GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: AK PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:111
Tarih:12.07.2016

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İktidar partisinin grup önerisini görüşmek için buradayız. Aslında, normal şartlarda "Danışma Kurulu" diye bir mekanizma var. Danışma Kuruluna 4 partinin grup başkan vekilleri ya da görevlendirdikleri milletvekilleri katılacak. Orada iktidar ne yapmak istediğini anlatacak, muhalefet partileriyle istişare edecek ve Meclis bir çalışma düzeni alacak. Adalet ve Kalkınma Partisi kendisinden önceki iktidarların aksine ve iktidarda kıdemlendikçe bu uzlaşı arayışını ve uzlaşı yeteneğini kaybetmiş ve Meclise sadece kendi grup önerilerini getirip dayatmak ve çoğu zaman da İç Tüzük'e hatta bazen Anayasa'ya aykırı grup önerileri getirerek bu grup önerilerini sayısal çoğunluğuyla, parmak çoğunluğuyla geçirip Meclise bir çalışma düzeni, bir istikamet dayatma yolunu seçiyor. Öyle olunca ne oluyor? Herkes İç Tüzük'ten doğan haklarını kullanıyor. Bugün şu anda saat on buçuk. Grupların konuşmalarından sonra yapılacak oylamayla, on bire çeyrek kala, Meclisin bugün nasıl çalışacağına karar verilecek. Bu, gerçekten iktidar partisinin ve onun "Biz söyleriz olur, biz ne dersek öyle olacağız, istişare etmeyiz, kimseyle konuşmayız, kimsenin katkısını almayız." yaklaşımının sonucu. Yani çoğunluğuna dayanarak çoğulculuğu terk eden bir yaklaşımın sonucuyla karşı karşıyayız.

Dikkat ettiniz mi, iktidar partisinin grup önerisi konuşulurken ilk cümle "Kırk sekiz saatlik bekleme süresi kullanılmadan." İç Tüzük çok açık bir şekilde Genel Kurulda görüşülecek olan bir kanun tasarı ya da teklifinin sıra sayısı bastırılıp milletvekillerine ve gruplara dağıtıldıktan kırk sekiz saat geçmeden görüşülemeyeceğini açıkça karara bağlamış. İçinde diyor ki: "Aksi yönde bir karar alınmadıkça." Buradaki aksi yönde karar, Meclis tarihinin önemli bir kısmında, "Danışma Kurulunun önerisi" olarak teamülen yerleşmiş ama Adalet ve Kalkınma Partisi bunu Danışma Kuruluna gitmeyip "19'uncu maddeye göre, gidilmediyse, toplanmadıysa herkes kendi önerisini getirir"e çevirip, bu Meclisin önüne dayayıp sizin çoğunluk oylarınızla da bu Meclise istikamet dayatmaya alışmış.

Bu konu Anayasa Mahkemesinin önüne gitmiş. Birazdan Sayın Elitaş der ki: "Buradaki bilmem ne maddesinden bu anlaşılıyor." Anayasa Mahkemesi incelemiş, İç Tüzük'e açıkça aykırı bulmuş, yalnız, bu konuda Anayasa'da bir düzenleme olmadığı için Anayasa'ya aykırılığa hükmedip hükmedemeyeceğini karara bağlayamamış. Ama kararı diyor ki: "Yapılan iş İç Tüzük'e aykırıdır." Yani, İç Tüzük bu Meclisin anayasasıysa, bu Meclisi İç Tüzük'e göre yönetmek iktidarın boynunun borcuysa bu işi bir daha yapmaması lazım bu yüksek mahkeme kararından. Ama, tabii, Anayasa'ya aykırı değil, İç Tüzük'e aykırı. Bir eylemli İç Tüzük uygulamasına dönüştürdüler, yıllardır da bunu suiistimal ediyorlar.

Bugün size şunu söylüyor, iktidar partisi milletvekillerine de söylüyor, sadece bize söylemiyor: "Benim ortaya koyduğum irade bu kanunu basıp size dağıttıktan sonra sizin bunu açmanız -80 madde, neler neler var içinde- okumanız, bölgenizdeki sivil toplum kuruluşlarıyla, bölgenizde bu konudan etkilenebilecek -örneğin, bugün için- varsa iş adamlarıyla, yatırımcılarla istişare etmeniz ve buraya katkı sağlamanız benim umurumda değil." diyor. "Okumazsanız okumayın. ikide bastırdım, üçte dağıttım, burada konuşturacağım." diyor. Bizim grup önerileri olmasaydı üç buçukta bu kanunu görüşmeye başlayacaktık. Biz, dün akşam itibarıyla, başka bir kanunun görüşmesi hazırlığındaydık. O komisyon üyesi arkadaşlarımız konuşma sıralarını belirlediler, çalışmalarını yaptılar ama bugün -hatta resmiyete bakarsan, yani gayriresmî 3'ten beri biliyoruz- yüce Meclis birazdan karar verecek ve bambaşka bir kanun, bambaşka bir komisyon, bambaşka tartışmalar. Diyorlar ki: "Meclisin bizim gözümüzde hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Bize hangi talimat gelirse onu yaparız." Bakın, gelen talimat ne? Aslında gelen talimat, yurt dışından gelen işçilerin çalıştırılmasıydı. Biz buna çok ciddi şekilde karşı çıkıyoruz, muhalefet edecektik. Biraz önce sayın vekil anlatıyor, Cumhurbaşkanı iftar yemeğinde, en doğru yerde konuştu diyor. En doğru yerde konuştu ama Kilis'te roketatarlarla çocuğunu kaybetmiş anneyi de en fena bir yerde ağlattı. Ne dedi? "Beni iftar yemeğine çağırdınız, Cumhurbaşkanı acımızı paylaşacaktı, o benim için tek kelime etmedi, Suriyeli sığınmacılar için konuştu." (CHP sıralarından alkışlar) O ananın önüne geçmiş, korumalar böyle böyle ittiriyor. O korumalara o talimatı veren de o ananın huzurunda iftara onu çağıran vali de oranın o duygu durumunu fark etmeyip böyle bir şey söyleyen Cumhurbaşkanı da gitsin o anadan önce helallik istesin. Ben çok kolay alabileceğini de düşünmüyorum açıkçası.

