GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Meclis kürsüsüne dava açanların Zülfü Demirbağ ve Efkan Ala'yla birlikte 13'e yükseldiğine, Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde Ali Fuat Başgil olayını çağrıştıran olay yaşandığına, Gezi olaylarına tam bir ret veya tam bir onama vermediğine, Şebiarus Haftası'nda bir gazetecinin ve bazı siyasetçilerin tehdit ediliyor olmasını kaygı verici bulduğuna ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:2
Birleşim:35
Tarih:17.12.2018

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; geçen gün sizlere saydığım 11 kişilik listeye 2 kişi daha eklendi. Bunlardan birisi Zülfü Demirbağ, diğeri Sayın Efkan Ala. Yani Meclis kürsüsüne dava açanların sayısı 13'e yükseldi.

Tabii, ben şu ilişkiyi merak ediyorum: Bundan birkaç gün önce Sayın Ala yanıma geldi, burada bir süre sohbet ettik. Acaba, kendilerinin üzerinde gelişen parti içi bir baskı veya parti içinde kendisini rahatsız hissetmesi sonucu mu bu davayı açtı bilemiyorum çünkü kendilerinden öyle bir gelişme beklemiyordum. Sanıyorum ki bu Meclisin gözünde bugüne kadarki bütün birikimini de bu davayla yok etmiş vaziyettedir.

Şimdi, ben size Ali Fuat Başgil olayından bahsedeceğim değerli arkadaşlarım. Belki nispeten yaşları daha genç olan... Ki ben de hatırlamıyorum, henüz 2-3 yaşlarındaydım, tarih kitaplarından okudum. Rahmetli Ali Fuat Başgil Hoca, bu ülkede değerli bir anayasa profesörüdür, 27 Mayıs darbesinden sonraki seçimlerde milletvekili olarak Meclise girer Adalet Partisi listesinden ve Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilir. Ancak bir süre sonra Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay kendilerini Başbakanlığa götürürler ve Millî Birlik Komitesi üyeleri ve subaylar tarafından "Hayatınızı garanti edemeyiz." cümlesiyle doğrudan bir tehdit alır ve ondan sonra hayatını Cenevre'de geçirmek zorunda kalır. Bu, 27 Mayıs darbesinin demokratikleşme sürecindeki ikiyüzlü demokrasi yönünden müthiş bir örnektir.

"Nereden çıktı?" diyeceksiniz, şuradan şıktı: Cumhurbaşkanlığı seçim döneminde biz bunu çağrıştıran bir olay yaşadık. Hangi olayı yaşadık? Şu anda Savunma Bakanlığı yapan -Sayın Hulusi Akar burada değil herhâlde, kendisine lütfen iletiniz bu konuşmayı- Sayın Hulusi Akar'ın ve hatırladığım kadarıyla Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın'ın, Cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali olan Sayın Abdullah Gül'e bir ziyaretleri vardı. Eğer ben bu ülkede Genelkurmay Başkanı olsaydım ve Sayın Abdullah Gül çok yakın arkadaşım olsaydı ve çok önemli bir vefatı olsaydı -ki taziyeye gitmem gerekirdi- bir telefon açardım, samimiyetime binaen "Şu dönemde ziyaretimi mazur görünüz, çok yanlış yorumlara yol açabilir." der, gitmezdim yani taziye ziyaretimi de ertelerdim değerli arkadaşlar. Üzülerek söylüyorum ki bu olay, niyetler ne olursa olsun, şeklin de önemli olduğu hayatımızda "ikinci Ali Fuat Başgil olayı" olarak tarihimize geçmiştir ve buna sebebiyet verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Neye rağmen? Sözüm ona demokratikleşme sürecine rağmen veya bu ülkede demokrasi olduğu iddialarına rağmen. Her neyse, tarih bunu da bütün detaylarıyla yazacaktır. Hakikat hiçbir zaman gizli saklı kalmaz değerli arkadaşlar.

Bir başka meseleden bahsediyorum. Burada benden önceki konuşmacılar tarafından Gezi olayları tartışıldı ve o olaylar esnasındaki gri propaganda, kara propaganda, algı yönetiminden bahsedildi. Evet, cami ve camide bira içme olayını biz de o dönemde ciddiyetle inceledik. Gezi hadisesi hakkındaki görüşleriniz öyle veya böyle olabilir, ben de oraya tam bir ret veya tam bir onama vermiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bağlayın lütfen Sayın İslam, bir dakika daha süre tanıyalım.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Hemen bağlıyorum efendim.

Evet, eleştirel yaklaşım içerisindeyim ama o caminin müezzini orada bira içilmediğini ifade etti ve daha sonra bir sürgüne uğradı.

İkincisi: İşte, deri yeleklilerden bahsedildi ki bunu kaleme getiren, bunu kalemine alan yazar, biliyorsunuz, daha sonra dönemin baskısı altında hiçbir bilgiye dayanmadan olayı yazdığını kendisi itiraf etti. Kendisi de görüştüğüm bir insandır zaten.

Arkadaşlar, Şebiarus Haftası'nda tehdit tahammül edilemez sınırlardadır. Bakın, bir yandan Şebiarus Haftası'nı yaşıyoruz, bir yandan bir gazeteci ve Türkiye'de bazı siyasetçiler tehdit ediliyor. Ben bu gelişmeleri ülkemiz adına oldukça kaygı verici buluyorum.

Söz fırsatı bulursam kaldığım yerden devam edeceğim.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın İslam.