GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ankara İli Kazan İlçesinin Adının Kahramankazan Olarak Değiştirilmesine ve Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:11
Tarih:25.10.2016

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizin de bilginiz dâhilinde olduğu gibi, aslında grubumuza düşen bu konuşmayı yapmayacağımızı ve konuşmayı geri çektiğimizi kürsüye de bildirmiştik.

Aslında Sayın Bakan Emrullah İşler, konuşmasına çok doğru bir yerden başladı, çok da iyi gitti ama son kısmında cevaba muhtaç ve bizim asla kabul edemeyeceğimiz şeyler söyledi. Bununla ilgili sataşmadan bir söz almayı ve bunun üzerinden karşılıklı gelip gitmeleri aslında sağlıklı bulmuyorum çünkü bugün, Kazan için hep birlikte bir şeyler yapıyoruz, bunu en çok hak eden ilçe için yapıyoruz. O gece demokrasiye, Türkiye'nin özellikle parlamenter demokrasine sahip çıktıkları için, ülkelerine sahip çıktıkları için -kendi yaşamlarını- ve Türkiye'de yerleştirilmeye çalışılan "Bir daha darbe olamaz, olmayacak." dediğimiz bu güzel ülkede yeniden darbeler dönemine karşı direndikleri için bu unvanı hak ettiler. Bu konuda, kürsüye çıkan tüm konuşmacıların yaptığı övgüler ne kadar yapılsa azdır.

Bir teşekkürü grubumuz adına yerimden dile getirmiştim. Bugün Sayın Belediye Başkanı Lokman Bey, grubumuzu ziyaret etmek, teşekkürlerini iletmek istedi. Orada gördüğümüz tablo da gerçekten çok güzeldi, yanlarında sivil toplum örgütleri, Kazan'daki çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcileri ve siyasi partilerin ilçe başkanlarıyla birlikte geldiler. Türkiye'nin özlediği, görmek istediği iktidar muhalefet ilişkileri içinde gerçekten yerelden çok güzel bir örnekti. Bir kez daha kendilerine buradan teşekkür etmek istiyoruz.

15 Temmuz gecesi burada yaşananlar anlatıldı. Bu Meclis 15 Temmuzda kapalıyken siyasi partiler geldiler, Meclisi açtılar, darbeye karşı koydukları net ve tavizsiz tavırla açıkça kendilerini burada hedef ettiler ve daha sonradan görüyoruz ki belki birkaç saliselik farklarla, o gün burada bulunan 94 milletvekili ölümün kıyısından döndü. Ama kimsenin aklından o gece ölüm korkusu geçmiyordu, darbecilere karşı direnmek, Türkiye'yi, demokrasiyi ve en önemlisi, millî iradenin tecelligâhı bu Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve parlamenter sistemi savunmak geçiyordu.

15 Temmuza nasıl geldiğimizi görmezsek bir daha 15 Temmuzların nasıl yaşanmayacağıyla ilgili söyleyeceklerimizin hiçbirisinin bir değeri olmaz. Bugün darbeyle mücadele ederken Cumhuriyet Halk Partisinin temel yaklaşımı şu: Elbette, bir Yenikapı ruhu vardı, yoktu, terk... Yenikapı demek, muhalefet partilerinin gidip iktidar partisine verdikleri bir açık çek demek değil. Bir boş senet imzalamadı kimse veya bir A4 kâğıdının altına imza atıp da bundan sonra siyasi hayatımız boyunca üstünü doldurursunuz, biz de buna katlanırız demedik sizlere. Yenikapı'da 12 maddelik bir manifesto okuduk. Bugün o 12 maddeyi okuduğunuzda, yerli yabancı herkesin, demokrasi konusunda kafa yormuş, hukuk devletine inanan herkesin o demokrasi manifestosunun özüne ve lafzına itiraz edecek hiçbir şeyi yok. Ama bugün Türkiye'de darbeyle mücadelede nerede yanlış yapılıyor derseniz madde madde okuyun, o gün ne önerdiysek bugün hayata geçirilmediği için Türkiye'yi uluslararası camiada, Türkiye'de, hatta ve hatta bu Meclis nezdinde sıkıntıya sokan tüm uygulamalara karşı Yenikapı'da, bunu sakın yapmayın, bu mücadeleyi böyle yaparsak olur diye söylemiştik.

Darbenin panzehri hukuktur, darbenin panzehri demokrasidir. Aynı zamanda, bir sonraki darbenin aşısı da, darbeye karşı ülkeyi aşılayacaksanız ve böyle bir mikropla, hastalıkla karşı karşıya kalmayacaksanız o da hukuktur, o da demokrasidir sonuçta. Şunu çok net olarak görmek gerekiyor: Eğer hukukun dışına çıkarsanız, mağdurlar üretirseniz bu en çok darbecilerin işine yarar. Ne kadar çok mağdur, ne kadar çok suçsuz insanın suçluymuş gibi muamele görmesi puslu havada araya karışma ihtimali olan o kadar çok darbeci demektir. Vicdanları sızlatacak hiçbir şey yapmamanız lazım. Biraz önce çok etkin örnekler söylendi, her birimiz her yerde yaşıyoruz. Polis kocası görevden uzaklaştırıldı diye veya tutuklu olduğu için sekiz aylık hamile eşin önce lojman boşaltmak zorunda kalması, ardından o hâliyle lojman taşımaya çalışırken hastanelik olup erken doğum tehlikesi, ertesi gün "Sosyal güvenceniz kalmamış, para yatırmazsanız hastaneden çıkın." Suçun şahsiliği ilkesiyle, vicdanla, ahlakla, dinle, hiçbir şeyle bağdaşmayacak, ne hukuken ne diğer yönlerden savunulabilecek bir durum. Bakın, o kadının kocası darbeci olabilir. Ben onun sonsuza kadar cezalandırılmasını isterim ama o kadının o hâlini gören tüm komşularının aklında ve vicdanında oluşturduğunuz duygu durumu darbecilerin kendilerini saklamak istedikleri bir sipere dönüşüyor. Bütün mesele bu. Yoksa "mağdur... mağdur..." demekle Cumhuriyet Halk Partisi "mağdur" deyip oy mu topladığını sanıyor, böyle mi bir şey iddia ediyoruz? Size "Bunu yapmayın." diyerek aslında size altın değerinde ve sahada ölçtüğümüz bir tüyoyu veriyoruz. Bunu görmek lazım, bunu konuşmak lazım.

