| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) - Hoş geldiniz.
Sayın Başkan, siyasi partilerimizin Saygıdeğer Genel Başkanları, sayın milletvekilleri, aziz ve büyük Türk milleti; devlet bir binaya benzer. O binanın harcı adalet, kolonları Anayasa, çatısı ise millî egemenliktir. Bugün bu kürsüden bir kez daha ifade ediyorum: Bu iktidar elinde tuttuğu yetkiyi bir yapım ruhsatı gibi değil, devleti içten içe çürüten bir tadilat ruhsatı gibi kullanmaktadır. Bu süreç boyunca ne yapıldığını millet aslında çok iyi gördü. Biz de ilk günden beri haftalar süren, komisyonculuk oyununun, süslü kelimelerin, büyük lafların ve kirli propagandalarının arkasındaki iç ve dış emellerin ne olduğunu, ne yaşandığını Türk milletine her vesileyle anlattık. Nihayetinde bu kanun teklifi İmralı'daki terör hükümlüsünün onayından geçerken Türk milletinden gizlendi, hatta imzalayanlar dahi içerikten habersizdi. Şimdi, bu kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi mi hazırlanmıştır ki onun onayına sunulmaktadır? Meclis sürecin başındaki gibi sadece bir tescil makamına indirgenmiştir. Türk milletinin hüküm mührü onun bilgisi ve rızası dışında cebren kullanılmıştır.
Dünyadaki silahlı örgütlerin sona erdirilmesi süreçleri uluslararası literatürde "DDR" yani silahsızlanma, dağılma ve entegrasyon olarak bilinen bir sıralamayla yürütülür. Önce, silahın doğrulanabilir bir biçimde toplanıp imha edilmesi, sonra komuta kademesinin fiilen çözülmesi ve ancak bunlardan sonra hukuki adımların atılması gerekir. Kolombiya, Kuzey İrlanda, İspanya, Endonezya, Güney Afrika; hangisine bakarsanız bakın, bunların hiçbirinde yasal düzenleme ve ceza indirimleri silahsızlanmanın nesnel biçimde doğrulanmasından önce yapılmamıştır; denetleyen de yürütme değil, bağımsız bir yargı ya da yarı yargısal organlardır. Yasal adım bir ödüldür, önce hak edilir, sonra verilir. Silahsızlanma, dağılma, entegrasyon sıralaması bu yasal düzenlemede fiilen tersine çevrilmiştir. Önce hukuki kazanım verilmekte, belirsiz bir gelecekte de silahsızlanma vaat hâline getirilmektedir. Bu yöntem devleti örgüt karşısında neredeyse eşit bir sözleşmeci taraf konumuna taşımıştır. Meselenin sosyolojisine, jeopolitiğine ve tarihsel boyutuna hiç girmiyorum bile.
Değerli milletvekilleri, elbette ki biz bir terör örgütünün silahsızlandırılmasına ve tasfiyesine itiraz etmiyoruz ama yaptığınız bu değildir. Bizim itirazımız bu düzenlemeyle Meclisimizin tek adam rejiminde zaten yıpranan itibarının bile isteye yerle yeksan edilmesidir, devletin asla sarsılmaması gereken konumuna halel getirilmesidir. İmza atanlara ve oy vereceklere soruyorum: Denetleyemeyeceğiniz, hatta yürürlüğe girmesini dahi sağlayamayacağınız bir yasayla tek bir kişiye daha fazla yetki ve daha az sorumluluk verdiğinizi anlamıyor musunuz; bundan herhangi bir endişe duymuyor musunuz? Bu sürecin günahına ortak edilmek dışında bu Meclisin süreçteki yeri nedir acaba? Sormak istiyorum.
