| Konu: | HDP Grubu önerisi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 1 |
| Birleşim: | 77 |
| Tarih: | 21.04.2016 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ederim.
Sayın Başkan, herhâlde son konuşmacı bilgisinde eksiklik var, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu...
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Lehinde son konuşmacı.
BAŞKAN - Lehinde son konuşmacı.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Lehinde son konuşmacı, evet.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - "Lehinde" dedi ama bunu düzeltmeniz lazım Özgür Bey.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Özgür Bey lehinde mi konuşuyor?
BAŞKAN - Sonra, aleyhte olana geçeceğim.
Sürenizi yeniden başlatıyorum.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Tabii, tabii, teşekkür ederim.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - "Lehinde" ifadesini düzeltmeniz lazım.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, İstanbul Milletvekilimiz Selina Doğan'ın selamlarını ve grubumuzun bir sitemini iletmek isteriz. Selina, grubumuzdan seçilmiş, çok sevdiğimiz bir arkadaşımız.
Aslında, gruplar arasında bir centilmenlik anlaşması yapmıştık, grup önerilerini mümkün olduğunca erken birbirimize iletecektik ancak HDP'nin grup önerisi ikiye yirmi kala elimize ulaştığı için, ben telefona sarıldım, Selina'yı aradım. Selina, aslında dünden izin almıştı, kapalı gruptan çıkmış, havaalanına varmak üzereydi İstanbul'daki bir programı için. Burada Selina'nın konuşması uygun olurdu diye konuştuk. Sonra, Selina şöyle dedi: "Belki de benim konuşmamam daha uygun."
HDP'de Garo Paylan, CHP'de Selina Doğan, AKP'de Markar Eseyan; hepsinin bu Mecliste yer almaları... Hatırlayın, aday gösterildiklerinde altyazıda geçti. Ne zaman Türkiye'de "Ermeni asıllı milletvekili adayları: Selina Doğan CHP'den aday, Garo Paylan HDP'den aday, Markar Eseyan AKP'den aday." diye bir altyazı geçmeyecek, ne zaman, gelecekler, varlıklarıyla bu gruplarda siyasetin içinde, eşitlik içinde mücadele edecekler ve kimse onların varlığından bir son dakika haberi çıkarmayacak, belki o zaman, Türkiye, bu topraklar olması gerektiği gibi bu meseleyi özümsemiş, sindirmiş ve normalleşmiş olacak. Maalesef, bugün çok farklı bir noktadayız.
Aslında, Türkiye'nin gerçeklerinde, bu toprakların gerçeklerinde bu yok. En iyi komşumuz Ermeniler bizim Manisa'da, Ege'de, İstanbul'da, Türkiye'nin dört bir yanındaki şehirlerde. Bazen en güvenilir esnaf, hata yapmaktan korkan, 1 gram yanlış tartmaktan korkan en güvenilir esnaf. Eczacı, İstanbul'daki gayrimüslim eczacıların neredeyse yüzde 80'i Ermeni, benim de mensubu olduğum mesleğe katkı sağlamış, hem bilimsel hem halk ilaçlarını çok iyi bilen, çok iyi birer tababet erbabı. Terzi, sanatçı -biraz önce değerli grup başkan vekili ifade etti- komşumuz bazen, hatta sütannesi sütü olmayan bir Türk ailenin çocuğunun. Böyle bir kaynaşmışlık, böyle bir birliktelik, böyle bir kardeşlik hukukundan çok başka bir yere savruldu Türkiye. Bu topraklar, yapısı gereği, tarih boyunca yaşananlar gereği -sadece bu meseleye özel de değil- büyük zaferlerin, büyük mutlulukların, büyük birlikteliklerin ama önemli de acıların yaşandığı topraklar. "Anadolu bir mozaik." diyoruz. Aslında o ayrı ayrı varlıklarını sürdüren ama bir bütün hâlinde çok güzel bir görüntüyü veren bir mozaik, evet. Ama, kendi içinde iç içe geçmişlikler, kültürden etkilenmişlikler, örflerin, âdetlerin, yemeklerin, kokuların birbirine karıştığı bambaşka bir yer Anadolu. Ama, acıların da yaşandığı, hepimizin ortak acılarının olduğu ve kategorik yaklaştıkça o acıları çoğaltacağımız, kabuk tutmaya başladıysa kaşıyarak kanatacağımız ve çözemeyeceğimiz bir meseleye dönüştürme sorunsalıyla karşı karşıyayız.
