GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/135, 1150, 2002, 2101, 2103, 2104, 2112, 2113) No.lu Bağcılık Sektörü ve Üzüm Üreticilerinin Sorunlarının Araştırılarak Alınacak Tedbirlerin Tespit Edilmesi Maksadıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:18
Tarih:07.11.2017

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, Mecliste çok sık yaşamadığımız ama aslında vatandaşın, çiftçinin, işçinin, emeklinin, köylünün istediği, beklediği, desteklediği bir şeyi yapacağız. Yaptığımız iş, uzlaşma kültürüyle 4 partinin bir araya gelerek bir sorunu araştırmak ve çözüm önerileri üretmek üzere bir araştırma komisyonu kurmasıdır. Öncelikle, burada bu uzlaşıya katkı sağlayan tüm partilerdeki milletvekillerine, grup başkan vekillerine, özellikle Manisa milletvekillerine teşekkür ediyorum. Ayrıca, bu konuda, biz, Manisa'da bir üzüm mitingi yaptıktan sonra verdiğimiz bir araştırma önergesinin gündeme alınmasını talep ettiğimizde, Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili Erkan Akçay daha önceden kendisinin de benzer araştırma önergesinin olduğunu söylemiş, bu talebimizi Manisa milletvekilleri aracılığıyla ve grup başkan vekilleri aracılığıyla iktidar partisine de iletmiştik. Geçtiğimiz hafta buna olumlu yanıt alındı. Ben seçim bölgemdeydim, görüşmelerin bugüne bırakılması için Sayın Grup Başkan Vekilimiz Erkan Akçay katkı sağladılar, kendisine de bu konuda ayrıca teşekkürü bir borç bilirim.

Bugün burada Manisa'yla ilgili ama Manisa'yla sınırlı olmayan, Manisa'da en yoğun olarak yaşanan bir sorunu konuşuyoruz ve bunun Meclis eliyle araştırılmasını ve çözüme kavuşturulmasını talep ediyoruz.

Manisa, eskiden tarımın başkentiydi ama şu anda maalesef acının ve çilenin başkenti hâline geldi. Manisa, Türkiye'deki, belki dünyadaki en kaliteli tütün türlerinden birini üreten, geçimini bundan sağlayan bir ilken, Akhisar'ın tütünü, Kırkağaç'ın, Soma'nın tütünü varken hatalı tarım politikaları yüzünden önce tütünü kaybetti. Biz tütünü kaybettik; tütünden evini geçindirenler, çoluğunu çocuğunu geçindirebilmek için tarladan koptular, gittiler, Soma'da, hem de devletin işletmesi gereken madenlerde redevans sistemiyle, hizmet alım sistemiyle çalışmaya başladılar. Soma maden faciası yaşandığında taşeron işçiliğin yasak olduğu madende dayıbaşılar olduğunu öğrendik. Dayıbaşı maden terminolojisi değildi. Hatta bir ulusal kanalda o gece yorum yapan bir maden mühendisi "Ben bu kadar yıllık maden mühendisiyim, dayıbaşılık nedir bilmem." diye şaşkınlığını gösteriyordu. Oysa dayıbaşı, tütün tarlalarında, pamuk tarlalarında, orada çalışan emekçilerin başındakilere, onları işveren için, toprak sahibi için temin edenlere verilen addı ama Manisa'nın tütüncü evlatları madene mahkûm olurken, madene inerken, başlarındaki taşeronu da bilmediklerinden ona "dayıbaşı" diyerek oraya girmişlerdi. Yani tütünün işsiz, tütünün aç bıraktığı tütüncünün evlatlarını biz madenlerin güvencesiz işçileri hâline getirmiştik. Akhisar'da, Kırkağaç'da, Soma'da durum böyleyken Manisa'nın Çukurova'yla lif uzunluğunda yarışan, dünyanın en kaliteli pamuğunu üreten, beyaz altınını üreten Manisa Ovası'nın, Akhisar Ovası'nın, Gölmarmara'nın çiftçileri de buradaki hatalı politikalar yüzünden en önemli, en stratejik ürünlerden bir tanesini kaybediyor ve onlar da başka ürünlere yönelmek, daha az girdi getiren, daha az stratejik olan, emek yoğun ama geliri çok daha düşük olan ürünlere yönelmek ve bir dönüm toprağın baktığı insan sayısı gitgide azalırken aileler parçalanmak, Manisa'nın merkezlerine, sanayinin yoğun olduğu yerlere göç etmek, asgari ücrete mahkûm kalmak durumunda kalıyorlardı.

