| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 123 |
| Tarih: | 08.08.2026 |
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, "Orta Doğu'nun bülbülü" olarak anılan Aram Tigran'ın bugün ölüm yıl dönümü; onu minnetle saygıyla anıyorum.
Diyarbakırlı Ermeni bir ailenin çocuğuydu maalesef 8 Ağustos 2009 yılında Atina'da yaşamını yitirdi. En büyük vasiyeti memleketine, Diyarbakır'a dönmek, orada gömülmekti, toprağına kavuşmaktı, maalesef bu gerçekleşmedi.
Aram Tigran Ermeni'ydi ama her dilde müzik yaptı, her dilde halklara, insanlara seslendi; Kürtçe, Ermenice, Arapça, Süryanice, Yunanca, Türkçe, dolayısıyla hepimizin sanatçısıydı, hepimiz adına barış türküleri söyledi ve hatta çok önemli bir sözü var, sıkça dile getiriliyor, ben de bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Diyor ki: "Dünyaya bir daha gelirsem ne kadar tank, tüfek, silah varsa hepsini eriteceğim; saz, cümbüş ve zurna yapacağım." Dolayısıyla müziğin barışla buluştuğu, barışın sözüyle buluştuğu bir ifade. Kendisini bir kez daha minnetle anıyorum.
Evet, biz bize ait olana kavuşma isteğindeyiz; barışın hasretini böyle tarif ediyoruz. Bize ait olan, işte, bu zenginliğimizdir, farklılıklarımızdan, kimliklerimizden, inançlarımızdan kaynaklanan bu zenginliğimizdir; buna kavuşmak istiyoruz. Dolayısıyla, bu mücadelede o kadar çok canımızı, o kadar çok insanımızı yitirdik ki onlara karşı da bir sorumluluğumuz var. Birçok sanatçı, birçok düşünür bu mücadelenin içinde yer aldı, katkı sundu. Aram Tigran'ı anarken dönüp geriye baktığımızda, işte, bu farklılıklardan, bu zengin coğrafyadan bir barış ülkesi yaratmak için çaba vermiş birçok insanı anmak istiyorum; Aram Tigran'ı, Hrant Dink'i, Yılmaz Güney'i ve tabii Sırrı Süreyya Önder'i. Onlara karşı da bir sorumluluğumuz var. Barış sadece bugün bizim için gerekli bir şey değil; evet, biz barış istiyoruz ama onlar için de bu barışı var etmek en büyük sorumluluğumuz ve biz bu hayalimizin, bu hasretimizin peşinden gitmeye devam edeceğiz dedik.
Bu konuda önemli bir adım atıldı; dün akşam Adalet Komisyonunda, sabah saatlerinde kabul edilen teklifle önümüzde şimdi bunu yasalaştırma, bu kanun teklifini kanuna çevirme görevi bizi bekliyor. Bu, sadece bir yasa olmanın ötesinde çok daha büyük anlama sahip. Evet, eksiklikleri var; evet, eleştireceğimiz tarafları var ama önemli bir adım. Önemli bir adım çünkü önemli bir yolu açıyor, o yolda birlikte yürümeye davet eden bir anlayışı var, bir müzakere aklı var. Bugüne kadar bu meseleyi müzakereden kaçıran, siyasetten kaçıran, bürokratik aklın dar kuyularına hapseden anlayışa karşı siyaset söz almıştır, siyaset artık "Ben buradayım." demiştir; dolayısıyla o müzakereden gelen gücüyle bir adım atmıştır. Bu kıymetlidir, önümüzdeki süreçte aslında artık bütün problemlerimizi, hangi sorunumuz varsa bunu burada, bu müzakere zemininde, bu Mecliste çözebilme şansına dair önemli bir adımdır. O yüzden, emeği geçen bütün milletvekillerine teşekkür ediyorum; gerçekten kıymetli bir adımdı, inanıyorum ki devamını da hep birlikte getirebileceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birçok sorunumuz var. Bu birçok sorunun çözümünde tabii ki ne kadar ortaklaşabilirsek o kadar önemli fakat bir sorunumuz var ki ne kadar ortaklaşmaya çalışsak da bunu çözme şansımız olmuyor. Nedir bu sorun? Ekonomi. Çünkü Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Merkez Bankası Başkanı, ekonomi kurmayları âdeta bir meseleye kilitlenmiş durumdalar, bir programa kilitlenmiş durumdalar; gerçekliğimiz ne olursa olsun inatla bu programı sürdürmek istiyorlar ve bu program bizi her seferinde çok daha büyük krizlere sürüklüyor.
