| Konu: | Birleşimi yöneten Başkan Vekili Yusuf Beyazıt ile önceki Başkan Vekili Bekir Bozdağ’a, Ankara’nın başkent oluşunun 103’üncü yıl dönümüne, 10 Ekim Ankara Gar katliamına, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne, Edirne’de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı bir kuruluştan ayrılan 14 çocuğa, Birleşik Emekliler Sendikasının yaptığı basın açıklamasına, Ankara 2 Nolu Barosu Başkanının yapmış olduğu açıklamaya ve fon kriziyle ilgili getirilen yasal düzenlemeye ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 5 |
| Tarih: | 13.10.2026 |
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Öncelikle, almış olduğunuz bu onurlu görevde, adaletli yöneteceğinize olan inancımla başarılar diliyorum, tebrik ediyorum. Görevden ayrılan Bekir Bozdağ'a da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Kurtuluş Savaşı'mızın karargâhı Ankara'mızın başkent oluşunun 103'üncü yıl dönümü. 13 Ekim 1923'te Gazi Meclis çatısı altında alınan kararla Ankara yalnızca bir başkent değil bağımsızlığın, millî egemenliğin ve cumhuriyetimizin simgesi olmuştur. Başta cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele kahramanlarımıza saygı ve minnetlerimi sunuyorum; Ankara'mızın başkent oluşunun 103'üncü yıl dönümünü kutluyorum.
Onun dışında, iki tane önemli günü geride bıraktık. Bunlardan bir tanesi 10 Ekim Ankara Gar katliamı; barış, demokrasi ve kardeşlik için bir araya gelen 104 yurttaşımız terör saldırısında hayatını kaybetti. Katliamın 11'inci yılında, kaybettiğimiz vatandaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Aradan geçen on bir yıla rağmen adalet arayışı devam ediyor. Biz olanları unutmadık, unutturmayacağız, bunu da vurgulamak isterim.
Ayrıca, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü'ydü. Tabii, bunu kutlamak isteriz ama ülkemizde yaşanılan olaylar hepimizin bunu kutlamaktan daha uzak bir gün, bazı sorunları görünür kılmamız gerektiren bir gün olduğunu da açıkça ortaya koyuyor. Hayallerini yarım bırakan kız çocuklarımızın acısını yaşıyoruz her gün yeni bir haberle. Narin Güran'ı, ölümü hâlâ aydınlatılması beklenen Rojin Kabaiş'i, İkbal Uzuner'i, Ayşenur Halil'i unutmadık; daha birkaç gün önce Başakşehir'deki bir okulda bıçaklı bir saldırı sonucunda yaşamını yitiren Eslem Sare Bulut'u ve aynı saldırıda yaralanan 7 kız çocuğumuzu unutmadık. Kaybettiğimiz bütün evlatlarımızı rahmetle anıyor, adalet bekleyen ailelerimizin de yanlarında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Ayrıca, 11 Ekimde Edirne'de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı bir kuruluştan ayrılan 14 çocuktan 13'ü hâlâ kayıp, haberi kamuoyuna yansıdı. Bakan "Bu çocuklar devlet korumasında değil. Yabancı uyruklu çocuklar." diyor. Sayın Bakanın bu konuya bakışı da gerçekten içler acısı. Her çocuk milliyeti ne olursa olsun devletin koruma ve sorumluluğu altındadır. Bu çocuklar sizin Bakanlığınıza bağlı bir kurumda kalıyorlarsa bunun sorumluluğu da devletimizdedir ve Bakanımızın kendisindedir. Devlet görevi çocukların statüsünü tartışmak değil, güvenliğini sağlamaktır. Bu açıklamayı kınıyor ve bu rezaletin takipçisi olacağımızı da vurgulamak istiyorum.
Bugün sabah saatlerinde, Birleşik Emekliler Sendikası yaşadıkları sorunu dile getirmek üzere bir basın açıklaması yaptı Meclisimizin önünde, Maliye Bakanlığının önünde. Emeklilerin isyanını ne yazık ki AKP iktidarı görmezden geliyor çünkü yaşanılan bu sorunun mimarı AKP iktidarının almış olduğu siyasi kararlardır. Dünden bugüne yapmış oldukları uygulamalar ve yasal düzenlemelerle emeklilerimizin hakkı, emeklilerimizin emeği, emeklilerimizin birikimi AKP iktidarı tarafından gasbedilmiştir. 2008 yılındaki yapılan düzenlemeyle -bunu "reform" diye dile getirdiler- aylık bağlama oranları düşürüldü. Emekliler yıllarca çalışarak kazanmış oldukları primlerinin karşılığını alamaz hâle geldiler. Ayrıyeten, büyüme payından, onun dışında güncelleme katsayısındaki düzenlemeyle yüzde 100 oranından yüzde 30'a düşürülmesi sebebiyle ciddi bir hak kaybı yaşadı emeklilerimiz. 2008 yılındaki güncellemeler olmasaydı bugün emeklilerimizin maaşı, en düşük emekli aylığı 50 bin lira olacaktı. Aradan geçen süre içinde emeklilerimize sürekli müjde veriyorsunuz "Bin lira seyyanen zam yaptık.", "2 bin lira seyyanen zam yaptık.", "Şu farkları kapatıyoruz." falan diye ama emeklinin cebinden aldığınız parayı yerine koymak bir türlü aklınıza gelmiyor. Şöyle kabaca bir hesap yaptım, 2008'den 2026 yılına kadar on sekiz yılda, iki yüz on altı ayda -biraz önce bahsetmiş olduğum rakamları göz önünde bulundurduğumuzda- şu anda emeklinin kaybı sizin bu yapmış olduğunuz düzenlemeyle 5 milyon 712 bin lira, en düşük emekli aylığında bugünkü değer kurundan baktığımızda kayıp bu.