Bir gün Manisa'da bir düğün salonuna gittim. Manisa'nın Hacıaliler'inden Kadriye Teyze evladını evlendiriyordu Manisa'da sıkış tepiş, bir apartmanın en alt katında, kan ter içinde, toz duman içinde, 400-500 liraya kiralanmış bir düğün salonunda ve gözleri buğuluydu. "Kadriye Teyze, ne oldu? Düğün günü canın sıkkın." dediğimde, önünde duran bir plastik kap içindeki 5 tane kuru pastayı eline alıp "Ben bunun babasını köyde üç gün üç gece, önce dana kestik, her gün koyun kestik, koç kestik, davul zurnayla everdim. Hâlimize bak evladım." dedi ve elindeki o plastik tabakta, Sayın Bakanım, 5 tane kuru pasta çarpışan taksi gibi dönüyordu, titreyen elleriyle salladı. Sallarken önündeki plastik bardaktaki limonatayı döktü. Manisa'nın kendi topraklarıyla geçinen, çoluğunu çocuğunu en iyi şartlarda büyüten, evlendiren, konuklarını günlerce ağırlayan çiftçileri bu hâle düşmüştü.

Son on beş yılda, son yirmi yılda Manisa'da pamukçu, tütüncü yok olurken yoksulluğa, açlığa, sefalete, artık metropollerde asgari ücrete, hatta işsizliğe mahkûm kalırken insanların bir kısmı son tutunacak dal olarak topraklarına üzüm bağlarını diktiler, üzüm bağlarını yetiştirdiler ve üzüme tutundular. Bugün geldiğimiz noktada, artık öyle bir hâldeyiz ki... Sayın Bakan Manisa'ya geldi. Biz, siyasi geçmişini, bazı duruşlarını, sahip çıkışlarını, sözünü beğenen, takdir eden, siyasetüstü olarak da kendisiyle her düzeyde bir gönül bağı olan insanlar olarak Sayın Fakıbaba Tarım Bakanı olunca gerçekten umutlandık. Manisa'ya gelmesini, üzüm üreticisinin sorunlarını dinlemesini de takdirle karşıladık ama Manisa'ya gelip o gün piyasada üzüm 3,5 liradan işlem görürken "Üzüm 4 liranın altına asla düşmeyecek." deyip hem 6 liralık fiyat beklentisini yerle bir etti hem de 3,5 liraya üzüm satılırken bir bakan olarak "4 liradan aşağıya işlem görmeyecek." diyerek Manisalı üzüm üreticisine -"İyi ki geldin." denmişken- "Yahu Sayın Bakan, böyle yapacaksan keşke hiç gelmeseydin." dedirtti Sayın Bakan. Bunu da burada not etmek lazım. Gelişi kıymetlidir. 6 liralık fiyat beklentisinde 4,5 liraya üst sınır koyması ve o gün 3 liradan 4 liraya üst sınır koyması; 3 liradan, 3,5 liradan üzüm işlem görürken çiftçinin gözünün içine baka baka bunu söylemesi de hoş olmamıştır, yürek yakmıştır, gönül kırmıştır.

Şimdi, geldiğimiz noktada üzümden bahsedecek olursak, dünyanın en stratejik ürünlerinden bir tanesi. 50 bin dekar bağımız var bizim Manisa'da, 40 bin aile geçimini sağlıyor bu işten. Dünyanın en kıymetli üzümlerini Manisa'da üretiyoruz ama üzümümüz İzmir borsasından "İzmir Sultanisi" diye satılıyor. Bugün Manisalı genç iş adamları geldiler, onlar da aynı çabadalar, Manisa Ticaret Borsası, Sanayi Borsası aynı safhada: "Üzümümüzün coğrafi işaretini ve uluslararası piyasada şehrimizin adıyla tescilini mutlaka istiyoruz." Ama bunun yanında, bir de şöyle bir gerçek var: Hepimiz söze gelince üzüm üreticisinin yanındayız, çiftçinin yanındayız, hayvancının yanındayız ama gözlerimizin içine baka baka yabancılarla anlaşmalar yapılıyor. Bugün Sayın Bakan et fiyatlarının ucuzlamasıyla övünüyor ama yapılan bu işin, yetkinin sadece iki yandaş zincire verildiğini, 80 bin kasabı işsiz bırakma, onları da işinden etme noktasına getirdiğini, bu ucuz et satılacaksa, satılabiliyorsa bunu kasaplar eliyle neden yapmadığımızı... Hele hele Sayın Bakan, 81 ilde bir tek o ikisi varmış... Keşke olan yerde daha çok olsa, olmayan yerde olana verilseydi ama bir de şunu sormazlar mı Sayın Bakan: Keşke Et ve Balık Kurumu duruyor olmasa mıydı elimizde 81 ilde aslan gibi? Onu özelleştirip, onu birilerine peşkeş çekip, yağmalattırıp, binalarını, enkazını yok değerine satıp bugün Et ve Balık Kurumunu, devlet kontrolündeki bir Et ve Balık Kurumunu ne kadar çok arıyoruz. Bunu yapan kim, bunu yaşatan kim? Bunların da altını çizmek gerekiyor.