Bakın, bugün Türkiye'nin her yerine gittiğinizde karşı karşıya olduğunuz sahnelerin hepsinde şunu görmeniz mümkün: İşsizlik var, açlık var, yoksulluk var, ekonomik kriz var. KOBİ'lere gidiyorsunuz aynı, tarlaya gidiyorsunuz çiftçide aynı sorun, emeklinin sorunu, emekçinin sorunu; bunu defalarca dile getirdik fakat anladık ki karşımızdakilerde bir idrak sorunu var. Bakın, bunu nasıl izah ederiz? En son Sayın Şimşek'in seyahatiyle izah ederiz. Şimdi, size gerçekten bir kara mizah öyküsü anlatacağım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Şimşek Batman'a gidiyor. Biliyorsunuz kendisi Batmanlı ve Batman'da park açmaya gidiyor, 2.500 dönümlük park açmaya gidiyor. Biliyorsunuz, Hasankeyf'i sular altında bırakan anlayış gitmiş oraya parka açmaya, güzel. 2.500 dönümlük parkı açarken de insanlara diyor ki: "Bakın burası New York'un Central Parkı gibi, Londra'nın Hyde Parkı gibi" Dolayısıyla aklı hep Londra'da, New York'ta, bir türlü Batman'a gelemiyor; gittiğinde de yabancı aslında Batman'da, bakmayın, aklı fikri Central Park, Hyde Park'ta. Batman'da o sırada tabii bir anne karşısına çıkıyor, diyor ki: "Park açıyorsun ama ben çocuklarıma iş istiyorum." Ne diyor? "..."(*) Kürtçe de konuşuyor. İngilizcesi olduğu gibi Kürtçesi de var, onu da gösteriyor bize, çok güzel! "..."(*)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - "İş yok." denilince "..."(*) Yani şunu söylüyor, diyor ki: "İş çok, siz çalışmıyorsunuz." yani işsizi suçluyor. İnsanlar aç, yoksul Batman'da, işsizliğin en yüksek olduğu kentlerden biri. Kaldı ki keşke Batman'a gitmişken Siirt'e, Muş'a, bölgeye de uğrayabilseydi ve âdeta insanlarla alay eder gibi diyor ki: "İş çok, siz çalışmıyorsunuz." Hayır, iş yok. Ciddi bir işsizlik meselesi var. TÜİK rakamlarının bile yüzde 9'ları gösterdiği bir yerde, DİSK'in araştırmalarında çok daha yüksek rakamlar söz konusu, hele hele genç işsizliğin çok ciddi boyutlara ulaştığı bir ülkeden, bir bölgeden bahsediyoruz. Şimdi, böyle bir durumda kalkıp, gidip park açmak nedir Allah aşkına! 2.500 dönümlük park açmaya Hazine ve Maliye Bakanının gitmesinin anlamı nedir? Anlamı şudur: Anlamı aslında programın iflasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - İşsizlere iş, yoksullukla mücadele; dolayısıyla bugün içinde bulunduğumuz ekonomik krizlere çözüm üretecek eğer bir programınız elinizde yoksa siz parktan parka dolaşmaya devam edersiniz, bir gün New York, bir gün Londra, ara sıra da Batman'a giderek bu meseleleri çözmeye çalışırsınız.
Bir tablo daha, kaldı ki bu tam da Merkez Bankasının ve Hazinenin aslında onlar açısından uyarı niteliğinde olabilecek bir tablodan bahsedeceğim size. Nedir? Borçlanma.
Şimdi, kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve ek hesaplara baktığımızda insanların ne kadar borçlandığının rakamları ortada. Merkez Bankasının kayıtlarında bunu görmeniz mümkün, "Bilmiyoruz." diyemezsiniz. Ne kadar borçlanıyor insanlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bakın, 2023 Temmuzundan bugüne kadar bu kredilerdeki artış oranı yüzde 214; 3 katına çıkmış insanların borçluluğu yani 2,2 trilyon liradan 6,8 trilyona çıkmış. İnsanlar borçlanmadan ayakta duramıyor çünkü gelirleri yetmiyor; dolayısıyla geliri yetmediği için de ya ihtiyaç kredisi ya kredi kartına yükleniyor ya da ek hesaplara. Peki, bu kredilerin faizi ne kadar? Yüzde 50 yani borçlandıkça daha çok borçlanmak zorunda kalıyorsunuz ve borç batağına sürükleniyorsunuz. Takibi olan borçlara baktığınızda onların da 10 kat arttığını görüyorsunuz yani insanların borcu ödeme güçleri de artık yok.
Şimdi, faizlerin yüzde 50 olduğu bir yerde siz kalkıp enflasyon yüzde 31-32 derseniz size kimse inanmaz. Dolayısıyla da aslında bir taraftan enflasyonun yoksullaştırıcı baskısı, diğer taraftan borçlanmanın yükü emekçileri, emeklileri, dar gelirlileri, hatta orta sınıfı ezmeye devam ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu program çökmüştür, bu programı park açarak aşmanız da mümkün değildir.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)