| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 125 |
| Tarih: | 10.08.2026 |
YENİ PARTİ GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tarihî bir günde Türkiye'nin, ülkemizin elli yıldır çektiği, ağır bedeller ödediği, şehit kanıyla, canıyla, gazilerimizin organlarıyla koluyla, bacağıyla bedel ödediğimiz terör belasını bitirmek üzere bir kapı aralanmış ve bu kapının doğru, olması gerektiği gibi, ortak akılla sonuç üretecek bir biçimde ilerlemesi için çaba gösteriyoruz, umut ediyoruz ancak ifade etmeliyim ki, daha önce de konuştuk, bu yasa teklifinin hazırlanması, getirilmesi, usul yanlışları, Komisyon Raporu'nun 7'nci bölümünün yani demokratikleşme bölümünün, adalet, hukuk devleti bölümünün ıskalanmış olması ve Türkiye'nin özellikle 19 Marttan sonra bir darbe sürecinin içerisinden geçiyor oluşu ve adaletimizin yerle bir edilmiş olması ve hukukun, adliyelerin, savcıların, hâkimlerin, cübbelerin siyaseti dizayn etmek için kullanılıyor olması toplumda, halkımızda büyük bir kaygı yaratmaktadır ve bu yasa teklifine karşı da aslında olması gerektiği kadar umut besleyememektedir çünkü ortada bir samimiyetsizlik vardır, özensizlik vardır, güvensizlik vardır. Türkiye'ye bunca hukuksuzluğu, bunca adaletsizliği yaşatan, halkın sorunlarını görmezden gelen bu siyasi iktidarın bu yasa teklifini de kendi küçük hesapları için, seçim planlamaları için ve sıcak siyasetin konusu yapmak için heba edebileceğine ve bu büyük fırsatın da kaçırılabileceğine dönük haklı kaygıları vardır. Bunların en somut örneklerinden biri, birazdan görüşeceğiz ama ben söz almışken burada açıklamak isterim ki söz konusu 7'nci madde. 7'nci maddeyle bir Kurul oluşturuluyor Cumhurbaşkanı Yardımcısının Başkanlığında -Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı- 8 kişilik bir Kurul oluşturuluyor ve bu Kurulun altında da alt kurullar, birimler oluşturulacak. Her şey bu Kurula bağlı, her şey bu Kurulun hangi konuda hangi kararı vereceğine bağlı. Bu bir yere kadar anlaşılabilir ama Komisyonda da söyledik, Kurulun çalışmalarının hukuk devleti sınırları içerisinde, hesap verilebilir sınırlar içerisinde; şeffaf, objektif kriterler içerisinde; denetlenebilir ölçülerde ve tabii ki yaptığı her iş ve işlemin yargı kararlarına açık olması gerektiği şekilde yürümesi beklenir, olması gereken budur ama burada yapılanın bunlarla hiçbir ilgisi yok ve bu Kurul bütün bu sürecin her şeyine hâkim olacak. İşte, biz bunu bir kişinin seçim hesaplarına heba etmeyelim. Barış elbette ki çok güzel bir kelimedir, elbette ki "Türkiye'de bir daha analar al bayrağa sarılı tabutlara sarılmasın, gözyaşı dökmesin, bunun için her türlü özveriyi yapalım." demek çok doğrudur hatta bunu şehit anaları da söylemektedir "Biz yandık, başka analar yanmasın." demektedir ama bunu yaparken doğruyu yapmıyorsunuz. Açıkça söylüyoruz, bakın, burada söylüyorum: 7'nci maddenin (3)'üncü fıkrası "Bu Kurul adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunur." diyor. Bir Kurul ihdas ediyorsunuz siyasetçilerden, Bakanlardan. İdari yürütmenin içerisinde bir Kurul yasa istiyor sizden, yasa talep ediyor sizden. Türkiye Cumhuriyeti'nde böyle bir şey var mı arkadaşlar? Sizden kim yasa talep edebilir? Ama edecek, siz de el kaldıracaksınız. Bu Kurul cezanın on beş yıl altı veya üstü olmasına göre iki veya üç yıl sonra hak yoksunluklarını kaldırabilecek. Peki, nasıl olacak bu işler? Belli değil. Kim başvuracak? Belli değil. İlgilisi mi başvuracak? Yazmamışlar. Yani ilgilisine ait olan bir hakka, ilgilinin talep ve rızasıyla bağlı olan bir hakka Kurul tarafından karar verilecek "A kişinin hak yoksunluğu kararını kaldırıyorum." diyecek veya "Kaldırmıyorum." diyecek. Neye göre yapacak bunu? Bilmiyoruz. Bunu tamamen keyfiyetle yapacak, bunun adı hukuki belirsizliktir, keyfiyettir, yetki gasbıdır. Sonuçta, bu Kurul o kararı verdikten sonra bu Kurulun kararına karşı yargı yolunun açık olup olmadığı belli değil.
