| Konu: | MHP Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesinin Meclis Başkanlığı tarafından işleme alınmamasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında usul görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 1 |
| Birleşim: | 16 |
| Tarih: | 17.12.2015 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan usul tartışmasında, açılan usul tartışmasında aleyhte söz almış durumdayım. Aleyhinde olduğumuz tutum, Meclis Başkanının geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisine karşı da tatbik ettiği bir uygulama, bugün MHP'nin başına gelmiş ve aslında Meclis Başkanı Sayın Kahraman'ın muhalefet partilerinin muhalefet alanını belirleme, sınırlama ve nasıl muhalefet edeceklerine ilişkin onların üzerinde kurmaya çalıştıkları tahakkümüne ilişkindir.
Ama öncelikle şunu söyleyelim: Danışma Kurulu toplantısına gidiyoruz. Hep birlikte anlaşırsak gündem tamam; anlaşamazsak her partinin grup önerisi getirme hakkı var. Danışma Kurulu toplantısına Meclis Başkanının Başkanlık etmesi gerekiyor ama gidiyorsunuz toplantıya, bakıyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisinden seçilmiş bir Meclis Başkan Vekili var. Ne sıfatla o toplantıyı yönetiyor? Vekâleten yönetiyor. Oysa vekâlet, açıkça belli ki Sayın Başkanın Meclis içinde, hatta Ankara'da olmadığı durumlarda tercih edeceği bir yöntem. Vekâletteki keyfiyete itirazımız yok, istediğine verir vekâleti ama yan odada heyet kabul ederken vekâlet veremez. Ne yapması lazım? Görevlendirme yapması lazım. Görevlendirmede keyfiyet olmaz, her gruptan seçilmiş olan Meclis başkan vekillerinin bu görevi sırayla yapması lazım, aynı şu anda oturumu yönetme görevi gibi. Bir görevlendirme yapıyorsa vekâletten bahsedilemez.
İkincisi, verilen araştırma önergesini Anayasa'nın 138'inin ikinci fıkrasına göre reddediyor. Neymiş? "Yargı yetkisinin kullanımına ilişkin yasama faaliyeti yapamayız, soru soramayız falan." Eyvallah, "yargı yetkisi" dediğiniz için öznesi yargıcın ya da savcının verdiği kararlara yöneliktir. Yani, "Neden bırakmıyorsun, neden tutukluyorsun?" denmesini yasaklıyor olabilir, en geniş yorumla, en geniş yorumla. Keşke bunu bugün Yılmaz Tunç -kendisi hukukçudur- dinleyebilseydi, o da söyledi aslında "Bunları konuşamazsınız." diye. Oysa bu konuda bir temel karar var, 18 Haziran 1970'te Anayasa Mahkemesi bir karar vermiş, demiş ki: "Bu, hâkim teminatına ve yargının korunmasına yönelik bir maddeyken siz bunu genişleterek yasamanın faaliyet alanını daraltamazsınız." Bu karar daha sonra öyle uygulamalara emsal olmuş ki örneğin, Susurluk Komisyonunu kurmuş Meclis, birileri "Kuramazsınız, durdurun çalışmasını." demiş, bu maddeye göre çalışmasına karar verilmiş. Birisi, Mercedes firması, "Yapılan yolsuzlukla ilgili mahkeme var, Mecliste komisyon kurulamaz." demiş, Meclis karar vermiş Anayasa Mahkemesinin bu kararına yönelik olarak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Kahraman bir hukukçu, alacak bu kararı -1970'teki karar bugüne kadar 3 temel komisyona esas teşkil etmiş ve hakkında yapılan bütün itirazlar da reddedilmiş- okuyacak, ondan sonra muhalefet partilerinin verdiği önergelerin neresinin Anayasa'ya uygun, neresinin Anayasa'ya aykırı olduğuyla ilgili buraya gelip doktrin vazedecek. Eğer bunu yapacaksa da bir zahmet, bütün grup başkan vekillerinin nezaket gösterip gittiği Danışma Kurulu toplantısına "vekâleten" kisvesi altında sadece kendi partisinden seçilmiş Meclis başkan vekilini yollayarak İç Tüzük'ün 19'uncu maddesini işlevsizleştirme yolunu da seçmeyecek.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)