| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 82 |
| Tarih: | 05.04.2018 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Siyaset başka bir şey, kumpas başka bir şey, kasis başka bir şey. Süre niye on dakika, biliyor musunuz? Verdiğiniz grup önerisi yani bugün yapmaya çalıştığınız, bizim itiraz ettiğimiz ve "Orada olmayacağız." dediğimiz öneri bitti; sizin de haberiniz yok, grupların da haberi yok ve üzerinde yirmi dakika ve on dakika konuşulması gereken yere gelinmiş ve burada fırsatçılıkla, kumpasçılıkla...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Ee, kaçtınız gittiniz!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...kaptıkaçtıcılıkla bir iş yapmaya çalışıyorsunuz...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Niye kaçıp gidiyorsun o zaman, otursaydın ya burada?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Zaten aradım arkadaşlarınızı.
MEHMET ALTAY (Uşak) - Otursaydın ya burada, niye kalkıp gidiyorsun?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Gel bakalım! Ne diyorsun sen, sen ne diyorsun?
MEHMET ALTAY (Uşak) - Bir şey dediğim yok.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir de gelip dövecek misin?
MEHMET ALTAY (Uşak) - "Kumpas" diyorsun, "fırsatçılık" diyorsun; niye kalkıyorsun kardeşim, niye bırakıp gidiyorsun?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Dövecek misin?
BAŞKAN - Sakin olun sayın milletvekilleri.
MEHMET ALTAY (Uşak) - Niye bırakıp gidiyorsun?
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen...
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Alınan karar... "Süre kaç dakika?" diyorum, oradan bağıran grup başkanvekili "Üç." diyor. Üç değil, süre on dakika.
BAŞKAN - Biz takip ediyoruz efendim, sürenizi verdik, rahat olun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - O yüzden "Kaç açacaksınız?" dedim. Cumhuriyet Halk Partisi buradan giderken sizin grubunuzun aldığı bu karar, söylediği... Hatta Elitaş diyordu ki: "Biz de memnun değiliz, bugün üç tane yaparız, daha sonra normale döneriz." Ama bugün geliyorsunuz, aldığınız kararın dışında üzerinde grupların yirmi dakika söz hakkı olduğu tümü üzerindeki görüşme...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Ya, sabaha kadar bekleyecek miyiz kardeşim, niye bırakıp da gittin!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...ve maddeler üzerindeki görüşmedeki on dakika söz hakkına rağmen burada kumpas, burada...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Ne kumpası, niye bırakıp gidiyorsun?
SALİH ÇETİNKAYA (Kırşehir) - Meclisi niye terk ettiniz, Meclisi?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın milletvekilleri, size bir şey daha söyleyelim: Bir gerçeklik var, bir gerçeklik, demek ki bu Meclis size emanet edilse demokrasinin böyle canına okuyacaksınız. Bu Meclis...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Bir şey dediğimiz yok. Böyle maval okuyor, ondan sonra da...
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ben Doğan Kubat'ı aradım...
MEHMET ALTAY (Uşak) - Boş ver bunları, geç! Bırakıp gitmeyeceksin, adam gibi vekillik yapacaksın! Muhalefetini burada söyleyeceksin!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Fotoğraf var, burada 150 kişisiniz, oradan rakam 184 çıkıyor.
MEHMET ALTAY (Uşak) - Bak kimse sana bir şey yapmıyor, 150 kişiye karşı konuşuyorsun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, hani Meclis başkan vekillerinin aralarında vardığı mutabakat sonucunda pusula veren milletvekillerinin isimleri okunacaktı? Sayın Başkan, hani pusula veren milletvekillerinin isimleri tek tek okunup sorulacaktı? Böyle bir karar alınmıştı Ayşe Nur Bahçekapılı'nın yaşadığı o sorundan sonra. Bugün onca pusulayla, 20 tane, 25 tane, 15 tane... Pusulaları okuma görevini niye yapmadınız? Bunu yapmak muhalefetin görevi değil, tarafsızlık makamının görevi.
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Gelin, oturun, yapalım. Niye kaçtınız ya?
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Sen Divanı yargılayamazsın, konuya gel, ne anlatacaksan onu anlat. Buna hakkın yok.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bugün, burada, üç dakikaya indirdiniz, biz dedik ki: "Üç dakikaya indirdiğiniz sürece orada olmayız." Grubunuz sizi de kandırıyor. Hanginizin haberi vardı? "Üç dakika" diyorsunuz, grup başkan vekili "üç dakika" diyor, fırsat bu fırsat...