Dünyadaki hiçbir parlamentonun haddine değildir Türkiye'de, bu topraklarda yaşanmış, yaşandığı iddia edilen karşılıklı acılarla ilgili bildiriler kaleme almak. Ama, bu Parlamentonun da bu meselenin doğru zeminde, doğru şekilde tartışılmasıyla ilgili bir irade ortaya koyması lazım. Aslında, bu iradeyle ilgili önemli adımlar da atıldı. 13 Nisan 2005 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi, CHP, Doğru Yol, ANAP, SHP, bağımsız milletvekillerinin iradesiyle 22'nci Dönem Üçüncü Yasama Yılında bu mesele burada konuşuldu. İnanın, bugün konuşulduğu tondan çok farklı bir tonda konuşuldu. Bu Parlamento zaman zaman ortak deklarasyonlar imzaladı ama kendi deklarasyonlarında ortaya koyduğu yaklaşıma, kendi deklarasyonunda ortaya koyduğu yol haritasına da uymamak gibi bir keyfiyet, bir sorumluluk ve sorumluluğun yerine getirilmeme hâliyle de karşı karşıyayız.
Aslında, bugün bu önerge verildiğinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu meselenin burada konuşulmasının, zaman zaman bugün yaşanan terör sorununa ilişkin ortaya koyduğumuz üç önemli komisyon önerisinden bir tanesi olan hakikatleri araştırma komisyonu benzeri işlevlerin ne kadar gecikmiş olduğunun ve 13 Nisan 2005'teki ortak Parlamento iradesinde söylenen "Bu mesele, siyasetçilerin değil tarihçilerin ele alması gereken bir meseledir." iradesinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Maalesef, gündelik siyasette bunu konuşmayı becerebilme yetkinliğinde olmadığımız şu anda tekrar anlaşılıyor.
Başlarken, bu meselede Mecliste bir komisyon kurulma talebi, her partiden vekilin, elbette konuyu gündeme getiren Garo Paylan'ın, Selina'nın, Markar Eseyan'ın içinde olduğu, tarihçilerin içinde olduğu, komisyona dışarıdan desteklerin alınacağı, önemli bir adımın atılacağı önemli bir önerge olarak gördük ama bugün, şu anda görüyorum ki bu komisyonu bu şekilde kuramayacağız. Kuramamayı bırakın, kursak dahi, bir emrivakiyle kurulsa dahi siyasetin bu yaklaşımı, bu ton, gerçekten meseleyi -kabuk bağlamış bile kabul edilmese de- bir acıyı kaşıya kaşıya kanatmaya hizmet edecek. Biz siyasetteki bu dilden kurtulmak zorundayız. Devletin en tepesinden bu Parlamentoya, sahaya kadar bir küfür noktasına gelebilecek ayrımcı söylemler veya tutarsızlıklar... Toplumun hepsi dönüyor, bize bakıyor.
Yahu, hep birlikte şunu hatırlayalım: Bu ülkenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir gün dedi ki: "Ermenistan'la ilgili ileride çok güzel şeyler olacak." Bir işaret verdi. Arkadan öğrendik; Ermenistan-Türkiye maçını iki lider, iki ülkenin Cumhurbaşkanı birlikte izleyecek.
Sonra Bursa stadına Azeri bayraklarının sokulmaması gibi bir garabetle de karşı karşıya kaldık. Provokasyon algısı yaptı o gün Adalet ve Kalkınma Partisi, İçişleri Bakanlığı bürokrasisi ve Bursa'da stadın girişinde, hatırlayın o görüntüyü, çuvallarla Azeri bayrakları ellerden toplanıp oraya kondu...
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Hep provokasyondu onlar.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...ve provokasyon gözüyle bakıldı. O gün o maç izlenecek, ardından önemli adımlar atılacaktı. Hareket noktamız da: "Tarihi tarihçilere bırakalım, Ermenistan ile Türkiye kadim dostlardır ve bundan sonra önemli adımlar atılsın." Sonra ne oldu? Sonra şu oldu: Bir sanatçının yaptığı Ermeni kız ile Türk erkeğin heykeli vardı ya, böyle bir heykel, birden birtakım kamuoyu araştırmalarında atılan o adımlarda kamuoyu desteği olmadığı, güncel siyaset kaygıları, "Tükürürüm o heykele.", "Yıkacağım o heykeli." sonra bugün paralel olduğu iddia edilen, söylenen... O günün Turizm Bakanı İran'dan dönerken dedi ki: "Ya, Başbakanımız öyle hakaret etmek istemedi, sanat eseridir." Döndü bir ayar da ona verdi ve bambaşka bir şey oldu. Ermeni açılımını, Ermenistan'la iyi ilişkileri, bu meseleyi, öve öve anlattığınız o işi buzdolabına kaldırdı, hâlâ buzdolabında, fişini de çektiyse çürümüş gitmiştir. Bugün, bizim üzerinde çok dikkatle durmamız gereken bir mesele var. Ermenistan'la sorunlarımız var, hatta bu Dağlık Karabağ meselesi üzerinden onlara ciddi kızgınlıklarımız var, kınıyoruz, yanlışlar yapıyor. Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız Ermenistan'ın Türkiye'deki temsilcileri falan değil, o hükûmetle bağdaşmıyorlar, o hükûmetin yaptığı hataları en çok onlar dile getiriyor ama mesela burada konuşan bir Ermeni asıllı milletvekiline sanki Ermenistan'ın buradaki şubesi muamelesini yapmak da doğru değil, bu Garo'ya yapıldığı için değil, kim çıkarsa çıksın, kim konuşursa konuşsun.
