| Konu: | Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 1 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 29.01.2016 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli gördüğüm bir konuyu, tam da yerindeyken, Meclisi de hazır bu kadar konuya ilgili, kürsüye ilgili bulmuşken paylaşmak istedim.
Konumuz Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesi'nin onaylanması. Kişisel verilerin gizliliği fevkalade önemli. Türkiye'nin gerek Avrupa Birliği sürecinde gerekse kendi süreci içinde kişisel verilerin korunmasıyla ilgili bugüne kadar bir yasal düzenlemeyi yapamamış olması büyük bir eksiklikti. Şu anda komisyonda görüşülüyor ve bu konuda bir ilerleme sağlanmaya çalışılıyor. Tabii, orada komisyondaki arkadaşlarımız uyarıyorlar, biz de uyarıyoruz. Bu alan çok tehlikeli bir alan. Kişisel verilerin korunması esas olmalı. Tanımlanan istisnalar açısından yukarıdaki taslakta son derece eleştirdiğimiz noktalar var. Bu uluslararası anlaşmada grupların oy birliği var ama bu konuyla son derece ilgili ve ilintili bir konuyu özellikle iktidar partisi grubuna ve Sayın Bakanın dikkatlerine sunmak isterim. Hatta bu konuyu dile getirdiğim için hem Meclis kürsüsünde hem Plan Bütçe Komisyonunda, 60 bin lira tazminat davası açıldı bana ve sonunda mahkeme bir karar verdi. Mahkemenin kararından da bahsedeceğim.
Türkiye'de en önemli sorun, aslında dünyada en önemli sorun yetim hastalıklar ve yetim ilaçlar. Yani 10 binde 1'den daha yüksek olana yetim, 100 binde 1'den daha düşük ihtimalle başınıza gelene ultra yetim diyor dünya ve bunların ilaçlarını üretmek ticari olarak bakan firmalar için kârlı değil. Kimse bu hastalıklara çare bulmaya, ilaç üretmeye çalışmıyor. Millî piyangonun tam tersi, birinin başına bir geliyor, o aile perişan oluyor. İlacın fiyatı 90 milyar lira olabiliyor, 35 milyar lira olabiliyor, yani eski parayla söylüyorum, 90 bin lira olabiliyor, 7 bin lira olabiliyor ama geri ödeme sistemleri bunu ödemiyorlar hatta bu konuda tedavinin tam olarak protokolü konusunda bile çalışılmamış ve dünya yetim hastalıklar ve yetim ilaçlarla ilgili son derece uzun süre tartıştıktan sonra birtakım çözümler üretmiş. Mesela bütün giderleri bir havuzdan karşılanıyor, o havuzun içini sağlık alanından kim para kazanıyorsa onlar dolduruyor ettikleri kâr oranında. Yani diyorlar ki: "Yetim ilaçla ilgili bir politikamız var, bütün masrafları devlet tarafından koordine edilecek. Almanya'daki ilaç pazarından yüzde 10 pay alan ilaç firması bu masrafların yüzde 10'unu karşılayacak." ki bu talihsiz durumla karşı karşıya kalan bir ailenin elindeki küçücük bebeği ölüme mahkûm kalmasın ya da parası varsa yaşayıp parası yoksa ölümle boğuşmasın diye ve sosyal güvenlik sistemi de bu ilaçları karşılamak zorunda kalarak zor durumda kalmasın diye, böyle bir sistem.
Türkiye'de bu yok, bu bizim ayıbımız, bunun çözülmesi lazım. Ama dünyada yetim ilaçlar var, Türkiye'ye bunları getirenler de yok. Bununla ilgili Türk Eczacıları Birliği bundan on beş yıl önce bir adım attı, devletle bir protokol imzaladı ve bu yetim hastalıkların yetim ilaçlarını Türkiye'ye getirmeye başladı. Daha sonra, bu, Türkiye'de ruhsatı bulunmayan kanser ilaçlarına; daha sonra, bu, Türkiye'de ruhsatlandırılmamış tüm ilaçlara; daha sonra, Türkiye'de piyasada bulunmayan ve devletin, ilgili bakanlıkların çare üretemediği tüm ilaçlara dönüştürüldü. Türk Eczacıları Birliği reçetenin Sağlık Bakanlığında onaylanmasından sonra -Vatandaştan eskiden para alınıp sonra para devletten alınıyordu- Maliyeyle yapılan bir protokolden de sonra... Vatandaşa hiçbir yük getirmeden şu anda Türkiye'deki 24 bin eczanenin herhangi birinden eczacı bu reçete hakkında Türk Eczacıları Birliğine bilgi geçiyor. Türk Eczacıları Birliği dünyanın öbür ucunda da olsa o ilacı getiriyor, hatta bu ilaçların yüzde 80'i için artık stok tutuyor Türkiye'de -hemen yukarıda Cinnah'ın orada Willy Brant'ta- ve bunu hastaların evlerine kargo parası dahi almaksızın ulaştırıyor. Kendisi bu işten hiç kâr etmiyor, sadece masraflarını alıyor ama elbette ki karşı taraftan alınan birtakım ticari ıskontolarla bir kaynak birikiyor, onu da yine bu alana yatırıyor. Çünkü kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü. Bu işler o kadar yolunda gitti, o kadar iyi hizmetler