Bir garabet daha arkadaşlar: Bu Kurul yani içerisinde Adalet Bakanının, İçişleri Bakanının olduğu, Cumhurbaşkanı Yardımcısının Başkanlık ettiği Kurul dönecek, soruşturma veya kovuşturma başlamışsa sulh ceza hâkimliğine, hüküm giymişse infaz hâkimliğine diyecek ki "Sen bunun hak yoksunluğunu kaldır." Peki infaz hâkimi, asliye hukuk hâkimi nasıl direnebilir buna? Bunun gerçekliği var mıdır? Elbette direnemeyecek. Bizim ceza hukuku sistematiğimizde nasıldır? Bu kararı hangi mahkeme verdiyse o mahkeme kaldırabilir çünkü o güç o mahkemededir? Yok, ağır ceza mahkemesi karar verir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı yazıya yollar -nasıl, nereden esinlendiği belli değil- ve o yazıya istinaden de infaz hâkimi ona direnecek, öyle mi? Bakın, burada yargı baypas ediliyor, hiçbir objektif kriter yok; tamamen, günlük, kişisel, siyasi hesaplara kurban edilen bir barış süreci var. Silahlar sussun, silahlar bir daha patlamasın, gözyaşları dökülmesin, kaynaklarımızı, evlatlarımızı teröre heba etmeyelim, büyüyelim, iş bulalım, Türkiye hak ettiği gibi bir ülke olsun. Buna kim karşı çıkabilir? Herkes barış ister, herkes huzur içerisinde yaşamak ister. Bizim görevimiz, gençlerimizi dağa göndermek değil onlara güzel bir gelecek sağlamak ama böyle yapamazsınız, bunun yolu bu değil. Böylesine bir yönetime, bir kişiye, bir iradeye teslim edilmiş, hiçbir kriteri olmayan, hukukun kaşını gözünü yaran, hiçbir hukuk yolu kalmamış, hele hele sizin gibi Anayasa'yı askıya almış, Ceza Yasası'nı askıya almış, yasaları kendi siyasi ikbali için sonuna kadar kullanan, milletin seçtiklerine darbe yapmış bir iktidara elbette ki bu yetki verilmez; işte milletimizin kaygısı bundandır, bunun anlaşılması lazım.
Yine, bakın, bu Kurulun başka bir görevi daha var; aynı şekilde, soruşturma veya kovuşturmasına başlanmamış suçlular bakımından takipsizlik kararı verecek. Bilmiyoruz kim bunlar? Hangi suçları işlemişler? Daha da garibi bunu yazarken -bence yanlış yazmışsınız, bu kadar hata öyle kasten olacak bir şey değil- orada adam öldürmenin istisnası da yok yani adam öldürme dâhil soruşturma ve kovuşturma başlamamışsa bu kurul dilediği kararı verebilecek arkadaşlar ve takipsizlik verecek ve o kişilerin hak mahrumiyeti söz konusu olmayacak.
Bakın, bunlar doğru işler değil. Biz elbette ki şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz, rahmetle anıyoruz, şehit analarımızı da bu milletin de yüreğini biliyoruz; gözleri yürekleri burada, onlarla empati yapıyoruz. Nasıl bir zor karar içerisinde olduğumuzu onlar da biliyor, onlar da zor bir karar içerisindeler. Bir yanda acılar taze, yaralar hâlâ kanıyor, henüz küllenmemiş, büyük bedeller ödenmiş ama diğer tarafta da bir büyük barış umudu var, bir büyük "Terör bitsin de artık gözyaşı akmasın." umudu var. Şimdi bu umudu hep beraber büyütelim ama hep beraber bu millete dönüp "Merak etmeyin, bu süreç adil ellerde, hukuka bağlı şekillerde, objektif, hesap verebilir şekilde işleyecek, hiçbirinizin hakkı yerde kalmayacak." dememiz lazım, biz bunun için uğraşıyoruz. Bir kapı aralandığında, bir ışık doğduğunda, bir umut belirdiğinde tabii ki bunu değerlendirmek gerekir. Bunun için de eğer bizler bu milletin vekilleri olarak bazı tepkiler alacaksak bugün için alabiliriz çünkü biz sıcak siyaseti elbette önemseriz ama asıl önemli olan uğruna siyaset yaptığımız milletimizdir, devletimizdir, onun bekasıdır ve bizim bugün yaptığımız öz verili duruşlar eninde sonunda anlaşılır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MURAT EMİR (Devamla) - Ama siz gelin bu yanlışları böylesine yapmayın ve böylesine karnesi son derece kötü, elindeki yetkileri muhalefeti susturmak için kullanan, gazeteciyi hapse atan, siyasetçiyi hapse atan, gence tahammül etmeyen, yenemediği siyasi partiye butlan atayan ve adliye koridorlarından siyaset üretmeye çalışan bu anlayışa, raporuna rağmen demokratikleşmeyi unutan, "Avrupa İnsan Hakları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamak ne demek?" deyip hâlâ bir tane karara dahi bir buçuk yılda uymayan bir siyasi iktidara elbette ki güvenmiyoruz. Bilin ki bizim de gözümüz üzerinizdedir ama asıl olarak milletimizin gözü üzerinizdedir. Ağır bir sorumluluk altındayız, biz elimizi taşın altına koyarız, bu millet için koyarız ama bilin ki sizin keyfî ve o küçük siyasi hesaplarınıza heba ettirmeyeceğiz.
Saygılar sunarım. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)