Bundan sonraki süreçte hemen kamuoyu araştırmaları, yandı gülüm keten helva, yüzde 92 karşı... Hani ne oldu milletin adamına, milletin adamı millete rağmen bir şey yapmazdı? Yüzde 92 karşı, hop geri vites, aynen geri, hemen Elitaş'a talimat saraydan, diyorlar ki: "Aman ha yurt dışı işçi çalıştırma konuşulursa... Biz 'TOKİ'den ev verilecek.' dedik, Türkiye'deki evsizler, barksızlar ayağa kalktı. Şimdi, yurt dışından işçi de muhalefet bize 'Suriyeli işçiyi, Türkiye'deki işsizler dururken'i söyleyince bu sefer o yüzde 92, yüzde 97 de olur." O yüzden saraydan talimat, çarliston, hemen oradan oraya sıra sayıları değişsin, bir tane grup önerisi, İç Tüzük kimin umurunda, Anayasa kimin umurunda? Hadi bakalım, burada, şimdi, milletin adamı bir geri vites yapıp Mehter Marşı'yla yeniden vaziyeti toparlayana kadar bundan sonraki süreçte siz sabahlara kadar şimdi çalışacaksınız.

Yatırım durumunun iyileştirilmesi... Hiçbir şeyden haberiniz yok. Neden? Başka bir kanuna hazırlıklıydınız, hepimiz öyle ama böyle gerekti, böyle yaptılar, şimdi oturacağız, konuşacağız. Peki, bu kanun içinde son derece önemli düzenlemeleri içeriyor; satır, satır, satır, her bir maddede konuşmamız lazım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Senin haberin yok, milletin haberi var ya. Bakanlar Kurulunda canlı oldu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama böyle bir şey yapamayız, üzerinde konuşamayız. Niçin konuşamayız? Çünkü sizin üzerinizdeki vesayet Elitaş, Elitaş'ın üzerindeki vesayet Saray. Saray diyor ki: "Bu maddeleri konuşmadan geçin."

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Çok sataşıyorsun ama.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ne yapacağız? Bize verilen vazife ne? Kardeşim, Cumhuriyet Halk Partisi, seçmeninden aldığı oy, ona duyduğu saygı gereği itirazlarını dile getirecek, çare yok. Her maddede önerge vereceğiz. Biz her maddede önerge vereceğiz, siz diyeceksiniz ki: "Bu önergeleri neden verdin?" Kardeşim, öyle düzenlemeler var ki onlar geri çekilmezse kara para, bu havuz paraları, rüşvet paraları dışarıya çıkıyor, içeriye alınıyor, aklanıyor, yetimin hakkı yeniyor ve o havuzun başında, şimdi devletin başında olan beyefendi ilk icraat olarak da bunu yapıyor. Ben buna itiraz edeceğim, geri çektirmek için her şeyi yapmak zorundayım. Elimde önerge vermek dışında bir şey yok. Neden? Elitaş maddeler üzerinde konuşmamıza engel olacak bir şekilde getirdi. Bu kanun normal gelecekti. Şahıs adına başvuruları hep beraber yaptık. Ama şu anda -biraz önce gittim- temel kanuna dönüştürüldüğü için şahıs adına başvuruların geçerliliği yok, tamamen İç Tüzük ayaklar altında. Hadi bakalım, bugün ne olacak?

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Milletin vakit kaybetmeye tahammülü yok, oyalanamaz bu işlerle. Bu işler bir an önce yapılacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Kimse bugün, yarın, perşembe, cuma sabaha karşı 05.20'de gelip de sakın "Özgür Bey neden bu kadar önerge veriyorsunuz?" falan demesin. Sizin yaptığınız işe karşı bizim yaptığımız meşrudur, sizin yaptığınız iş İç Tüzük'ün, Anayasa'nın arkasından dolanmaktır.

Bugün gelinen noktada hep birlikte gördük; Sayın Elitaş, bizim itirazlarımızdan sonra, Sayın Başkanın doğru uygulamasıyla neler yaşandığını gördük. Bu Meclise saygı duymak zorundasınız. Bu Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi aldığı her oyu anasının ak sütü gibi helal ettirmek için seçmenine görevini yapıyor. Birileri buna karşı kara parayı aklamak, havuz parasını aklamak, uluslararası birtakım karmaşık ve çapraşık işlere... Sahillerimizde tatil yaptırdığınız o Suud aşiretinin, Suud hanedanının ülkesinde kadınların araba kullanması yasak, burada 10 çıplak kadınla jet skiye biniyor, siz de Sahil Güvenliğin 302 numaralı botunu görevlendirmişsiniz, yanında kuş uçurtturmuyor. (CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, o botun içindeki evlatları anaları "Peygamber ocağına yolluyorum." diye yolladı, eline kına yaktı da yolladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Peygamber ocağı bildi yolladı, siz Suudi Kralı'nın jet skisine refakat ettiriyorsunuz. Bunun hesabı bir gün sizlerden sorulur.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Çanakkale'ye de eline kına yakıp yolladı, Çanakkale'ye.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)