ERKAN HABERAL (Ankara) - O da yapmasaydı.
HARUN KARACA (İstanbul) - Özgür, tamam da kardeşim, Ermenistan'la aleyhimize bir protokole imza attıranlar da onlar ama ya! Bu kadar suçluluk psikolojisiyle konuşmayın ya! Biz suçlu falan değiliz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ve hepimiz şunu yapmak durumundayız...
İki taraflı bir şey söylüyorum.
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Mustafa Kemal'in iradesini anlat bize ya!
HARUN KARACA (İstanbul) - Yapmayın Allah aşkına ya! Türkiye Cumhuriyeti'nin Parlamentosunda konuşuyorsunuz ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisinin iradesi şudur: Cumhuriyet Halk Partisi tarihin tarihçilere bırakılması gerektiğini...
HARUN KARACA (İstanbul) - Ayıp bir şey ya!
KAMİL AYDIN (Erzurum) - "Kurucu Liderimiz" diyorsunuz ya, Kurucu Liderinizi sızlatmayın ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...et ve tırnak gibi yetiştiğimiz Ermeni kardeşlerimizle aramızdaki meseleyi başka ülkelerin Türkiye'nin dış politika zafiyeti olarak kaşımalarına izin verilmeden, bu ülkede bu meselenin konuşulması gerektiğini düşünür.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Taşnak, Hınçak; onlara da iki laf et ya Sayın Başkan! Başkanlığın iki laf etsin.
HARUN KARACA (İstanbul) - Taşnaklarla ilgili bir şey söyle ya, bir şey söyle ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - CHP'nin kurumsal tavrı, tarihî tavrı budur. Neyle ilgili istiyorsunuz?
HARUN KARACA (İstanbul) - Karabağ...
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Karabağ meselesinde...
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Çetecilere iki laf et, hainlere iki laf et!
HARUN KARACA (İstanbul) - Suçluluk psikolojisiyle konuşmayın, yapmayın ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Kim konuşamıyor?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, konuşmacıya müdahale etmeyelim.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, anlatmaya çalıştığımız mesele şu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi olarak net ve açıkça söylüyoruz: Bu konu, tarihçilerin konusu.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Tamam.
HARUN KARACA (İstanbul) - O zaman niye konuşuyorsun?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Uluslararası siyasetin konusu olursa ne olduğu ortada.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) - Eyvallah.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - O parlamentoların hiçbirinin haddi değil. Bu Parlamento bu meseleleri...
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Sayın Başkanım, Taşnak, Hınçaklara laf edecekse iki dakika daha uzatın bence.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Baştan da ettim, kafa sallıyordunuz. Hiç orada bir sorunumuz yok.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Ya, etmediniz, hayır. Dikkatle dinliyorum.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Süre bitti herhâlde. Müsaade eder misiniz?
BAŞKAN - Bir dakika daha vereyim, evet, laf atmalar oldu çünkü.
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Özel, tarihçiler çalışmış. Bugüne kadarki tarihçilerin yaptığına hakaret etmeyin.
HARUN KARACA (İstanbul) - Taşnaklarla ilgili olsun.
NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Çetecilere iki laf et.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok net ve sürekli ifade ettiğimiz tavrımızı yineliyoruz: Bu mesele, tarihçilerin ele alması gereken konudur. Türkiye'nin ifade ettiği geleneksel tezinin Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman yalanlayıcısı olmamıştır. Ama, Cumhuriyet Halk Partisi hepimizin savunması gereken, ortak mutabakata vardığımız, herkesin içinin rahat ettiği, aklında bir şüphenin kalmadığı bir konunun konuşulmasından hiçbir zaman rahatsız olmadı.
HARUN KARACA (İstanbul) - Cumhuriyet Halk Partisinin kurucularının kemikleri sızlıyor bakın bu konuşmadan.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sakın ama sakın, bunu gündelik siyasete alet ederseniz bu incitici olmaktan, bu ötekileştirici olmaktan ileri gitmez. AKP'nin yaşadığı bu zikzakları da kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)