| Konu: | CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki sözleri sebebiyle ve görevini hukuk içinde tarafsız bir şekilde yerine getirmediği iddiasıyla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin (11/18) ön görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 22.12.2017 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında verdiğimiz gensoruda grubumuz adına söz almış bulunuyorum.
16 Nisan referandumunda mühürsüz oylarla kabul ettirilen ve gayrimeşru gördüğümüz Anayasa değişikliği tamamen uygulamaya girdiğinde Meclisin mahrum kalacağı bir denetim yolunu, gensoruyu kullanmak üzere kürsüdeyim. Gensoru neden verilir? Parlamento hukukunda bir güven oylamasına tekabül eder ve bakanın kendisiyle ilgili bir güvensizlik oluşması durumunda kullanılan, önemli, etkin ve çok başvurulmayan bir denetim yoludur.
Süleyman Soylu enteresan bir Bakan çünkü aynı bakana birden çok gensoru verildiği pek nadir bir durum. Süleyman Soylu bu yılın başında 2017'nin ilk yasama gününde, 3 Ocak günü kendisi hakkında verilen gensoruyla burada gündemdeydi. Şimdi, 2017 yılının son yasama gününde ve son işlemimizde yine onunla ilgili bir gensoruyu görüşüyoruz. Gensorunun muhatabı olan bakanlar genelde, özellikle de güçlü bir iktidar grubu, çoğunluk arkalarındaysa bu gensorunun kendilerine siyaseten verildiğini ve sonuç doğurmayacağını söyleyerek gensoruları ciddiye almadıklarını topluma, partilerine, Parlamentoya hissettirmeye çalışırlar ama gerçek öyle değil, bütün Parlamento tarihi boyunca da öyle değil ancak bizim, pek çoğumuzun birlikte görev yaptığı, benim bizzat şahitlik ettiğim döneme baktık. 25'inci Dönemde gensoru yok. 24 ve 26'ncı Dönemde Cumhuriyet Halk Partisi toplam 11 tane gensoru vermiş. 24'üncü Dönemde Sayın Taner Yıldız'a, Ayşenur İslam'a, Nabi Avcı'ya, Mehdi Eker'e ve Ahmet Davutoğlu'na gensoru vermişiz. 26'ncı Dönemde ise Nabi Avcı, Efkan Ala, Sema Ramazanoğlu, Bekir Bozdağ, Faruk Çelik ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan gensoruya muhatap olmuş. Yani 12 Haziran 2011'den bugüne kadar CHP olarak 10 bakana 11 gensoru vermişiz; bu bakanlardan, 10 bakandan 8'i şu anda bakan değil, birisi o bakanlıkta değil; sadece ve sadece Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan şimdilik görevde. Yani Sayın Süleyman Soylu, düşündüğünüz gibi, kolayca bir gensoru gelir ve geçer değil, gensoru belki çoğunluk grubunun desteğiyle o an sonuç doğurmaz ama çok kısa bir vadede, kısa ve orta bir vadede siyasi sonuçlar doğurmaktadır. Bir yılın ilk ve son günü gensoruya muhatap olmanın ve birden çok gensoru alan çok az sayıda bakandan biri hâline gelmenin değerlendirmesini yapmak durumundasınız.