Sayın Bakan, F16'ya bindirdiğiniz pilotun, eline neşter verdiğiniz doktorun, sırtına cübbe geçirdiğiniz hâkimin, savcının veya minbere çıkardığınız imamın okul öncesi eğitimden bütün eğitimi ve meslek hayatı boyunca alacağı tamamlayıcı meslek içi eğitimlere kadar, bunlardan eminseniz geceleri rahat uyuyabiliriz, bir daha hiçbir F16 eğitim dışında alçak uçuş yapamaz Ankara semalarında, hiçbir doktor elindeki yetkiyi sahte çürük raporuyla bu ordunun şerefli subaylarını diskalifiye edip yerine darbeci yerleşsin diye yapmaz veya hiçbirisi "harddisk"lere konulmuş, okyanus ötesinden gelen o bilgileri alıp da savunmayı bile dinlemeden karar kısmına geçmez mahkemelerde. Bunların hepsini yaşadık ama bunların hiçbir tanesi 17-25 Aralıktan sonra başlamadı. "Bu örgüt suç örgütüne ne zaman dönüştü?" derseniz, aslında hep suç örgütüydü. Biz 17-25 Aralıktan değil on yedi yirmi beş senedir bu adamların ülkeye nasıl bela olmak üzere olduklarından ve yarattıkları mağduriyetlerden şikâyet ediyoruz. On yedi yirmi beş senedir, belki otuz beş senedir bu duruma dikkat çekiyoruz.

Ama şöyle bir gerçeklik var. Sizin bahsettiğiniz çok ciddi bir polemik alanı yaratabilirsiniz yani 2010 yılında CHP'ye çekilmiş bir... Bu bir operasyonsa o günün iktidarı ve siyasi sorumlusu sizsiniz. Biz o günlerden itibaren bu soruşturulsun diye ne kadar uğraştıysak bunları gizleyen sizsiniz. Polemiğin dozunu sizin kadar yükseltecek olursam kimin gözlüklerini yakından takıp o videoyu izledikten sonra "Tamam, yayınlayın." dediği tartışmanın içinde sıkıntıya düşecek olan da sizsiniz Sayın Bakan. Bunun ötesinde daha da konuşmak gerekiyorsa bugüne kadar bir suç örgütüyle mücadele ederken o suç örgütünün Türkiye siyasetinde iz bıraktığını iddia ettiğiniz en önemli eylemlerinden birisine bir kovuşturma açmamış olmanız ve tutuklamaların darbeden sonra gerçekleşiyor olması sizin aslında 14 Temmuz ile 16 Temmuz arasında nasıl farklı olduğunuzu gösteriyor ve -miladın aslında bizim kendi gözümüzden- sizin gönlünüzdeki milat 15 Temmuz, o geceye kadar, ondan önce "Yaptık maptık." dediklerinizin hepsi sadece ve sadece eski üst işveren taşeron ilişkisi içinde -kim üstteydi onu ben bilmem- götürdüğünüz bir ilişkinin bir tahrikte bölüşüm ilkelerindeki sıkıntılar, birbirinizin nasırına basmanız ve paylaşımdaki sorunların ortaya kirli çamaşırları dökmesinden sonra "Ben bu tarihi milat aldım." derseniz inandırıcılığınız olmaz.

Ama şunu bilmeniz lazım Sayın Bakan. O pilota, o imama, o aklınıza gelebilecek, darbeye karışabilecek herhangi bir kamu görevlisine etkin, bilimsel, çağdaş, laik devletin sunumunda veya tam kontrolünde bir eğitim verirseniz yani o imam kendi cemaatinin değil de dinin gereklerini anlatacak eğitimi devletten alırsa, o pilot hafta sonu çıktığında bilmem ne tarikatının ışık evlerine gitmezse, o doktor akşamları devletin yaptığı yurtlarda yatabiliyorsa... "Üniversite yapacak paramız var, yurdu yapacak paramız yok." demeyin, on birde 1 oranında maliyetleri. Bugün bir cemaatten ağzınız yanmışsa ama oradan boşalan kadroları bir cemaatler koalisyonu gibi algılanan devriiktidarınızda başka cemaatlere jest yapıp kendi iktidarınızı oradan pekiştiriyorsanız o zaman inandırıcılığınız kalmaz.

Ben, böyle bir tartışmayı bu kürsüde hiç de hazırlıklı olmadığımız, konuşmamızı çektiğimiz bir anda yapmak zorunda kaldığım için Kazanlılardan özür diliyorum. Keşke Kazan sadece Kazan'ın konuşulduğu bir oturumla bunu alsaydı. Çünkü, bu tutanaklar seksen yıl sonra okunacak, doktora öğrencileri, doçentlik tezi yazanlar Kahramanmaraş'ın tutanaklarını tutanak dergisinden okuduğu gibi yıllar sonra bu tutanaklar olacak. Bu tutanakları keşke böyle siyasi saiklerle enfekte etmeseydik.

Ben, kendi adıma yine Kazanlılara bir kez daha teşekkür ediyor, şimdiden tebrik ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özel.