Tabii, bir komisyon kurulacak, uzun uzun bütün sorunlar konuşulacak, bu kısmını son derece önemsiyoruz ama bir gerçek var: Altı yıldır bu kürsüdeyim ben, altı yıldır ben, dolu olunca, kırağı vurunca, doğal afetler gerçekleşince, üzüm fiyatları düşünce buraya çıkıp sorunları anlatıyorum, ben anlatmaya usanmadım ve tüm milletvekilimiz bu konuda gayret gösterdiler ama iktidar partisi bugüne kadar hep bu meseleye duyarsız kaldı.

Buradan şunun altını çizelim: Üzüm 1,5 lirayken mazot 3 liraydı, üzüm 6 lirayken mazot 3 liraydı ve 1 kilo üzüm satarak 2 litre mazot alabiliyorduk. Bugün mazot 5 lira sınırına dayandı, bırakın 2 litre mazotu 1 kilo üzüm satıp 1 litre mazot almanın mümkün olmadığı bir döneme getirdiniz Türkiye'yi. Ve Manisa'da söyleyince "Hem hâllerine ağlıyorlar hem hâllerine gülüyorlar, sonra da alkışlıyorlar..." Diyorum ki: "Ey Manisalı çiftçiler! Bu mazot var ya bu mazot marinada 1,5 lira, Manisa'da 4,5 lira." Bugün marinadaki özel yata, tekneye 1,5 liraya mazotu veren sizsiniz ama bizim Manisa'daki üzüm üreticisine, çiftçimize mazotu 5 liraya vermeyi de bugün siz nasıl içinize sindiriyorsunuz, bu sözler nasıl tutulmuyor?

Şimdi, aralar yeni yeni düzeliyor, Bülent Arınç'ın Manisa Cumhuriyet Meydanı'ndaki yeşil mazot sözleri ne oldu? Çiftçiye özel, renklendirilmiş, yarı fiyatına, üçte 1 fiyatına mazot sözleri ne oldu? Bunların da hepsinin altını çizmek istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak... Komisyon kurulacak, bu konuda en yetkin milletvekillerimizi o komisyonda görevlendireceğiz, çözüm önerileri üretilecek, buna tüm siyasi partilerin hem değerli Manisa milletvekilleri hem konunun uzmanı, tarımla ilgili milletvekilleri, belki diğer illerdeki milletvekilleri katkı sağlayacaklar. Ama sakın şöyle olmasın: Soma Raporu dört dörtlük, hep beraber yaptık bunu, Sayın Erkan Akçay'la beraberdik. Soma Raporu'ndan sonra İş Güvenliği Kanunu çıktı, sayfası açılıp bakılmamış. Maden Kanunu çıktı, madende değişiklik oldu, bir tane önerimizi alıp da içine koymadılar ve bugün yaşanan her maden faciası o ortak akla Hükûmetin bir kıymetiharbiye vermemesinden kaynaklanıyor. Bu rapor raflarda kalacaksa, tozlanacaksa, görüşülmeyecekse, yine Hükûmet bildiğini yapacaksa hiç birbirimizi kandırmayalım. Ama biz bu komisyonu Manisa'mızda ağırlamaktan, bağrımıza basmaktan, en yapıcı önerileri sunmaktan ve çözüm önerileri getirmekten geri durmayacağız. Önerilerin de sonuna kadar takipçisi olacağız. Bu konuda "evet" oyu verecek tüm milletvekillerine şimdiden teşekkür ediyoruz Manisa adına.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)