Bugün burada bu gensoruyu neden verdik, bunun üzerinde bir konuşalım. Birisi Genel Başkanımıza "Sen bittin." dedi ama herhangi birisi demedi, elinde kamu gücü olan birisi dedi; herhangi bir kamu görevlisi demedi, bir bakan dedi; herhangi bir bakan demedi, İçişleri Bakanı dedi. 268 bin polis, 179 bin jandarma, 50 bin korucu, Polis Özel Harekât, Jandarma Özel Harekât, polis ve Jandarma istihbaratının bağlı olduğu birisi "Sen bittin." deyince bu, herhangi bir tehditten çok daha fazlasıydı, çok daha ayrıydı. Sadece tehdit etmedi, tehdidin yanına bir de şantajı ekledi, dedi ki: "Turpun büyüğü heybede." yani daha bunun arkası gelecek, size bir konuda rest çekiyoruz, had bildiriyoruz, bunu bir şantaj olarak önünüze koyuyoruz, yaptığınız neyse durun, onu yapmayın, yoksa devam ederiz dedi. Bilmediği bir tek şey vardı, hukuka en çok uyması gereken Bakanlığın başındaydı. Hukuk devletlerinde şantaj ve tehdit olmaz; heybe olmaz, turp olmaz; gereğini yapan bakan, suç duyurusu, savcı ve hâkim olurdu. (CHP sıralarından alkışlar)
Peki, nereden çıktı bu karşılıklılık, mütekabiliyet? Ne yapmaya çalışıyor, yapmaya çalıştığı misilleme nedir? Mesele basit, Man Adası belgeleri... Bu belgeleri açıklarken Genel Başkanımız ne terim kullandıysa, bu Ataşehir'le ilgili yaptığı ve Genel Başkanımızı "Sen bittin." diye tehdit ettiği konuşmada Sayın Bakan aynısını yaptı. Bunu neye karşılık yapıyor? AKP'nin aldığı kurumsal bir kararı ayaklarıyla çiğneyerek yapıyor. Belgeler çıktığında önce "yok", sonra "sahte" sonra "Fotokopi, aslını ver.", sonra "Savcıya ver."den sonra Mahir Ünal ne demişti? "Bundan sonra CHP'nin açıkladığı belgeler siyasetimizin hiçbir şekilde konusu olmayacak." Buna herkes uydu; Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, grup başkan vekilleri, bir tek kişi uymadı, inatla da uymuyor. Bizim lehimize, AKP'nin kurumsal kararının aleyhine Man belgelerini gündemde tutmak için büyük bir mücadele veriyor. Bu konuda bir de tutanağa başvuralım. Kendisi, cumartesi günü verdiğimiz fiili gensoruda -tutanaktan- şunu söylüyor: "Bakın, bir gün dahi siyaset yapmasam, Türkiye de bilsin bunu, namusum ve şerefim üzerine söylüyorum, bu işin peşini bırakmayacağız, bu Man Adası'nı ispat edeceksiniz." diyor. Sadece onun tutanağı değil, daha enteresanı Başbakanın tutanağı. Tarih 11 Aralık 2017 ve Başbakan bütçede diyor ki: "Man Adası'nda bu insanların hiçbirinin şirketi yok. Orada isimleri zikredilen Sayın Cumhurbaşkanımızın yakınlarının herhangi bir şirketi yok." Bunun üzerine bu iki tutanağı bir resmî yazıya yazıp Sayın Bakana Bumerz Limitetle ilgili yani "Bumerz" deyince nereden geldiğini hatırlamakta fayda var. Burak'ın "bu"su, Mustafa Erdoğan'ın "m"si, Erdoğan'ın "er"i Ziya İlgen'in "z"sinden oluşan Bumerz Limitetle ilgili kuruluş ve Ziya İlgen'in imzasını taşıyan belgeyi kendisine ve Başbakana özel kuryeyle yolladım. Sadece bu belgelere sahip değiliz. Bu belgelerin dışında daha o şirketin bütün faaliyetleriyle ilgili, çalışmalarıyla ilgili onlarca, yüzlerce belge var ve belgeler aslında açık kaynak diyebileceğimiz bir kaynaktan kolayca elde ediliyor. Man Adası devletinin internet sitesine girdiğinizde bu konuda size çok da yardımcı oluyorlar. "Ama bu Bumerz orada yalandan bir şirket, bunu belki sen uydurdun." Hayır. Kendilerine bir belge daha takdim ederiz. 14 Nisan 2016'da Turkuaz Denizcilik diye kurulup -Burak Erdoğan, Mustafa Erdoğan, Ziya enişte ve devamındaki kişilerin- ardından 18 Ağustosta Turkuaz'ın ismi Bumerz yapılmış. Bu ne? Bu elimizdeki de Türkiye Cumhuriyeti'nin Ticaret Sicil Gazetesi, duruyor, herkes erişebiliyor ama Sayın Bakan bunları alınca "safsata" dedi, "çamur" dedi, "sahte" dedi, bir şey dedi devam etti. Biz de devam edelim.
Soylu tehditle şantaj yaparken bir dil tutturdu demiştim ve bizim onu üçüncü sınıf mafya ağızı diye eleştirmemiz sadece ve sadece tehditte ve şantajda kullandığı hakaretamiz kelimelerden değil, nasıl yapıyor?
