| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 122 |
| Tarih: | 07.08.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tam şu saatlerde Adalet Komisyonunda "çerçeve yasa" diye nitelendirilen ama kamuoyunda çokça "barış yasası" olarak bilinen yasa teklifi görüşülmeye başlandı. Hepinize hayırlı olsun diyorum. Hayırlı olacağına inanıyorum çünkü Türkiye çok önemli bir süreçten geçiyor ve bu süreç açısından da belki de en kritik eşiklerden birini geçiriyor. Bu eşiğin geçilmesinde bu adımın atılmasını önemli buluyoruz. Tabii, eleştirilerimiz var, eksiklikleri var ama bu adımla beraber bir yolun açılacağını ve bu yolda hep birlikte ortak duyguyla hareket edeceğimize inanıyorum çünkü barış, hepimiz için iyi olandır, hayırlı olandır, siyaset ancak bir barış ikliminde var olabilir. Siyasetin o sözü kurabilmesi için ancak ve ancak bir barış iklimine sahip olması gerekir. Yoksa orada siyaset yoktur; orada şiddet vardır, silah vardır, savaş vardır, diktatörler vardır ama siyaset yoktur. Siyasetin var olabilmesinin yegâne koşulu barış zemininde sözünü kurabilmesidir. İşte bu sözü kurabilmek için şimdi bir adım atılıyor. Geriye dönüp baktığımızda, bugün bu yasaya karşı olanlar güvenlikçi politikaları savura geliyorlar ama dönüp geriye onlarca yıla baktığımızda, güvenlikçi politikalardaki ısrarın bizlere neler kaybettirdiğini hep birlikte yaşadık, biliyoruz. Şimdi, emperyalizmi suçluyoruz. Evet, suçlayacağız, emperyalizme karşı olacağız tabii. Emperyalizme karşı direnişi tarihimiz boyunca vermiş olan bir siyaset adına konuşuyorum. Tabii, karşı olacağız ama iğneyi de kendimize batıracağız. Bu fırsatları vermeye devam ettiğiniz sürece tabii ki bu boşluğu gelir emperyalist akıl doldurur. Eğer ona karşı mücadele etmek istiyorsanız içeride barışınızı kuracaksınız, dayanışmanızı var edeceksiniz. Kürt meselesinin demokratik çözümü işte bu dayanışma ruhuna muhtaçtır. Kürt meselesinin demokratik çözümü gerçekten demokratik bir toplumu inşa etmeye ihtiyaç duyar. Şimdi, bu yolun başındayız. Evet, eleştiri yapalım; evet, birbirimize karşı sözümüzü kuralım ama barış duygusundan vazgeçmeyelim. Şiddetin bizi çektiği yere savrulmadan hep birlikte bu siyasetin de ötesinde bu meseleye doğru bir yerden yaklaşalım. Evet, bu birkaç gün gerçekten bütün Türkiye, hatta bölge ve dünya Meclisimizi seyredecek, buradaki tartışmaları seyredecek. Eğer emperyalizme karşıysanız işte gelin onu burada gösterin, şimdi gösterin. Öyle hamasetle emperyalizme karşı çıkılmaz. Eğer karşıysanız burada o dayanışmayı, barış konusundaki iradenizi ortaya koyun. Yoksa sabahtan akşama kadar emperyalizme karşı olursunuz, Ankara'nın göbeğinde NATO'yu toplarsınız, NATO'ya da bir çift laf edemezsiniz. Eğer o askerî güce, şiddete, o emperyalist akla karşıysanız o zaman burada barışı konuşmalısınız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, barış deyince sadece bir yasayla halledebileceğimiz bir şey değil, zihniyetleri değiştirmemiz lazım. Onlarca yıldır bütün zihniyetimizin üzerinden tankla, tüfekle, silahla, güvenlikçi söylemlerle, nefret söylemiyle, ayrımcılıkla geçmiş bir tarihimiz var. Şimdi, bunu düzeltebilmek için zihinlerimizi de aslında ikna etmemiz lazım ama bunun için de gerçekten siyaset inisiyatif almalıdır. Bakın, günlerdir burada -Sayın Başkan, değerli milletvekilleri- cezaevlerinden konuşuyoruz, hiçbir düzelme olmuyor. Barış konuşuyoruz, hiçbir adım atılmıyor. Kayyumları konuşuyoruz, hiçbir adım atılmıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını konuşuyoruz, hiçbir adım atılmıyor. İşte bütün bu sorunları aşmak için gerçekten önemli bir eşikte olduğumuzu düşünüyorum. Evet, bu uygulamalara da son verecek, bu zihniyetten de kurtulmamızı sağlayacak bir adım atabiliriz. Otuz iki yıldır cezaevinde olan birisinden bahsedeceğim size, Hüseyin Bilecan, Ankara Sincan 