AKP iktidarına ve Grup Başkan Vekiline sesleniyorum: Emeklilerin bu alacağını ödeyecek misiniz? Gasbettiğiniz bu borcu yerine koyacak mısınız? Emeklilerimizi hak ettiği refah düzeyine ulaştırmak için bir çalışma yapacak mısınız? Hem emeklilerimiz soruyor hem de muhalefet olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bunu sizlere soruyoruz. En düşük emekli aylığının en az asgari ücret kadar olması gerekliliği yönünde yıllardır çağrıda bulunuyoruz ama ne yazık ki emeklilerimiz AKP iktidarından alacaklarını alamıyorlar. İktidarınızın müjde dağıtmak değil bu sorunları çözmektir görevi ama ne yazık ki iktidarın bu konudaki birikimine, donanımına ve yaklaşımına hep birlikte şahit oluyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Önemli konulardan bir tanesi, kamuoyuna yansıdı, Ankara 2 Nolu Baro Başkanının yapmış olduğu bir açıklama: "İki yılda baro üyesi 70 avukat ve savcıya kontenjandan bizler referans olduk, bakanlıklarla görüştük." Daha da vahimi "Bakanlıklar bize bir ayrıcalık tanıdı." diyor. Eğer böyleyse burada gruplarına hepsine ayrıcalık tanıyalım, yetmişer hak verilsin bütün gruplara, hâkim atayalım, savcı atayalım, kafamıza göre eş, dost, hısım, akraba atamalarımızı yapalım. Bu mudur devlet bilinci? Bu mudur sorumluluk? Bu mudur AKP iktidarının devlete olan saygısı ve sorumluluğu? Bunun altını çizmek istiyorum. Bu iktidarın yapmış olduğu yozlaşmanın en gün yüzüne çıkmış hâlidir. Artık kendileri itiraf etmekten bile çekinmiyorlar, o kadar doğal ve olağan bir süreç olarak görüyorlar ki bu konuda ne yazık ki bir açıklama hâlâ gelmedi. Şayet bunlar gerçekten bahsedildiği gibiyse bu 70 kişi yazılı sınavlarda kaç puan aldılar? Mülakatlara hangi sıralamalarla girdiler, hangi ölçütlerle başarılı sayıldılar? Aynı sınavlarda daha yüksek puan almasına rağmen elenen adaylar var mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayınız.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Adalet Bakanlığı ve HSK'yi bu konuda açıklama yapmak ve inceleme yapmak üzere göreve davet ediyorum. Herkesin aklına gelen, işte, Ankara 2 Nolu, İstanbul 2 Nolu için verilen bir kontenjan var mı? Ya da size yandaş olarak konumlanmış olan barolara da böyle kontenjanlar veriyor musunuz? Kamuoyu bunlarla ilgili cevaplar bekliyor sizden. Sonra da bağımsız yargıdan, hukukun üstünlüğünden söz ediyorsunuz. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır? Bu nasıl bir aymazlıktır? Bu ülkede Türkiye 2'ncisi, 3'üncüsü olan gençlerimiz bir iki dakikalık mülakatlarla elendiler. Deprem felaketini yaşamış bir gencimiz hâkimlik sınavında 93 puan aldı, Türkiye 2'ncisi oldu, üç dakikalık mülakatla elendi; vicdani midir, insani midir, hukuki midir bu?
Mert Akdoğan hâkim ve savcılık sınavında 115'inci oldu, mülakatta elediler, haksızlığa dayanamayıp intihar etti. Hiç mi yüreğiniz sızlamıyor, hiç mi vicdanınız sızlamıyor, soruyorum size? Bunca konu yaşanırken siz gencecik hukukçularımızın yüzüne nasıl bakacaksınız?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bizim belediye başkanlarımız hakkında, gazetecilerimiz hakkında, bu ülkenin hakkını arayan vatandaşlarımız hakkında karar verecek olan yandaş hukuk sisteminizin mimarını ve yarattığınız tahribatın sonucunu hep birlikte görüyoruz. Vay halimize, yazık bu hukukun, adaletin getirildiği hâle!
Bakıyoruz, şimdi, bu fon soygununun yaşatıldığı sürece. Ya, bir yasa düzenlemesi getirdiniz, biz sanıyoruz ki bundan sonra bu tarz konulara mahal vermeyecek bir yasal düzenleme olacak, bundan sonra tedbir alacağız, yaşanmışlıklardan dans çıkaracaksınız; amma velakin düzenlemeye baktığımızda, bundan sonrası için değil, şu fon kriziyle ilgili tasfiye sürecinin nasıl yapılacağı yönünde bir düzenleme yapılıyor yani "Günü kurtaralım, yarın ola, hayrola." Bu anlayışla kanun çıkarıyorsanız, bu anlayışla yasal düzenleme çıkarıyorsanız bizim vatandaşımızın hakkını korumaktan uzaksınız diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bu Meclisin "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir." dediğimiz Meclisin millete hizmet edecek yasalar düzenlemesi, yandaşa hizmet edecek yasalardan uzaklaşmasını talep ediyorum sizlerden. (CHP sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.