GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: HDP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:22
Tarih:30.12.2015

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle, iki konuyu, söz alıp, kürsüye çıkıp anlatmam lazımdı ama söz sırası bende olunca zaman ve usul ekonomisi açısından böyle davrandım.

Öncelikle, şunu görmek lazım, iktidar partisinin sayın grup başkan vekili ayağa kalktığında "Kürsüye buyurun." diye davet etmeler, biz orada halıyı aşındırdık söz alabilmek için ama bunda Nirvana'ya ulaştınız. Sayın Bakan kendisi söylüyor, "Söz almak gibi bir niyetim yoktu." diyor. Sayın Bakan buradan tesadüfen geçiyordu, söz verdiniz, kürsüye çıkardınız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - On dakika burada söz istedi adam, on dakika.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Şimdi gelelim bir başka hususa.

On üç yıldır devleti yöneten bir iktidar partisi, birazcık nezakete, birazcık diplomasiye, birazcık Parlamentoda gruplar arası nezakete bakmak lazım. Yukarıda, Sayın Başbakan randevu talep etmiş, randevusu verilmiş, heyetiniz gelmiş, kapıda karşılanmış; içeride bir müzakere sürüyor. Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi hakkında çıkıyoruz, öğrencilerin sorunları, üniversitede yaşananlar... O sırada bir hatip çıkarıyorsunuz, o hatip... Ki, Cumhuriyet Halk Partisinin sayın grup başkan vekili bugün grup önerisi vermemiş, o saatlerde görüşme var ve oradaki görüşmeye olumsuz bir etki yapılmak istenmez, devletin Başbakanı yukarıda, grubumuzda misafir. Bir öğretim görevlisi Ardahan'dan geliyor buraya, "1881'de kurulan üniversite de dâhil sizin döneminizde değil." deyip yani bizi bu milletin tarihinden de arındırıp, atıp -bizim görev süremiz olan tek parti ki yukarıdaki heyette amcası CHP'de bakan olanlar, bakanlarınız içinde dedesi CHP'de 5 dönem milletvekili olanlar var- Cumhuriyet Halk Partisine hakareti marifet sayıyor. Bunu Meclisin, sizlerin, grubunuzun takdirlerine bir kere arz ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelelim HDP'nin grup önerisine. Öneri fevkalade önemli bir konuda. Şimdi, burada siyasete kurban gidecek mi, bilmiyorum. Önerge şunu söylüyor, diyor ki: "Hakkâri'de son üç ayda 300 anne bebeğini düşürdü." Bu rakama baktık biz grubumuzdaki arkadaşlarımızın katkılarıyla. Hakkâri'deki bebek ölüm hızına baktığınızda bu rakam ancak iki yılda yaşanacak rakam yani 8 kat bir artış var, iddia fevkalade vahim. Yani aslında ölen 300 bebekten 35'inin ölümü istatistiksel olarak beklenen bir şey, 265'i fazladan ölmüş, bunun mutlaka araştırılması lazım. Ne oluyor da Hakkâri'de, ne oluyor da Şırnak'ta, Cizre'de anneler bebeklerini kaybediyor? Onu bırakın, bir de annesiz yaşayan, hastanelerde olan bebekler var ve çok ciddi sıkıntılar var ortada "Bunu araştıralım." diyorlar. Biz CHP olarak şunu söylüyoruz: Zaten 1970'ten bugüne kadar anne ve bebek ölüm hızları her sene düşerken -hükûmetlerden bağımsız bir şey- 2013'te artış gösterdi, 2014'te de aynı artış bekleniyor; rakamlar ilan edilmiş değil, daha da artması. Bir de işin bu boyutu da var ve biz diyoruz ki 2 kadın doğum uzmanı milletvekilimiz var; Sayın Çetin Arık ve Nurettin Demir. Çocuk hastalıkları profesörümüz var, verelim. 4 kişi istiyorsunuz yani toplamda burada CHP'den 4; HDP'den 2; MHP'den 1 milletvekili ve sizden 10 milletvekili -yine çoğunluktasınız- gidecekler, bakacaklar bu bebekler niye ölüyor diye. Ve birazdan oylama yapacağız, bakalım buna nasıl oy kullanacak AKP Grubu? Biz bunu gerçekten önemsiyoruz yoksa meseleyi orada yaşananlara sıkıştırıp da, meseleyi siyasileştirip pozisyonlarınızı onun üzerinden tarif edip de orada bir ilde üç ayda fazladan ölen 265 bebek gerçeğine duyarsız kalamazsınız.

Cumhuriyet Halk Partisi hendeğe de karşı, Cumhuriyet Halk Partisi bir ilçeye, bir şehre tank sokulmasına da karşı. Cumhuriyet Halk Partisi hukuk devletini, devletin hukuktan ayrılmamasını ve yaşam hakkını savunuyor ve bunun için de atılması gereken ne adım varsa atılmalı. Siyasette çatışmayı değil, müzakereyi; oralarda da ne tankı ne hendeği, yaşam hakkını savunuyoruz. Herkesin bunu böyle bilmesi lazım.

