce bahsettiğim genç yoksulluğuyla mücadeleye bu kaynağı aktarır mısınız? Aktarmazsınız. Böyle bir şeyi gündeme getirsek "Para yok." diyorsunuz. Halkın herhangi bir ihtiyacına dair bir öneri getirsek "Para yok." ama müteahhide var ve neden var bu müteahhide?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın Sayın Temelli.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Öyle bir sözleşme yapmışsınız ki "Geçsen de bu parayı vereceğiz sana, geçmesen de." Yani insanlar köprüyü kullanıyor diye vermiyorsunuz. Köprü zaten o kadar kullanılmadığı için bir kaynak aktarıyorsunuz. Aynı tabloyu şehir hastanelerinde de görmeniz mümkün. Bütçeye dönüp baktığımızda, bu türden kaynak aktarımları, 200 milyar liraya kadar yıllık çıkıyor. Şimdi, bu devasa bir rakam, bu devasa rakama, bir an önce bu aktarıma son vermek, gerçekten halkın, toplumun, gençlerin, kadınların öncelikli ihtiyaçlarını gidermek büyük önem taşıyor. Tabii, işin bir bu tarafı var, bir de biraz önce bahsettiğim, savaşa ayrılan kaynaklar artık ekonomiye, topluma, gençlere, kadınlara ayrıldığı sürece birçok sorunu halletmemiz mümkün olacak diyorum.
Teşekkür ediyorum.