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sizin iddianız neydi bir hatırlar mısınız? İddianızı anlatın iddianızı.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir belge açıklıyor sözde ve bunu açıklarken Genel Başkanımız "Gözlerinden öperim." diyor ya, o da "Gözlerinden öperim." diyor. Genel Başkan "Yanına doktorunu aldın mı?" diye soruyor ya, o da diyor "Yanına doktorunu aldın mı?"
HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Özgür Bey, tarihler yanlış, tarihler.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sonrasında, Man Adası'nda bir oğul var, diyor ki: "Buz Residence'ta kızın dairesi var." "Özel kalem" lafı geçti, o da geçiriyor. "Bu bir misilleme, devam etme, devamını açıklama. Açıklarsan devamını biz de devam edeceğiz." diyor ve aynı mafya filmlerinde en çok canını yakacak, aynı izi bırakacak, oraya koyacak, hani açıyor da yatağın içinden atın kafası çıkıyor ya, öyle bir iz bırakarak bir hamle yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Varsa devamını açıkla o zaman. "Şantaj yapıyor." deme.
MEHMET MUŞ (İstanbul) - Hangi offshore hesabına gitti para, hangi offshore hesabına gitti Sayın Özel?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama ben şunu söyleyeyim: Süleyman Soylu meselesi şu meseleden ibaret: Yapılan iş, partinin kurumsal kararına inatla yapılan iş...
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - O, partiyi bağlar.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - "Zaten parti içinde sıkıntıdayım, benim bunu aşacak bir şey yapmam lazım..."
İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sizin kongreler gibi mi?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - "...ve bunu aşmak için, ben beyefendiyi savunan, koruyan tek kişi olarak görünürsem bu bir çıkıştır." diyor. Ama şunu söylüyoruz: Bu yapılan mesele, inanıyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisinde -duyuyoruz, görüyoruz, sohbet ediyoruz- deniliyor ki: "Haksız, yersiz ve zamansız olduğu gibi, Sayın Cumhurbaşkanını da, partiyi de sıkıntıya sokmaktadır ve böyle bir kanaat hâkimdir."
GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Kim diyor?
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Sen nifak sokamazsın Özgür.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Şimdi, gelelim, kendisine tarihî bir fırsat yarattık. Yarattığımız fırsat şuydu...
MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Nereden uyduruyorsunuz?
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Nifakçı!
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Senaryoyu nerede yazdın!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Fiilî gensoruda kırk dakika süresi vardı, üstüne Sayın Engin Altay ve Engin Özkoç'la "Ek süre verin, ek süre verin." dedik, kırk dokuz dakika gibi bir süre kullandı ama bu kırk dokuz dakikada kendisine yöneltilen sorulara herhangi bir cevap verecek hiçbir şey yapmadı ve sadece bir beklenti yarattı ve yönetmeye çalıştı, dedi ki: "Çok tarihî ve samimi birtakım değerlendirmelerde konuşmamın sonunda bulunacağım, hayatımda hiç yüzleşmediğim şeylerle karşı karşıya kalacağım. Şunu ifade etmek istiyorum: Çok samimi değerlendirmelerimde anlatımlarım olacak." Peki, öyle bir şey duydunuz mu? İnsan sanıyor ki bir öz eleştiri geliyor, insan sanıyor ki "Yaptım ama yanlış yaptım." diyecek, insan sanıyor ki "Cumhurbaşkanına o sözleri söyledim ama, o FETÖ'cülerle bir oldum ama bunu yap..." Bunları yapmadı, bunların hiçbir tanesini yapmadı. Peki, ne yaptı? Biz o gün o gece Menderes'e bir laf etmedik, biz rahmetli Özal'a, rahmetli Menderes'e bir laf etmedik ama o, demek ki burada bulunan dirilerden ümidi yoktu ki çıkışı ölülere sarılmakta aradı, ölülere sarılmakta. (CHP sıralarından alkışlar)
SALİH CORA (Trabzon) - Zamanında neler diyordunuz, şimdi rahmetle anıyorsunuz; ikiyüzlü davranıyorsunuz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Allah rahmet eylesin. Bugün de söyledim, Menderes'i asanların da, Denizleri asanların da, siyasi idam yapanların da, o kararı verenlerin de yaşıyorlarsa Allah bin belalarını versin; onların üzerinde de hiçbirisine hakkımızı helal etmiyoruz.