Bu vesileyle, sadece komisyonda değil, sürecin en başından itibaren milletimizin onurunu, gururunu, hukukunu koruyan dava arkadaşlarıma, İYİ Parti Parlamento Grubuna huzurunuzda teşekkürlerimi sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Hepsiyle ayrı ayrı iftihar ediyorum. Ben onlardan razıyım, Cenab-ı Allah da razı olsun. Büyük Türk milleti bilmelidir ki bugün tüm laf cambazlıklarının geldiği noktada elli yıllık terör örgütü PKK'nın Avrupa'daki uyuşturucu baronları, Kandil ve etrafındaki kiralık katilleri affedilmek ve siyasete kazandırılmak istenmektedir; çerçevenin içindeki tablo esasen bundan ibarettir. Bu sürece kim ne isim vermek istiyorsa versin, bizim için bunun adı millî kimliğimize, cumhuriyetimize karşı girişilen büyük bir kalkışmadır. Bu neden kalkışmadır; söyleyeyim: Sürekli "Kürt sorunu" dediğiniz ama altını bir türlü dolduramadığınız mesele var ya, işte siz sorunun öznesi yaptığınız Kürtleri PKK'yla eşitlemeye çalıştığınız için bu bir kalkışmadır. Milletimiz o eşsiz ferasetiyle bu oyuna gelmemişken, Kürt ile PKK'nın bir arada anılmasına asla müsaade etmemişken çalakalem hazırladığınız bu metinle Kürt'ü ve PKK'yı yan yana getirmeye yeltendiğiniz için bu bir kalkışmadır. "Terörsüz Türkiye" diye yola çıkıp İmralı'daki müebbetlik hükümlüyü Kürtlere kayyum atamaya çalıştığınız için kalkışmadır. Biz "cumhuriyet" dedikçe siz imtiyaz heveslerinizle ona saldırdınız, o imtiyazlarınıza da "eşit yurttaşlık" kulpu taktınız. Derdiniz, etnik ayrımcılığın hukukileşmesinden başka bir şey değildir çünkü siz cumhuriyetin kanunla eşitlediği Kürt'ün değil, o eşitlikle imtiyazlarını kaybeden zorba ağların yoldaşlarısınız, din ve kimlik bezirgânlarının yoldaşlarısınız. Bu yüzden, bu iktidarın kanatları altına giriyor, feodal özlemlerinizle onların hanedan heveslerine ram oluyorsunuz. Amaç, Türk milletini güçsüz, çaresiz ve seçeneksiz olduğuna inandırmaktır. Amaç, Sayın Erdoğan'ın ömür boyu Cumhurbaşkanı kalabilmesinin önünü açmaktır. Bu süreci her derde deva bir ilaç gibi satmak için demokrasi, hukuk, dayanışma laflarının yanında dünyanın ve bölgemizin değişen dinamiklerinden söz ediyorlar. Erdoğan'ın dünya liderliğinden, Trump'ın dostluğundan bahsediyorlar. Trump'ın diğer dostu Netanyahu'nun emellerini anlatıyorlar ve onlara karşıymış gibi davranıyorlar. Türk milletine ve Ortadoğu'ya yeni bir kölelik rejimi öneren sömürge valisi kılıklı büyükelçinin demeçlerini kendi sözleriymiş gibi tekrarlıyorlar. "Dünya değişiyor." diyorlar, doğrudur ama onların iddia ettiğinin tersine değişiyor. Küreselleşme zayıflıyor, millî devletler yeniden güçleniyor. Bu teklifi hazırlayan zihniyetin beklediği gibi millî sınırlar anlamsızlaşmıyor, tam tersine belirginleşiyor. Millî kimlikleri parçalayan, siyaseti etnik ve mezhepsel bir mücadeleye indirgen zihniyet dünyanın her yerinde mağlup oluyor. Ayrıştıran değil, birleştiren, millî kimliği güçlendiren yeni bir siyasi merkez doğuyor yani cumhuriyetimizin yüz üç sene önce gerçekleştirdiği bu olağanüstü başarıyı birçok ülke daha yeni yeni anlıyor, yeni yeni kavrıyor. Siz ise asla bunun kıymetini bilmiyorsunuz. Bu gerçeği görmeyenler, ülkelerine güvensizlik dışında bir şey veremiyor ve siz tam da böyle bir dönemde üniter, millî, laik devletimizi tasfiye etmeye çalışıyor; bunu da "Türkiye'nin hayrınadır" diye pazarlıyorsunuz. Sorarım size, Öcalan denen katilin ortaklığına muhtaç kalınan bu işten ne hayır çıkar Allah aşkına? Bir başka soru da şudur: O katili makbul bir siyaset gurusu gibi yanınıza kimler monte etmiştir?
