GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:31
Tarih:13.12.2018

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Adaletin olmadığı, mahkemelerin hak dağıtmadığı Türkiye'de ve yargının ağır sorunlarla boğuşmak zorunda kaldığı bir dönemde Adalet Bakanlığının bütçesini konuşuyoruz.

Adalete güven kalmamış durumda. Türkiye'de bir tek kişi bile adaletin, yargı bağımsızlığının ve mahkemelerin adil karar verdiğini savunamazken Adalet Bakanlığı maalesef, suçların patlama yaptığı bir dönemde ve yargı ağır sorunlar altındayken yargı sorunlarını çözmek yerine, cezaevleri açmakla, cezaevi sayısını artırmakla övünen bir noktada ve bu son derece üzüntü verici bir durum değerli arkadaşlar.

Sorun aslında çok basit: Sorun, yargının bağımsız olmaması. Niye bağımsız değil? Çünkü Türkiye'de elbette öteden beri yargı bağımsızlığı sorunumuz vardı ama devriiktidarınızda gayrimeşru bir anayasayla yargıyı saraya bağlayınca yargı tamamen saraya bağlanmış oldu.

Yargıçlar artık, kürsülerinde dosyaya bakmadan önce saraya bakıyorlar "Saray ne düşünür? Hangi kararı verirsem sarayın hoşuna gider? Hangi kararı verirsem sürülürüm veya bir gece mahkemeden, dosyadan el çektirilirim?" diye bakmak zorunda kalıyorlar.

Bu görüşümü abartılı bulabilirsiniz ama küçük örneklerle, vaktim yettiği ölçüde sizlerle paylaşmak isterim. Mesela, bir Man Adası davası var. Buraya geliyorsunuz, övünüyorsunuz, "Kemal Kılıçdaroğlu'nu tazminata mahkûm ettirdik." diyorsunuz ama bu konuda 3 mahkeme açıldı, 3 dava var ve 3 davanın da hâkimini bir gecede değiştirdiniz. Ondan sonra da diyorsunuz ki "Bizim mahkemelerimiz sizi yargıladı ve mahkûm ettirdi." Hiç güvenmeyin, o kararların hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden dönecek, bunu herkes biliyor.

Mesela, bir Enis Berberoğlu davası var. Bakın, sarayın hoşuna gitmeyen bir karar verdi 2. İstinaf Mahkemesi, o kararı bozdu, bozar bozmaz o gece, heyetiyle beraber o ağır ceza hâkimini görevden aldınız ve ondan sonra, tekrar o mahkeme, o dava sarayın istediği bir minvalde yürümeye devam etti.

Mesela birisi var, saraya çok yakın; Zaman gazetesinin sahibi, kendisinin "Ben Fetullah Gülen'e hizmet ettim, hizmetin içindeydim." diye itirafları var. Şikâyet oluyor, savcılığa gidiyor, savcı diyor ki "Yok, sen FETÖ'cü değilsin." Ya, şikâyet var. Bir başka savcıya gidiyor itiraz üzerine. Savcı bakıyor "Evet, bunun soruşturulması lazım. E, ne yapacağız?" O savcıyı hemen o gün izne çıkarıyorlar, onun yerine gelen savcı "Yok, yok, soruşturmaya gerek yok, bu Fetullah'çı olamaz" diyor.

Bakın, Çatı davası var, FETÖ Çatı davası var Ankara'da; orada hâkim kararı var "Bu kişiye bakılsın, bu soruşturulsun." diye ama sayın savcı ne diyor? "Yok, bu olay Antalya'da olduğu için -çünkü kendisi ünlü bir turizmcidir, Sayın Cumhurbaşkanının çok yakınındadır- soruşturulmasına gerek yok. Antalya'da olmuş bu olay." diyor. Düşünebiliyor musunuz? Peki, bu yargılamadaki avukat kim? Sayın Cumhurbaşkanının avukatı. Onun yerine, mesela Man Adası davasında mevcut hâkimlerin yerine atanan hâkimlerin birisi Cumhurbaşkanının danışmanın kardeşi, birisinin sosyal medya hesabından rabia işaretleri görüyorsunuz. Türkiye yargısı bu durumda arkadaşlar.

Şimdi, yargı bu durumda olunca suçluluk psikozuyla, suçluluk duygusuyla suçunuzu örtmek için Fetullah'la o iş birliğinizi kimse fark etmesin, çok fazla gündeme gelmesin diye Sözcü gazetesinden, Cumhuriyet gazetesinden, Emin Çölaşan'dan, Necati Doğru'dan, Gezi'den, beş buçuk yıl önce olmuş ve çoktan kapanmış, çoktan aslında FETÖ'cü Emniyet mensupları ile sizin siyasi iktidarınızın ortaklaşarak olayları büyüttüğü zaten ortaya çıkmış bir şeyden kendinizce FETÖ'cü arıyorsunuz ama tırnak içerisinde bağımsız yargınız, aslında söylemesi gerekenlere geldiği zaman korkuyor ve hiçbir şey yapmıyor. Mesela bir Çatı davası var, bütün sanıklar çıkmış, 72 sanığı var, 65 sanığı yurt dışında firarda. Bakın, bilim insanlarını, muhalifleri susturdunuz, onları işlerinden ettiniz, ülke dışına çıkışını dahi yasakladınız ama 65 Çatı davası sanığının elini kolunu sallayarak yurt dışına çıkmasına seyirci kaldınız. O yüzden, sizin FETÖ'yle mücadeleniz bir palavradır. 4.300'ün üzerinde hâkim, savcı ihraç ettiniz bu süreçte, övünüyorsunuz bununla ama şu soruyu sormak isterim: Bu savcıları kim göreve getirdi? O savcıların atandığı kararnamelerin altında kimin imzası var? Buradaki suç ortağı kim? Elbette, bunun suç ortakları, onları oraya getirenler, yargıyı FETÖ'ye teslim edenler yani başta Sayın Cumhurbaşkanı ve sizler, bu konuda samimi bir öz eleştiri ve hatta yerine göre bir hukuki süreçten geçmek zorundasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlayayım.

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Emir.

MURAT EMİR (Devamla) - Çok kısa bir de şu 299'la ilgili konuşayım.

Bakın, ben bir siyasetçiyim. Sayın Cumhurbaşkanı bir siyasetçi mi? Evet. Zaten siz "Büyük siyasetçi" diyorsunuz. Büyüklüğü tartışılır ama siyasetçi olduğu tartışılmaz. O hâlde niye özel bir korumaya tabi? Neden böyle bir şey yapılıyor? Benim Genel Başkanıma hakaret etmek serbest ama Cumhurbaşkanına herhangi bir şey söylemek yasak. Bakın, Sayın Soylu'nun Sayın Genel Başkana söylediğini ben ağzıma almaya utanırım, eminim siz de utanırsınız. Onları suç saymayan savcı, mesela "Faizci, tefeci Tayyip." sözünü suç saydı ve fezleke gönderdi, merak edenler gidip Anayasa Komisyonunda bakabilir. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı siyaset yapmak istiyor olabilir. O, o zırhlardan arınsın. Burada parti genel başkanı gibi konuşuyorsa veya her yerde seçim mitingleri yapıyorsa o zaman her siyasetçi kadar korunmalıdır, eşit şartlarda yarışmalıdır. Mertlik de yiğitlik de bunu gerektirir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Emir.