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Onların ahından iktidar görmediniz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama bugün, yaşanan acılardan, tarihten ders çıkarmak yerine husumet çıkarmaya çalışıp hiçlikle malul olmuş kendi partisindeki durumuna dört elle sarılmak için bunu yapan bir bakana bizim şöyle bir iddiamız vardı, dedik ki: "Sen Demokrat Partinin başındayken 2008-2009 Mayıs arası, eleştiri falan değil, ağır eleştiri, hakaret değil, dümdüz küfür gidiyordun." Tekrar etmiyorum hem usul ekonomisi hem de insicamı ve... Burada o sözleri duymayı herhâlde istemezsiniz. Ama daha sonra, Genel İdare Kurulunda da Vedat Demir diye birisi var, bu senin yanında hep var. Zaten Yeni Asyacılar açıklama yapmış "Bunlar çok yakındı." diyor. Birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Yerel seçimleri kaybetti. Yerel seçimleri kaybedince açıklama yaptı "Aday olmayacağım." diye ama Mahmut Övür'e Vedat Demir dedi ki: "Çok uğraştım, darbecilere parti kalmasın diye ikna ettim." Ben bunu söylediğimde "Yalan." dedi, Mahmut Övür'ün yazısı ortada.
Sonra devam ettik, "Sen yarıştın Hüsamettin Cindoruk'la, o seni FETÖ'cülükle, partiyi FETÖ'ye bitiştirmekle, sen onu darbecilikle itham ettin. Kaybettin. Kaybettikten sonra gittin Abant'a ve Abant toplantılarında şöyle bir şey söyledin." dedik ve "Türkiye'de en önemli meselelerden bir tanesi siyasetin finansmanıdır. İşi bilen kişileri partiye dâhil etmezseniz..." derken "Yalan söylüyorsun." dedi. Elimde Anadolu Ajansının, Abant toplantılarından...
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Yalan söylüyorsun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Tam da tutanaktan bakarsın.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Sen yalan söylüyorsun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Abant toplantılarından Anadolu Ajansının şeyi var. Bunu da size yollayacağım.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Sen yukarıdan aşağı yalancısın.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Görevde olursan pazartesi yollayacağım ama hiç sanmıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Sen yalancısın.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Seçimi Cindoruk kazanıyor ve bir anda Vedat Demir'le birlikte beyefendi yollara düşüyor. Düşüyor yollara ve -şimdi kafayı taktı ya "İlgezdi, İlgezdi" diye bir çıkış arıyor oradan- Süleyman Soylu ve FETÖ'yle birlikte elli tane il gezdi bu, elli tane il gezdi. (CHP sıralarından alkışlar)
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - Çok il gezdi, 2010 referandumunda çok il gezdi.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bunun finansmanını soruyorsunuz, "Çok duygusal bir şey söyleyeceğim." diyor ve şunu söylüyor: Tireli Mehmet Amca 500 lira vermiş, Gökçe'nin çim adamcı babası da birazcık para vermiş. Oysaki o büyük finansmanı açıklamak için hiçbir şey söylemediği gibi bir yalana sarılmak durumunda kalıyor, diyor ki: "Partilerin denetimi Anayasa Mahkemesine tabidir ve Anayasa Mahkemesinde aklandık biz." Yahu, yalanı o kadar güzel söylüyor ki sanırsın gerçek. Vallahi araştırmayacaktım ama dedim ki mevzubahis Süleyman Soylu'ysa evraka git, kaynağa git. Bir gittik, hakkında, on iki ayda 15 milyar para harcadı diye il başkanlarına yazı yazıp mahkemelik olduğu şeyde mahkemeye önce gizlilik kararı koydurtulmuş ve Anayasa Mahkemesi denetlemeyi yapmış, Anayasa Mahkemesi 100 bin lira da ceza yazmış ama bunların hiç birisi bu kadar enteresan değil.