Bir kanun teklifi hazırlıyorsunuz, bu kanun teröristlerden ve terör örgütü mensuplarından başka kimin işine yarıyor hiç düşündünüz mü? Onlara özgürlük ve imtiyazdan gayri vatandaşa ne getiriyor? Hiç hesabını yaptınız mı? Diyarbakırlıya, Vanlıya, Batmanlıya, Hakkaâriliye iş mi veriyor bu yasa? Şırnaklıya, Bingöllüye, Bitlisliye, Siirtliye ekmek mi kazandırıyor? Urfalının, Mardinlinin, Muşlunun tarlasındaki bereketi mi artırıyor? Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan gençlere yeni umutlar mı yeşertiyor? Neyin açılımı bu, hiç kendi kendinize sordunuz mu? Sonra bize dönüp diyorsunuz ki: "Sadece karşı çıkıyorsunuz, hiçbir çözüm sunmuyorsunuz." Çözüm işte ve ekmektedir, çözüm eğitimdedir, çözüm düşmanlıkta değil kardeşliktedir, çözüm tarlalarda artırılan berekettedir, fabrikaların bacalarındadır, istihdamdadır, çözüm huzurda, refahta ve mutluluktadır. İlk günden beri söylüyorum, bu memleketin hiçbir evladını kendimden ayrı görmüyorum. Kim neyin hesabını yaparsa yapsın, ben sadece doğuda değil Ankara'nın batısında yaşayan milyonlarca Kürt kardeşimin de hakkı ve hukuku için bir savunma hattı oluşturuyorum. Kardeşliği savunuyorum, hukuku savunuyorum, adaleti savunuyorum, cumhuriyeti ve onun değerlerini savunuyorum. Millet olmanın etnik bir işaretleme değil vatandaşlık hukukuyla mümkün olabileceğini anlatmaya çabalıyorum; bunu da doğuda da batıda da aynı dil ve üslupla dile getiriyorum. Meclisin kürsüsünde ne anlatıyorsam, Diyarbakır Barosunda ve Ticaret Odasında da aynı şeyi söylüyorum.
Kıymetli milletvekilleri, biz ne kadar halis niyetli olursak olalım, bu teklifte daha ilk cümleden kıyım başlıyor. Anayasa’nın 5'inci maddesine atıf yapmışlar, kopyalayıp yapıştırmışlar ancak tamamını değil çünkü içinden bir kelime çıkarılmış, tek bir kelime. Bilin bakalım hangisi? "Türk milleti" dememiş, sadece "millet" demişler, Türk'ün inkârına buradan başlamışlar; işte, sorun da tam buradan neşet ediyor. Kalkışmanın hedefi milletin vasfı olan Türklüktür, hedefteki Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran, Türkiye halkını tanımlayan ve eşitleyen vasıftır.
1'inci madde ise, iktidarın iç ve dış politika ajandalarının kesişimini anlatmaktadır. Burada on beş yıllık Suriye bataklığının acı sonuçlarından İran'a kadar uzanan coğrafyanın açmazları vardır. Anayasa'yı sürekli ihlal eden iktidarın bu kez de Anayasa'ya karşı hilesini kısa ve orta vadeli hedefleri için yapabileceklerini görüyoruz. Bunlardan biri PKK/KCK terör örgütünün silah bırakması ve bunların teyit edilmesi meselesidir. Sorum kısa, sorum net: Bu örgütün Suriye kolu kendini feshetti mi? Hayır, aksine sivil toplum kisvesi altında yaygınlaşıyor. Bu örgütün İran kolu PJAK ve bağlı yapılanmalarının silah bırakması sağlanabildi mi? Elbette ki hayır. Bu işe "evet" diyen hiçbir Allah'ın kulu sormuyor mu kendine "Oralarda neden silah bırakılmıyor?" diye. Değerli arkadaşlar, gerçek şu: PKK silah bırakmıyor yöntem değiştiriyor ve iktidar ortakları da 3-5 oy uğruna, Anayasa değişikliği uğruna, ömür boyu başkanlık uğruna bu kirli oyunu milletimize "Terörsüz Türkiye" diye pazarlamaya çalışıyor. Milletimizin huzurunda tarihe not düşüyorum: Terör bitmiyor, bir yerde yine silahlanıyor, bir yerde devletleşiyor, bir yerde de silahla yapamadığını siyasetle yapmak üzere meşrulaştırılıyor.
