GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ankara Milletvekili Aydın Ünal'ın köşe yazısına, 1 Şubat Abdi İpekçi'nin ölümünün 39'uncu, Barış Manço'nun ölümünün 19'uncu yıl dönümlerine, Türk Tabipleri Birliğine yapılan Hükûmet saldırısında yeni bir aşamaya gelindiğine ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanının bir canlı yayındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:54
Tarih:01.02.2018

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Ünal'ın sinkafa sarıldığı ilk gün değil, geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi hakkında da iğrenç yazılar yazmıştı. Bu konuda tek tesellimiz, kendi partisinin bakanlarının dahi buradan kendisinin yazısının partinin görüşlerini temsil etmediğini söylemeleri olmuştu, daha sonraki yazısında da bakana da bir sürü bir şey söylemişti. Gerçekten, bir milletvekilinin bir köşeyi elinde tutarken küfre nasıl sarıldığına insan gerçekten anlam veremiyor.

Sayın Başkan, Abdi İpekçi'nin ölümünün 39'uncu yılı bugün. Kısa şubat ayı, içine çok büyük acılar sıkıştırdı ve önümüzdeki günlerde ayrı ayrı hep bu büyük değerlerimizi anacağız. Biraz önce milletvekillerimizin de söylediği gibi, Türk basınının onurlu ve korkusuz gazetecisi Abdi İpekçi'yi, fikirlerinden, cesaretinden korkanlar 12 Eylüle doğru giderken haince katletmişlerdi. Gazetecileri öldürenler, gazetecileri hapse tıkanlar, gazetecileri köşelerinden edenler gazetecilerin fikirlerine karşı kendi fikirlerini savunamayan ve içinde bulundukları bu acziyet karşısında her türlü şiddete sarılan, hatta ölüme bile sarılan âcizlerdir. Gazetecileri katledenleri, gazetecileri susturmak için her türlü gücü mübah görenleri tarih her zaman mahcup etmiştir, tekrar mahcup edecektir.

Barış Manço'nun ölümünün 19'uncu yılındayız. Hepimiz onu birbirinden güzel şarkılarıyla tanıdık ve sevdik. O bu ülkede yediden yetmişe tüm herkesin sevgisini kazanmış, bugün hâlâ çocuklarımızın dillerindeki şarkılarıyla çok değerli bir sanatçı, bir kültür elçisiydi. Ölümünün yıl dönümünde bir kez daha kendisini özlemle, minnetle anıyoruz.

Türk Tabipleri Birliğine yapılan Hükûmet saldırısında yeni bir aşamaya gelinmiş durumda. Bugün Türk Tabipleri Birliğinin Sayın Başkanı Raşit Tükel ve yöneticisi Taner Gören İstanbul Üniversitesi Rektörü tarafından görevlerinden üç ay süreyle uzaklaştırıldı. Sadece bir gözaltı var; ne bir iddianame ne savcılığın talebi ne görülmeye başlamış bir mahkeme ne verilmiş bir ceza ne kesinleşmiş bir hüküm var ama bir bakıyorsunuz hastalarına şifa dağıtmak için üç aylık planı olan bir doktoru bugün gözaltına alındı diye üç ay görevinden açığa alabiliyor bir rektör. Aslında, rektörün kendi bir irade kullanmadığı ortada, bunu birazdan da söyleyeceğim. Kendisi majestelerinin rektörüdür, kendisi reisin rektörüdür. Kendisi bu kararı tek başına almamıştır çünkü aynı saatlerde, Türk Tabipleri Birliğinin bir başka yöneticisi Doktor Şeyhmus Gökalp, Diyarbakır Merkez Bankasındaki görevinden Merkez Bankası tarafından uzaklaştırılmıştır. Şimdi, rektör kendi iradesini kullanıyorsa, Diyarbakır Merkez Bankası kendi yetkisini kullanıyorsa, bu ikisi aynı anda aynı yetkiyi nasıl kullanmaktadır? Mesele, devleti bir suç örgütü gibi yöneten kötücül bir aklın, Diyarbakır ve İstanbul Üniversitesindeki düğmelere aynı anda basan parmaklarından başka bir şey değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Ek sürenizi veriyorum, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Devleti suç örgütüne, bir mafya örgütüne dönüştüren, bağımsız kararlar alması gerekenlerin tek merkezden yönetildiği bu kötücül aklı bir kez daha kınıyoruz ama bir yandan da şunu görmek lazım: Anadolu'da, bizim kültürümüzde, örfümüzde, âdetimizde -düşman da olabilirsiniz, hasım da olabilirsiniz- düşmanınla uğraşırsın ama onun işiyle, aşıyla, eşiyle, çoluğuyla çocuğuyla uğraşılmaz. Bugün yapılan, doktorları açığa alarak onların aileleriyle, onların çocuklarının nafakalarıyla, onların gelecekleriyle, eşleriyle, işleriyle uğraşmaktır. Bugün gelinen bu noktadaki tutum, Türk Tabipleri Birliğine karşı namertçe bir tutumdur. Bu namert tutumu kınıyoruz. Her türlü gücü elinizde bulundurabilirsiniz ama bu gücü bu kadar hoyratça, acımasızca, frensizce ve artık, çoluğuyla çocuğuyla uğraşacak hâle kadar kullanmak acziyetten başka bir şey değildir.

Sayın Başkan, son olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - ...bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bir canlı yayına katıldı, Müge Anlı'nın programına katıldı ve o programda söylediği sözleri duyunca insan şöyle düşünüyor: Milletvekillerini hapse atıyorlar, hapse atamadıklarını delirtip tımarhaneye atmak istiyorlar herhâlde. Bu kadar, karşısındaki insanlarla, karşısındaki muhalefetle, ülkedeki bütün insanların aklıyla alay eden bir tutum olmaz. Okuma yazma seferberliği başlatacakmış. Türkiye'de okuma oranı yüzde 96,5. Ama "Kurucuyum, yeni bir kurtuluş mücadelesi, bana da başkomutan deyin." deyip, cumhuriyetin kurucu kadrolarını itibarsızlaştırmaya, kendini onun yerine ikame etmeye çalışan bu akıl, yüzde 8,1 iken 1927'de başlatılmış okuma yazma seferberliğine karşı, yüzde 97 iken okuma yazma seferberliği başlatmaya kalkıyor. Mesele, bir okuryazarlık seferberliği olacaksa, çağdaş ülkelerde olur, ilaç okuryazarlığı, teknoloji okuryazarlığı, sağlık okuryazarlığı, bir okuryazarlık olacaksa bir cumhuriyet ve demokrasi okuryazarlığı olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Bununla ilgili bir kampanya açılacaksa o sıranın ilk başına da Recep Tayyip Erdoğan yazılsın. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Cumhuriyetin değerlerinden nasibini alsaydın bugün çıkıp da cinayetleri aydınlatmaya çalışılan bir yerde okuryazarlık kampanyası başlatmaya kalkmazdın. Kadın cinayetleri 14 kat arttıysa, "Börek pişirmeyen kadından kadın olmaz." diyen bakanın, "Kadın erkek eşitliği fıtrata aykırı." diyen bizatihi sizin sorumluluğunuz vardır burada. Cumhuriyet okuryazarı olmayan cumhuriyet değerleriyle uğraşmaya kalkmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.