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Başkan ne diyor, ona bak sen, Başkan ne diyor?
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Başkana, yönetene bak.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bakın, çok korkunç bir sınav veriyorsunuz. Demek ki size demokrasi, demek ki size hiçbir şeyin hakkı da emanet edilemez, bulduğunuzda istismardan da kaçınmayacaksınız. Bu utanç verici bir durum.
EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Grubunu çağır, gelsin, konuşsunlar, çalışalım hadi.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Şimdi, buradan sonra, buyurun, görüşmeleri yapın. Yirmi dakikaysa yirmi dakika konuşacak Özgür Özel, on dakikaysa on dakika konuşacak, soru-cevaba girecek.
Siz, bir grup önerisi veriyorsunuz, diyorsunuz ki: "Ben bu grup önerisinde bu, bu, bu, bu maddeleri görüşeceğim, süresini de bu şekilde uygulayacağım." Siyasi partiler onunla ilgili bir tavır koyuyor, neler konuşuldu, neler söylendi... Dedik ki: "Bu iş doğru değil, İç Tüzük'e aykırı." Buradan sonra -bir fırsat bilip- siyasi partilere ve kendi grubuna bile bunu söylemeden oradan devam etmeye... Elbette, odamızda oturuyoruz, izliyoruz.
AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Odadan izleme, Genel Kuruldan izle.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Size şunu söyleyeyim: Ben Manisasporluyum, her birinizin takımına da saygım var. Manisaspor taraftarı maçı kazanmak ister, en çok net bir galibiyette sevinir ama Manisaspor taraftarı buruk sevinir 1-0'ken, içi çok burulur bir penaltıylaysa ve o penaltı şüpheliyse.
Seçim güvenliğiyle ilgili yaptığınız her şey Adalet ve Kalkınma Partisi seçmeninin içini burmaktadır. Diyor ki seçmenleriniz, diyor ki üyeleriniz: "Ya, bizim buna niye ihtiyacımız olsun? Niye mühürsüz oya ihtiyaç olsun? Niye aynı apartmanı dağıtmaya ihtiyaç olsun? Neden mülki idare eliyle seçime müdahaleye ihtiyaç olsun?" Bugün de burada, vicdanı bu işe elvermeyen sizin içinizdeki çok sayıda milletvekilinin "Biz buna niye ihtiyaç duyduk kardeşim?" dediğini biliyorum, adım gibi biliyorum. Çünkü yapılan iş İç Tüzük'e açıkça aykırı, yapılan iş dünyanın en yanlış işi. Hepiniz biliyorsunuz, birazcık normal bir seyir olduğunda... Yahu HDP'nin 2 eş genel başkanı tutuklu, CHP'nin milletvekili tutuklu, Anayasa değişikliği... Onlarca sebep var İç Tüzük'teki bu haklarla uluslararası anlaşmalarda burayı tıkamaya. Yine de biraz iklim normale döndüğünde ne yapıyoruz? Çünkü şöyle düşünüyoruz, diyoruz ki: Uluslararası anlaşma, dokuz yıl önce imzalanmış, dokuz yıl boyunca bu Meclise gelmemiş; muhatabımız üç ay sonra görevini yapmış, Türkiye Cumhuriyeti devleti muhatabının önünde mağdur kalıyor veya milletvekilleriniz...
ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Sayenizde!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Yahu benim sayemde değil. Benim sayemde bir haftada 97 tane geçirdiniz, aha grup başkan vekillerinizin yüzü. Biz ilk kez bu dönem, 477 tane bekleyen uluslararası anlaşma ayıbından kurtarmak için inisiyatif aldık. Hepiniz buradaydınız; bir günde 46 tane, üç günde 97 tane uluslararası anlaşma geçirdik. Gün oldu, geldi bize sayın grup başkan vekilleri, dediler ki -atıyorum- örneğin "Sayın Bakanımız -net bir örnek olarak değil, bir başka bakan, bir başka ülke- Çalışma Bakanımız Romanya'ya gidecek. Bundan altı yıl önce uluslararası anlaşma yapmışız, Romanya onaylamış, biz onaylamamışız. Bunu geçirmemiz lazım." Hayhay, bir tanesi geri döndürülmedi. Mecliste oturuldu, bir günde 46 sözleşme ayıklandı, bir haftada 97 tane; teşekkür telefonları, bilmem neler... Ama bir gün canımız yanmış, diyoruz ki: "Biz de o zaman uluslararası anlaşmada dahi, tamamında konuşacağız." O gün akşam İç Tüzük'e aykırı önerge... "Yapmayın." yaptınız, "Etmeyin." ettiniz, itiraz ettik, yaptınız, bugün grup önerisi getirdiniz. Bugünkü doğru davranış şuydu: Dün yapılan iş eylemli İç Tüzük ihlali ve ihdasıysa on gün içinde Anayasa Mahkemesine gitmeniz lazım. Ama siz diyorsunuz ki: "Bizim geçiş önceliğimiz var."