Gelelim Millî Güvenlik Kurulu ve Cumhurbaşkanınca oluşturulacak kurul meselesine. Bu kanunun uygulanmasını tavsiye kararı almak dışında yetkisi olmayan bir kurulun kararına bağlamak, buradaki hukukçulara soruyorum, ne demektir? Yetki, üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir kurula bırakılırken Meclis iradesi nasıl ve nerede devreye girecektir? Bununla da kalmıyor; bir kurul daha oluşturacaklarmış, o da kanun yürürlüğe girdikten sonra terör faaliyetlerinden dolayı yapılacak soruşturma ve kovuşturmalara izin verecekmiş yani burada da savcılar yetkisiz kılınmaktadır. Bir suç işlenirse soruşturma için kurulun izni gerekecek, tıpkı Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun'un kopyası gibi. Teröriste devlet görevlisi muamelesi yapmanın diğer bir düzenlemesidir bu, devlet idare edenin yapabileceği bir iş de değildir yani terörist hakkında soruşturmaya başlamak için bir kurulun onayı gerekmektedir ama niyet bellidir: Bu iktidar için işlenen suçlar işlerine gelmezse terör, işlerine gelirse masumiyet olarak etiketleniyor, dün masum olan bugün terörist, bugün terörist olan yarın masum olabiliyor. İşin özü, bu yasayla Cumhurbaşkanına bu kadar sıfatından sonra bir de başkadılık makamı bahşediliyor.
Kanunun ayrıntılarına tam olarak girmiyorum, zaten zamanım da yok, onları bölümler ve maddeler üzerinde konuşacak olan arkadaşlarım yapacaklar.
Bakın, bir başka önemli nokta da şu: Bu yasa teklifinde örtülü bir amaç daha var; o da Sayın Erdoğan'ı tam yetkili ama aynı zamanda tam sorumsuz kılmak. Yarın biri çıkıp "Bu ihaneti kim yaptı?" derse cevap ne olacak? "Yasayı kim önerdi?" "Şu Komisyon." "Kim görüştü?" "Bu Komisyon." "Kim oy verdi?" "Şu milletvekilleri." "Kim takip etti?" "Şu kurul." "Bunları kim salıverdi?" "Falanca kurul." Peki, sorarım sizlere: Hazırlatan, dikte eden, yangından mal kaçırır gibi bunu kanunlaştıran, hesabı kitabı yapan, kararı da Meclisi aldıran Sayın Cumhurbaşkanının sorumluluğu var mı? Yok. Peki, o zaman millete de adalete de ne cevap vereceksiniz? Siz belli ki bunu da düşünmüşsünüz; 10'uncu maddeyle bu kanun kapsamında görev yapan herkese mutlak bir sorumsuzluk zırhı giydiriliyor ama beyhudedir. Hatırlayınız, 12 Eylül darbecileri Anayasa'ya geçici bir madde koyup kendilerine koruma kalkanı yaptılar. Sonuç ne oldu? Devran değişti ve yargılanıp kırk yıl sonra da olsa ceza aldılar. Bunu yapan iktidar bu gerçeği görmüyor olamaz. Bugün kendiniz için yazdığınız koruma hükümlerinin yarın sizi hukukun önünde hesap vermekten kurtaracağını mı zannediyorsunuz? İktidarlar değişir, kanunlar değişir ama hesap değişmez çünkü ihanetin zaman aşımı yoktur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CELAL ADAN (İstanbul) - Buyurun tamamlayın.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) - Saygıdeğer milletvekilleri, şehitlerimizin hatırası, gazilerimizin hukuku, terör mağdurlarının adalet beklentisi bu kanunun neresindedir? Sürece kattığınız bir sus payından başka onlar sizin için de ne ifade etmektedir? Bu metin fail odaklıdır, mağduru görmezden gelmiş, zararın tazminiyle ilgilenmemiş yani gerçeğin ortaya çıkmasını düzenlemenin dışında bırakmıştır. Yıllarca evladının, eşinin, kardeşinin failinin cezalandırılmasını bekleyen aileler yok sayılarak dosyalar idari bir kurulun kararıyla bir gecede kapatılabilecektir.