Geçtiğimiz günlerde Cizre Devlet Hastanesinden bir başvuru oldu. Meclisteydik, telefonu uzattılar, onu anlattık. Verilen cevaplar âdeta oradan gelen çığlığı haksız göstermeye çalışan nitelikteydi. Sonradan çıkan gerçek, Uşak Tabip Odasının Başkanı Sayın Adnan Memiş, geçici görevle gitmiş, oradaymış ve oradaki herkes adına bir imdat çağrısı yapmış ama Hükûmetin bu konuda verdiği cevapları, meseleye nasıl kategorik yaklaştığını yani Cizre'den geliyorsa bu yakınma, "Aman efendim, yok orada bir şey." veya "Biz yapmıyoruz, PKK yapıyor." demeyi, gerçekten bu Meclisi, bu devleti on üç yıldır yöneten bir partiye ve bu Mecliste birlikte görev yaptığımız gruplara yakıştırmamız mümkün değil. Bu yüzden de şunu düşünmenizi istiyoruz: Bu ülkede bazı bebekler doğuyor, 2 tane bebek doğuyor. Kitaplardan yetiştiriliyor bazıları, oda sıcaklığı 25 santigrat derece, annesi nemini ayarlamak için bir tane cihaz almış, odanın basıncına bile bakıyorlar, klasik müzik dinliyor, su sesi dinlettiriliyor. Öbür tarafta, bazı bebekler doğuyorlar ve battaniyeye sarılıyorlar, elektrikler kesik; tank sesleri, top sesleri, çatışma sesleri, havan sesleri içinde ve o psikoloji içinde bazıları doğmadan ölüyor, bazıları da doğduğu hâlde hayatlarını... Bu iki bebek de bizim bebeğimiz. Bunu bütün vicdanlara söylüyoruz. Bir yerdeki bebek annesinin, babasının pamuklar içinde büyüttüğü bir bebekken, bir tarafta o bebeğin o hâlde o ilk gecesini geçirmesini bir şekilde durdurmamız gerekiyor, Cumhuriyet Halk Partisi bunu savunuyor.

Ve bütün dinlerde, bütün inançlarda, bütün kültürlerde; uluslararası hukuk, evrensel değerler, tüm hukuk normlarında cenazeye saygı duyulur ve taziye üst bir ahlak normudur ve defne mutlaka izin verilir. Aziz Güler, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı hiçbir suç işlemediği hâlde -çünkü hep meseleyi öyle bir yere sıkıştırıyorsunuz, bir algı yönetiyorsunuz ki- T.C.'ye karşı... O "Kobane'ye geçip IŞİD'e karşı destek olacağım." dedi, bir mayına bastı, öldü; altmış gün boyunca cenazesi sınırda bekledi bir derin dondurucunun içinde. Ağabeyi Ersin Umut Güler Mecliste gezdi, babası oğlunu orada bekledi. 4 kez, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Mahir Ünal'la, 1 kez de onun yardımıyla Başbakanla görüştük ve altmış günün sonunda yalvar yakar, çürümüş bir beden geldi, defnedilebildi İstanbul'da.

Şimdi, bugün geldiğimiz noktada, bir ülkenin şehirlerinde yaşlı kadınların cesetleri sokakta çürüyor defne izin verilmediği için veya cenazeye saygı duyulmadığı için. 10 yaşında, 13 yaşında bebekler annelerinin bir gece kucağında, sonra derin dondurucuda kalıyorlar. Cemile'nin annesi "Cansız bedenini koynumda yatırdım, ellerine kına sürdüm." diyor. Ben Cemile'nin yaşadığı yerlerde kimin ne yaptığına, annesinin hangi partiye oy verdiğine, amcasının ne olduğuna falan bakmıyorum; Cemile 13 yaşında bir kız çocuğu ve on gün boyunca evin buzdolabında durdu. Bunun başka bir şeyle izahı yok. Elbette, Türkiye'de yaşananlara savaş falan demez Cumhuriyet Halk Partisi. Ama, savaş hukukunda dahi cenazeye bir saygı, defne izin ve taziye gibi bir kültür vardır. Eğer bunu taşıyamıyorsanız o zaman bu ülkede devleti yönetmeyle ilgili ve vicdanla ilgili çok ciddi bir sorun baş göstermiş demektir.

Bunun yanında, bugün Cizre'de Sağlık Emekçileri Sendikasının Başkanı bir yaralıya müdahale ederken hayatını kaybetti. O cenazenin de teslim edilmediğine ilişkin bilgiler geliyor. Abdülaziz Yural, bir sağlık emekçisi ve bir sendika başkanı kendisi.

"Devlet" dediğiniz aygıt, güçlü bir aygıttır. Gücünü kanıta ihtiyacı yoktur. Devlet gücünü kanıtlama ihtiyacı duyuyorsa orada devlet zafiyet içinde demektir. Ve cenazeyi gömdürmeyerek veya cansız bir bedene eziyet ederek devlet güçlü olmaz, devlet güçlü kılınmaz. Böylesine hastalıklı bir derin devlet uygulamasına ihtiyaç duyuyorsanız koskoca devleti haklıyken haksız duruma düşürürsünüz ve o zaman devlete itibar değil, ancak ve ancak düşman kazandırırsınız. Doktorunu korumak, öğretmenini korumak, memurunu korumak çok önemli.

Doktoru geri çekmek, hemşireyi çekmek, öğretmeni çekmek, türbeyi taşımak, seçim sandığını taşımaya çalışmak; egemenlik alanını terk etmek bunlar, devlet olmaktan vazgeçmek demek bunlar, "Ben orada yokum." demek bunlar. İlla çatışarak değil, doğru yöneterek bu hallere getirmemeniz gerekiyordu zaten orada yaşananları.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugün vicdanımızla oy kullanacağız; önergenin kimden geldiğine bakmadan, ölen bebeğin soyuna sopuna bakmadan, mağduru ve mazlumu kökenine göre değil, insan olduğu ve bu ülkenin onurlu bir yurttaşı olduğu için savunma sorumluluğuyla.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)