| Konu: | İstanbul Milletvekili Engin Altay'a yönelik davranışın açıkça cezayı gerektirdiğine, TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan ile İstanbul Milletvekili Şafak Pavey'e yapılan saldırıyı kınadığına, yaşananlara sebep olan herkesi ve bu atmosferi yaratan tüm şartları kınadığına ve herkesi düşünmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 62 |
| Tarih: | 19.01.2017 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Grup başkan vekillerinin bu tip durumlarda sakinliğini en çok koruması gereken ve en çok empati kurması gereken, bazen kendisine bile katlanamayacağı kadar zor bir görevi yapıyoruz burada. Bu kırmızı kitap sürekli elimizde, hepimizin rehberi; önü Anayasa, arkası İç Tüzük. Ben mesela, bunun cevap hakkı kısmını okumayı, usul tartışması kısmını okumayı, milletvekillerinin konuşma haklarıyla ilgili kısımları okumayı çok seviyorum ama 161'inci, 163'üncü maddeyi okumak, o sayfalara gelmek gerçekten içimizi daraltıyor. Bu son haftalarda sürekli İç Tüzük'ün 92'nci sayfası ile 94'üncü sayfası arasında gidip geliyoruz. Bu bir Parlamento için övünülecek bir durum değil. Burada herkesin bir oturup düşünmesi lazım. Bu kitapçığın arka tarafında, o son üç sayfa arasında gidip gelirken esas buradaki gerilimin, kitapçığın tam ortasından ön tarafa olan Anayasa'yla ilgili bir mutabakatsızlık, bir ortaklaşamama, bir dayatma ve bunun gerilimi üzerinden bu işin yürüdüğünü görmezsek ve toplumun seçerek yolladığı kişiler arasında bunlar yaşanıyorken cuma gününden sonra yeni bir faza geçecek olan süreçte bunun toplumsal yansımalarını hesap etmek, başta partilerin sayın genel başkanlarının, Sayın Başbakanın, sonra partilerin üst kademe yöneticilerinin ve tüm milletvekillerinin, üzerinde çok ciddi sorumlulukla düşünmesi gereken bir şey. Mutabakat ve ortaklaşma ön tarafta olmayınca biz burayı yönetemez hâle geldik. Kırılan burun, çizilen yüz, kopan saç... "Senin kadının, benim kadınım..." dediğiniz hususa yürekten katılıyorum; bu tip ayrımlar, bu tip kendi cephesinden pozisyon tarif eden sözler gerçekten kabul edilebilir gibi değil ama bu da tarafların, silahların eşitliği ilkesi gibi, mağdurların eşitliği ilkesi gibi bir şeyi kabul etmek de mümkün değil. Senin kadının bir saldırıda bulunuyor ve benim kadınım orada perişan oluyorsa, sonra "İki taraf da kadındır." deyip de çıkmamak lazım.
BAŞKAN - Elbette.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bunu da "Benim sayım çok, benim kadınım yapar; senin sayın az, senin kadının ceza alır..." Bu gücü elinde tutan kim olursa olsun bu çoğunlukçuluk anlayışı çok tehlikeli bir iş. Ben bunu söylerken birazcık sizin zaviyenizden bakmaya çalışıyorum ama lütfen sizler de bugün geldiğiniz yere nereden geldiğinizi düşünüp -zaman makinesinde, bir gün şu en dipteki yerde 23 milletvekilliyle, ortalarda 61 milletvekiliyle oturan ve- bugün yaşananları yaşasaydınız neler hissedeceğinizi de düşünün.
Engin Altay'a yapılan iş, bir grup başkan vekiline -içeride herkes benzer şeyi söyledi- hatırlanan, yaşanmış, tarihte yapılan bir şey değil. Bir grup başkan vekilinin üzerine o şekilde koşturulması buradaki grup başkan vekili ve onun grubunu incitmez, üzmez, o grup ve o grup başkan vekili kendi haklılığını tutar; esas saldıran tarafın grubunun ve grup başkan vekilinin sıkıntısı hâline dönüşür. Bu, taraflar yer değiştirdiğinde de farklı olmaz arkadaşlar. Bu açıdan, Engin Altay'a yapılan iş, yapılan saldırı İç Tüzük'te açıkça cezayı gerektirir ama biz bugünkü şartlar, bugünkü atmosfer ve bugünkü empati eksikliğinde bu rıza mekanizmasını geliştiremedik içeride. O yüzden ben de hukuken bu kez mümkün olmasına rağmen, hukuken, bunu, bu empati mekanizmasının kurulmasına da katkı sağlayamamanın vermiş olduğu üzüntüyle en şiddetli şekilde, sözlü şekilde kınıyorum.
Bunun yanında, demin baştan beri söylediğim tüm ifadelerin bağlamında, bu noktada, bir Meclis Başkan Vekiline -ki size Almanya'da yapılan saldırıyı 4 grup bütün grup başkan vekilleriyle ayrı ayrı kınamıştı, ben biliyorum ki Akif Bey'e yapılırsa da bu birliktelik sağlanır ama- Pervin Hanım'a onlarca arkadaşımın da şahitliğinde yapılan o saldırıyı da en şiddetle kınıyorum ve bu konuda üzüntülerimizi ifade ediyoruz.
Şafak bizim değil, Türkiye'nin değil, Birleşmiş Milletlerin, dünya mülteci haklarını takip eden herkesin ve özel durumundan dolayı dezavantajlı grupların tamamının göz bebeğidir, simgesidir. Şafak, bizim grubumuzla pozisyonu da açıkça ortada olan ama sonuçta kadın olan bir milletvekilinin o eylemliliğini makul ve şiddetle sonuçlanmayacak şekilde bitirtmek için gayret göstermek için oradaydı ama şu anda, üzülerek ifade etmeliyim ki Başkent Hastanesinde tedavi görüyor; protezi çıktı, çok ağır darplar aldı ve Şafak'ın bulunduğu durum, bütün siyasi pozisyonların dışında; kendi kızının darbedilmesine engel olamamış bir baba ne hissederse onu hissediyorum; bunu anlayın.
Bu yaşananların tamamına ayrı ayrı ve bir bütün olarak sebep olan herkesi ve bu atmosferi yaratan tüm şartları bir yandan kınıyor, bir yandan da herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)