Bugün Sayın Elitaş gitti, Meclisin Başkanlık Divanında görüşülmesi gereken konuyu, Meclis Başkanının da bulunduğu, sadece grup başkan vekillerinin olduğu toplantıya getirdi "Dünkü önergemizi görüşün, siz gelin buraya oturun."
Arkadaşlar, tamamı hâkimlerden oluşan bir apartmanın yönetim kurulu toplantısında... Sayın Bakan, orası bir mahkeme değildir tamamı hâkimlerden de oluşsa, orası apartman yönetim kurulu toplantısıdır, alacağı karar bellidir. "Efendim, biz hâkimiz, bunun da başına..." Böyle bir şey yok, orası mahkeme değil, orası Anayasa Mahkemesi de değil, orası Meclis Başkanlık Divanı da değil, orası Meclisin çalışma gündeminin konuşulacağı yer. Durum böyleyken o yanlış yapıldı, geldi. Burada diyorum ki: "Sayın Başkan, Fazilet Partisi döneminde siz itiraz etmişsiniz, İç Tüzük'le bile değiştirilmiş, bozulmuş. Bu kadar açık aykırılık varken yapmayın, etmeyin." yok... Biz ne yapalım? Oturup da beş dakikaları, üç dakikaları konuşurduk, uzatırdık, dedik ki: "Bu haksız bir uygulamadır, bizce de bugün yapılan eylemli bir İç Tüzük ihlalidir, bunu Anayasa Mahkemesine de götürebiliriz, bu konuda döneriz, derdimizi de anlatırız ama buradaki bu üç dakikalara tenezzül etmeyiz." Çünkü tenezzül meselesi bazı şeyler siyasette, nelere tenezzül edildiğini görüyoruz. "Tenezzül etmeyiz bunlara." dedik, çıktık gittik. Yahu, size de verilen söz bu. "Hatta bunun üçünü yapar, bırakırız, normale döneriz, bizim grubumuzda da rahatsızlık var." deniyor, sonra sürenin yirmi dakika olması gereken yerde bir fırsatçılıkla, bir kapkaçla bu yapılmaya çalışılıyor. Baktım, bir tane geçti, iki tane... Dedim ki bunlar bir yanlışın değil, ayıbın içinde. Aradım Doğan Kubat'ı -yanlış olabilir, dalgınlık olabilir- "Doğan ağabey, böyle böyle bir sorun var." Dedi ki: "Yahu Elitaş '40'a kadar' demiş." Ondan sonra geldim buraya girdim, söz hakkı istedim. Süre kaç dakika diyorum "Üç dakika." diyor grup başkan vekili. Ne üç dakika... Farkında değil yapılanın ya! Böyle bir şey olur mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
Buyurun.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Süreyi kaç açacaksınız diyorum, üç açılmak üzere; benim itirazım -size soruyorum, oraya soruyorum- bu yapılana. Buna ihtiyaç yok ki ya.
Bakın, 20 tane geçirdiniz, 40 yazsanız 40 olur. Biz tutumumuzu söylemişiz. Bir gerçek var: Usulüne uygun, şu kadar, bir adım geldiğinizde, Cumhuriyet Halk Partisi de diğer partiler de bütün muhalefet partileri "Millî menfaattir." diyor, bu işi hallediyor. Hadi, bugün böyle bir ayıp yaptınız, gelip buradan sonrası artık tenezzül meselesi ya, tenezzül meselesi!
Buradan sonra yirmi dakikalık süreyse yirmi dakika çıkar konuşurum, on dakikalık süreyse on dakika çıkar konuşurum. Söylediğimiz tavır, tamamen üç dakikalara indirmeyeydi. Şimdi burada başka bir kasis, başka bir tuzak ve size de şeffaf olmayan bir uygulama var; bunu görün, bilin, bundan sonrasını sonra konuşalım.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.