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Yalan söylüyorsun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - İlginç olan, Anayasa Mahkemesi 2008-2009 Demokrat Partiyi ne zaman denetlemiş biliyor musunuz? 2016'da, daha geçen sene, kendisi Bakanken. "E, denetlemeler geriden geliyor canım, bundan bir şey çıkarma." Milliyetçi Hareket Partisine baktım Sayın Genel Başkanım, 2009 denetimi 2011'de bitmiş. Cumhuriyet Halk Partisine baktım, 2009 denetimi 2012'de bitmiş. Adalet ve Kalkınma Partisine baktım, 2013'te bitmiş. Bu kadar devasa yapılar, denetlenmesi zor yapılar, girift yapılar, hâlen aktif yapılar 2009 denetlemesini şimdi geçirirken nasıl olduysa olmuş, Süleyman Soylu AK PARTİ'li olmuş, 2009 denetimi 2016'da olmuş. Karşı oya da Paksüt şöyle yazmış: "Bu kadar geçe bırakılan bir denetimin sonuç vermesi beklenemez." Ama yine de 100 bin liralık da ceza yazmış. Bunu da söyleyeyim de "Yalan söylüyorsun." de Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Bakan daha sonra, 12 Eylül 2010 referandumu performansı yüzünden partiden ihraç ediliyor. Unvan şu: "FETÖ'den ihraç, FETÖ'den ihraç" var ya, ilk ihracı 17 Temmuz 2016'da diye bilirdik, FETÖ'den ilk ihraç Sayın Süleyman Soylu'dur, tarihi de 2012 yılıdır.
Ve bugün geldiğimiz noktada kendisine soracağımız ve cevap bekleyeceğimiz sorular şunlar, hiç lafı bulandırmadan, hiçbir yere sapmadan şunlara cevap bekliyoruz: Fetullah Gülen'le görüştün mü? Kaç kez görüştün? Hangi tarihlerde görüştün?
SALİH CORA (Trabzon) - Savcı mısın sen?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - İlişkin nasıl başladı, nasıl devam etti, bittiyse nasıl bitti? Ve şubat ayının ilk günlerinde, 4 Şubat 2012 günü Fetullah Gülen'le bir görüşme gerçekleştirdin mi? Yanında Vedat Demir var mıydı? Vedat Demir senin yanında ya da sensiz, ayrılarak, sana tuhaf gelen, şüphe yaratacak bir görüşme yaptı mı? Neden, neden soruyorum? İlginizi çekecek, rica ederim.
HALİS DALKILIÇ (İstanbul) - Bunlar ilgimizi çekmez.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - 15 Temmuz darbesinden önce, hain darbe girişiminden önce bir akademisyen Adil Öksüz, üç gün kala, 12'sinde uçtu da darbeyle ilgili belgeleri, talimatları okuttu, üfletti, onay aldı geldi ya, bir başka akademisyen Vedat Demir 4 Şubat günü gidiyor, üç gün sonra ne oluyor Türkiye'de? 17-25 Aralığın öncüsü olarak kabul ettiğiniz 7 Şubat tarihli, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a ve MİT'e yapılacak FETÖ operasyonu başlıyor, FETÖ'nün yaptığı ilk operasyon başlıyor.
FUAT KÖKTAŞ (Samsun) - O gün öyle demiyordunuz.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Acaba Vedat Demir, sizin yanınızda ya da sizin yanınızda olmadan, yapılacak olan Hakan Fidan operasyonunun bilgisini, belgesini, müsaadesini almaya gitmiş, bilgiyi, belgeyi okutmuş ve geri getirmiş olabilir mi? Eğer böyle bir kumpasın sanığı durumuna düşmek istemiyorsanız tanıklığınız değerlidir Sayın Bakan. Bu tanıklığı söylerseniz, dediğiniz çok tarihî, çok samimi ifadeleri kullanırsınız. "Yok, bu doğru değil." diye iddiada bulunuyorsanız o zaman size başka sorularımız olacak. Belki görevi sürdüremezsiniz bu şartlar altında ama mesela FETÖ'yle mücadele konusunda bu kadar zaafı, bu kadar bagajı olan bir Bakan olarak, belki istifadan sonra samimi beyanlarınızla FETÖ mücadelesine daha büyük katkılar sağlarsınız. Zaten, örneğin, Sivas Valisine telefon açıp "Gözaltına aldıklarını ben yakinen tanıyorum, bunları savcıya yollamadan bırak, bunlar FETÖ'cü değildir." deme imkânınız olmaz o zaman.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Sen çok yalancısın.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ya da Silivri Emniyet Müdürüne...