Millî birlik hukukun bir örgüte göre esnetilmesiyla değil, devletin meşru düzeninin tavizsiz korunmasıyla ayakta kalır. Devlet bir grubun, bir zümrenin, bir iktidarın mülkü değildir; devlet sahibinindir, devlet büyük Türk milletinindir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu Gazi Meclis milletin helal oylarıyla kurulmuş millî egemenliğin tecelligâhıdır. Kapalı kapılar ardında şekillenen bir mutabakat Meclisin iradesiymiş gibi önümüze getirilemez. Hepimiz bu çatı altında Türk milletinin huzurunda bir yemin ettik devletin varlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağımıza dair. Üstelik namusumuz üzerine de ant içtik. Bu kürsüde sizler de bunu okudunuz. Sormak zorundayım: O yemini ettikten sonra hiç mi yeminimin gereğini yapabilecek miyim diye dertlenmediniz? Bu teklifin altına imza atarken, Komisyonda "evet" oyu verirken bir kez olsun o yemin hiç aklınıza gelmedi mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
Peki, bugün burada, o yemini bile bile çiğneyecek misiniz, bu teklife "evet" mi diyeceksiniz? Bakın, buradan söylüyorum, biz "hayır" diyeceğiz, tarihin doğru yerinde duracağız, milletimizin huzurunda namusumuz ve şerefimiz üzerine ettiğimiz yeminimize sadık kalacağız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, tesadüf değil ancak tevafuk olarak hatırlanmalıdır ki yüz altı yıl önce bugün, 10 Ağustos 1920 yılında "Sevr" denilen o teslimiyet belgesi imzalanırken dönemin İstanbul Hükûmeti ve mütareke basını devleti tasfiye eden o metni "Artık kan dursun." diyerek alkışlamıştı. O gün Anadolu'da millî mücadeleyi ve Misakımillî'yi savunanlar marjinal ve kanun tanımaz ilan edilmişti ama bu cumhuriyeti kuran o gün alkışlanan iktidar sahipleri değil, o gün horlanan bir avuç kahramandı. Yüz altı yıl sonra bugün de bu Genel Kurulda aynı sınavdan geçiyoruz. Tarih çoğunluğun o gün yaptığı alkışları değil, hakikatin yanında duranların sesini yansıtmıştır ve emin olun bundan sonra da tarih neye mal olacağını bilmeden veya umursamadan emirle el kaldıranları değil, doğru zamanda, doğru yerde, doğru kararı verenleri yüceltip tarihe kaydedecektir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Hiçbir aklı başında memleket dış tehditlere karşı önlem almak için içindeki yurttaşlık düzenini değiştirmez, sarsamaz ve yıkamaz. İşte süreciniz, bu sebeple de bir ihanet anlamına geliyor.
Son sözümü yüreğimdeki ferahlıkla büyük Türk milletinin gözünün içine baka baka söylüyorum. Biz şu an siyaset yapmıyoruz. Bizim yaptığımız, namusumuz üzerine ettiğimiz yemine sadakattir. Türk milletinin şanlı tarihinin, kutlu varlığının bekçisi ve sözcüsü olmaktan başka gayemiz; cumhuriyetimizin ve milletimizin yaşamasından başka bir sevdamız yoktur. Oy çoğunluğun, sizlerin; hüküm tarihin, son söz de büyük Türk milletinindir.
Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından ayakta alkışlar)