2 No.lu S Tipi'nde. Hasta bir tutsak, idare gözlem kurulu sürekli erteliyor, infazını yakmaya devam ediyor ama mesele sadece hukuksuzluk değil. Bakın, hukuksuzluk artık o kadar olağanlaşmış ki ne diyorlar, biliyor musunuz? Mide kanaması geçirmiş, durumu çok kötü, oradaki idare ona ne diyor? "Ölmeden seni buradan bırakmayacağız." Bu ne hukukudur, biliyor musunuz? Düşman hukukudur. İşte, bu zihniyete karşı şimdi konuşmamız gerekiyor; bu zihniyeti sonlandırmak, bunlardan kurtulmak için konuşmamız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir başka örnek: Bahar Yalçınkaya, İsviçre'den iade edildi Türkiye'ye, gelir gelmez tutuklandı. Ne yapmış? Sosyal medyada bir paylaşım yapmış, bir paylaşım, bakın; sosyal medyada bir paylaşım, Türkiye'ye iade ediliyor -bu arada, İsviçre'nin bu Cenevre Sözleşmesi'ne yaklaşımını da buradan kınıyorum- gelir gelmez tutuklanıyor, kucağında bir buçuk aylık bebeğiyle ve yanında 5 yaşındaki kızıyla beraber cezaevine konuluyor. O iki çocukla beraber şu anda cezaevinde, bir sosyal medya paylaşımı mesele. İşte, bu anlayış aslında barışı sabote eden anlayıştır. Bunun gibi binlerce örnek verebiliriz. Bu çocuklar cezaevinde olmamalı, anneleriyle beraber cezaevinde olmalarını sağlayacak ya da gerektirecek hiçbir durum yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Tamamen bir keyfî uygulama, tamamen bir nefret anlayışının bir sonucunu yaşıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barış, hep barışı konuşuyoruz, pozitif bir barış süreci ve buna bağlı bir hukuk. Bütün bunların toplumda ne gibi yansımaları olacağını aslında günlerdir burada tartışıyoruz. Bir önemli yansıma alanının da ekonomi olacağını dün de dile getirdik, bugün de bir kez daha dile getiriyoruz çünkü Türkiye aslında savaştığı yıllar boyunca, çatışma dönemi boyunca kaynaklarını o denli çarçur etti ki biz bir yoksulluk girdabına sıkıştık kaldık, içinden çıkamıyoruz. Bakın, bugün tarımdan bahsedeyim, il il dolaşalım; Giresun, fındık. Fındığa verilen fiyata bakın, 250 lira. Fındığın minimum olması gereken fiyat eğer enflasyonu bile baz alsanız 300 lira ama fındık 250 lira. Aradaki 50 lira nerede? Silahta, ürettiğiniz kurşunda, mermide, tankta, helikopterde.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Trilyonlarca doları silaha aktarırsanız fındık üreticisi mağdur olmaya devam eder. Kaçınılmaz bir sonuç bu çünkü bütçede kaynağınız yok. Bütçe ya askerî harcamalara gidiyor ya sermayeyi desteklemeye gidiyor. Başka bir il; Malatya, kayısı. Kayısıda dünyanın merkeziyiz fakat kayısı üreticisine öyle bir fiyat veriliyor ki âdeta "Artık git, ağaçları sök." deniyor. Zaten doğal afet nedeniyle o denli çok ağaç yitirmiş ki. Neden? Destekleyemiyorsunuz, sübvanse edemiyorsunuz çünkü barıştan yoksunsunuz. Şimdi, işte, o nedenle kayısı üreticisi de fındık üreticisi de emekçi de dönmüş yüzünü, Meclise bakıyor, artık kaynakların kendisine ayrılmasını istiyor. Rize, çay üreticisi, perişan. Geçen sene de dile getirdik, her sene dile getiriyoruz, hiçbir iyileşme yok.
HARUN MERTOĞLU (Rize) - Nerede perişan ya, ne zaman perişan olmuş?
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ve Muş, süt üreticisi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - İnanın, sütü artık satmıyor, döküyor; damızlık hayvanları da kesime gönderiyor. Bütün illeri böyle size dolaşabilirim. Bütün illerdeki üreticilerin, çiftçilerin aynı sorunlarını size anlatabilirim. Esas mesele, bu sorunların palyatif çözümlerle geçiştirilmesi değil; esas mesele, kaynağına dönüp bakmaktır. Kaynağında, işte, bugüne kadarki yanlış bir ekonomi anlayışı, siyasete yanlış yaklaşım ve bugün sürüklendiğimiz durum. İşte, bugün bu yasaya tekrardan dönüp baktığımızda, bütün eksikliklere rağmen bizi umutlandıran, toplumun her kesimine ulaşacak bir adımın atılıyor olmasıdır.
Teşekkür ederim.