üretildi, hastalar o kadar memnun oldu, o kadar çok dua alındı. Bundan önceki koalisyon hükûmetinin, daha doğrusu AKP Hükûmetinden önceki koalisyon hükûmetinin bakanlarının ve AKP Hükûmetinin bakanlarının görevlendirdiği bürokratların da emekleri çoktur. Bu konuda kimseyi ayırmamak lazım. Ve Türk Eczacıları Birliği bu konuda çok ciddi gayret sarf etti. Her şey yolundaydı ama bundan birkaç yıl önce "Bu Türk Eczacıları Birliği bu işi neden tek başına yapıyor? Kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü, siyah plakalı araçları var." Hakkıhuzur diye bir şey yok, sadece yöneticisinin uçak parasını verir, bir dairede de bir yönetici misafirhanesi var. Öyle bu işten nemalanan yöneticiler de yok. Bunun eski başkanlarından bir tanesi de iki dönem sizde milletvekilliği yaptı. Ama birileri allem etti kullem etti, Bakanlığın aklına girdi ve bir yönetmelik değişikliği vasıtasıyla "Bu işi Türk Eczacıları Birliği yapar ama özel depolar da yapabilir."e getirdiler. Hızla -üzülerek ifade etmeliyim- iktidar partisine yakın çevrelerin baskısıyla yapılan bu değişiklik sonrası bir eski milletvekilinizin şirketi, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğüne soktuğu bir doktor vasıtasıyla içerideki bütün veri tabanını çaldı, bütün veri tabanını. Kişisel veri, kişisel sağlık verisini koruyamadık, düzenleme de yoktu. Çaldı bütün bilgiyi, ben de bunu çıktım söyledim. Bana da 60 bin lira tazminat davası açtılar.
Dava geçenlerde sonuçlandı. Beni 60 bin lirayı ödemekten, benim sözlerimi ihbar kabul eden bir müfettişin harekete geçip konuyu incelemesi sonucunda anlattığım her şeyin doğru olması, mahkemenin gerekçeli kararında, bırakın tazminat ödemeyi, çok önemli bir şeyi, işte bizim ortaya çıkardığımızı falan anlattı. Ben bu hikâyeyi şundan anlatıyorum, haklı çıktım, dava kazandım falan filan diye değil: Bu mesele, ticari bakılmayacak, eski milletvekilinin lobisine, işte bakanları, bürokratları ikna etmesine, gelip oralarda buralarda kulis yapmalarına falan aldanılmayıp, bu kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütünün önemini kavrayıp -bu Türk Eczacıları Birliğidir, Türk Tabipleri Birliğidir, Barolar Birliğidir- onlarla birlikte projeler geliştirip -denetimse denetim- ne yapılacaksa yapılsın ama bazı alanlar var ki ticarileştirmemek lazım. Sebebi şu: Hastaların bilgilerini almış, hastaya "İlacın bitti, ilacını getireyim." diyor. Örneğin, hemofilinin bir türü, faktör 9, Türkiye'de yok, milyonda bir olan bir faktör eksikliği. Aileye gidiyorlar, diyorlar ki... Türkiye'de bu hemofili ilaçlarının tamamı mor reçeteye girdiği sırada, sıralı dağıtım sistemini Türkiye'de ilk kuran Eczacı Odasının Başkanı olarak söylüyorum: Hemofilili çocukları bulup birbiriyle evlendirip hemofilili nesiller üzerinden o ilacı satmaya çalışan vicdansızlığı düşünün. Bu verileri çaldırdığınızda diyor ki: "Senin kızın dizini bir kanattırıverirsek faktör 9 kullanılmadan durmayacak. Ben 30 milyarlık ilaç satacağım, sana da 3 milyar vereceğim." bütün gün 30 liraya hamallık yapan bir babaya. Bambaşka bir vicdan muhasebesi, bambaşka bir insanlık dramı, insanlık suçu. Bu yüzden bu kanunlar, bu yüzden bu düzenlemeler çok önemli.
Hepinizden rica ediyorum, Sayın Bakandan rica ediyorum -özellikle Gümrük Bakanı da bu işin önemli bir yerindedir- bu işi ahbaba, çavuşa, yandaşa, kardeşe, bilmem neye değil, bırakın o alanlardan dışarıda kalsınlar. Bana kalsa, siyasilerin tüm akrabaları her türlü ticari faaliyetin dışında olsun da, bırakın, yiyeceklerse imar rantı yesinler ama hemofilili çocukların bilgilerinin peşinde kimse koşmasın. Bu tip yanlışlardan bu ülkeyi uzak tutmak lazım. Burada bir etik karar alsın, hiç olmazsa sağlık alanında siyasi ilişkiler sonucunda bu tip işlere girilmesine engel olunmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu kendi içinde bir karar alsın, bir irade koysun; düzenlemeyi hep beraber yaparız. Bu işleri meslek örgütlerine bırakın, bu işleri ticarileştirmeyin. Bu sağlık verilerinin korunması da, bizim ülkemizin, bu Parlamentodaki tüm partilerin, hepimizin kendi namusumuzu, onurumuzu, şerefimizi nasıl koruyorsak, en ufak bir şeyde yanlış anlamada herkes ayaklara kalkıyorsa, bu hepsinden çok daha önemli.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)