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Sen çok yalancısın.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Nereye geldiğini biliyor ya, sinirlenir kendisi.
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) - Yok, hiç sinirlenmem.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...durdurulan bir araçla ilgili telefon açıp, o olmayınca İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü üzerinden baskılar ve tehditler sonucu o büyük felakete sebep olamazdınız o zaman. Belki onların öz eleştirisini yaparsınız burada. Ve Vedat Demir gibi birinin Yeni Asya'nın içine o yapıyı kontrol etmek için Gülen tarafından yerleştirilmiş bir mahrem imam olduğunu ve farkında olarak veya olmayarak sizi kontrol eden, yöneten, yönlendiren, istediği yere getiren, istediği yapıya sokan sizin abiniz veya sizden sorumlu bir hususi olduğu gerçeğini o zaman belki daha kolay görürsünüz. 15 Temmuz öncesi, üç gün önce giden akademisyen ile MİT meselesinden önce, üç gün önce giden akademisyene refakat etmenin bir açıklamasını sizden bekler bu Meclis. (CHP sıralarından alkışlar)
FETÖ, kolay temizlenecek bir yapı değil. Hepimizin aklını başına alması lazım. Belki bugün, belki yarın, belki birçoğunuz için biraz daha erken -bazıları daha erken biliyor bunu- Süleyman Soylu'nun durumunun deşifre olması FETÖ'nün sizin üzerinizdeki hesaplarını bitirmez. A planı, AKP'yi ele geçirmekti; B planı, Süleyman Soylu'nun başında olduğu Demokrat Partiydi; C planı, Süleyman Soylu'yu AKP'ye getirip Recep Tayyip Erdoğan sonrası Genel Başkan yapmaktı. Son günlerde bir Ç planının farkında değil misiniz? Tansu Çiller'in nereden çıktığı bilinmez, devamlı saraydaki istişareler... Tansu Çiller'in Demokrat Parti'ye de Süleyman Soylu'yu getirdiğini bilmez misiniz? Bu Ç planı olmazsa bir başka D planıyla FETÖ sizin yakanızı da bu memleketin peşini de bırakmaz ama Cumhuriyet Halk Partisi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA AÇIKGÖZ (Aksaray) - Hayal gücün...
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ... sizinle de FETÖ'nün uzantılarıyla da bizatihi kendisiyle de...
MUSTAFA AÇIKGÖZ (Aksaray) - Roman yaz sen, roman! Hayal gücünle roman yaz sen!
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen bir dakikada.
SALİH CORA (Trabzon) - Hayal dünyasında yaşıyorsun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisi, bu FETÖ'yle mücadelede sizin defalarca kandırılmanıza şahitlik etmek yerine bugün bir suçluyu, bir ilişkiyi burada deşifre ediyor.
Bakın, suçluların telaşı... Neydi o vücut dili Sayın Bakan, neydi? Ben sizin o vücut dilinizi, o titreyen hâlinizi, o saldıran hâlinizi gördükçe dedim ki: "Ne kadar çok korkuyor bu." Biraz önce salona bir girdim... Sayın Bakan, siz hiç burada gensoru izlemediniz mi? Bakanın yanında bir bakan oturması makbuldür çünkü Hükûmetimiz yalnız bırakmıyor demektir, yanında Müsteşar ve Bakan Yardımcısı yeterdir. Yok, çok endişe ediyorsan, daha bir bürokrat alırsın, özel kalem müdürü, arkada bilgisayar.
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Doğru konuş. Arkasında AK PARTİ var.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Bakan, gecenin bu vakti, sen tehditte bulundun diye İller İdaresi Başkanının, Dernekler Dairesi Başkanının, Personel Genel Müdürünün, Nüfus Genel Müdürünün, Sahil Güvenlik Komutanlığı temsilcisinin senin arkanda ne işi var kardeşim? Ayıptır, yazıktır, günahtır bu insanlara. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Biz buradayız, biz buradayız. AK PARTİ tam olarak buradadır, AK PARTİ'nin hepsi buradadır.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Hepinize, FETÖ'den gerçek anlamda temizlenmiş partiler ve Parlamento umuduyla saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)