| Konu: | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Maddeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2018 |
CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) - Tabii, ayrıca, Sayın Başkan, TRT vermiyor, kürsüden kesiyor. TRT'ye göstereyim şu resmi bir önce çünkü kesiyor, sadece kürsüyü veriyor. Bu arada Meclis TV'ye de sözümüzü söylemiş olalım. (CHP sıralarından alkışlar)
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bütçeye destek veren ve vermeyen arkadaşlarımız çeşitli değerlendirmelerde bulundular. Ben de bütçeyi farklı bir yönden değerlendirmeye ve isimlendirmeye çalışacağım.
Geçtiğimiz yıl hepimizi hayrete düşüren ve biraz da gülümseten bir olay yaşadık, meşhur ve malum Çiftlik Bank olayı. 26 yaşında, hiçbir eğitimi olmayan, geçmişte ciddi bir iş yapmamış, her yanından hinlik akan biri on binlerce insanı kandırarak, milyarlarca lira dolandırarak yurt dışına kaçtı. Bu kişinin dili dil değil, sözü söz değil, aklı akıl değil, tipine bakınca ne olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ama bir özelliği var, anahtar kelimeleri ustalarından iyi öğrenmiş. Ne diyor bu çocuk nutuk atarken, çiftlik açarken? "Dış güçler." Ne diyor? "Üst akıl." Ne diyor? "Kudüs kırmızı çizgimizdir." Ne diyor? "Faiz lobisi." "Abdülhamit Han." diyor. Ne diyor? "Fatih'in İstanbul'u aldığı yaştasın." diyor. Bunlar kutsal sayılan ya da önemli bir kesimin inandığı değerler ve isimler.
Bu tosuncuk "Ben bu kelimeleri bolca kullanırsam, cümle içerisinde sıkça geçirirsem fakir fukaranın saf duygularını kullanıp istismar ederim." diyor. "İnsanların bir hayalini meçhulün peşine takıp varını yoğunu, geleceğini elinden alabilirim." diyor. Bu tosuncuk diyor ki: "'Dış güçler' deyip otuz yıl hamallık yapmış, sırtı kambur, eli nasır Mehmet amcanın kefen parasını elinden alabilirim." diyor. Bu tosuncuk "'Üst akıl' dersem insanlar buna inanıp güvenir, yirmi beş yıllık Fatoş hemşirenin emekli ikramiyesini alabilirim." diyor. Bu tosuncuk "'Kudüs kırmızı çizgimizdir.' diyerek çoluğu çocuğuyla bahçesinde kayısı yetiştiren Malatyalı Mustafa dayının güvenini kazanabilirim." diyor.
Şimdi, sizin döneminize şöyle bir baktığımızda aslında bu bütçeye bir isim bulmak istersek hiç kuşkusuz yakışacak en iyi isim "tosuncuk bütçesi" demek doğru olur. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçenin ismi "tosuncuk bütçesi", bu düzenin ismi de "tosuncuk düzeni"dir. Çünkü bu iktidar ve siyasi anlayış yıllarca anahtar kelimeleri ve halkın kutsal saydığı manevi değerleri kullanarak, "üst akıl, dış güçler, Rabia, Kudüs" diyerek insanları sömürdü. Vatandaş borç batağına sürülürken "faiz lobisi" denildi, insanlar sömürüldü. Bu ülkenin millî fabrikaları yabancılara satılırken "dış güçler" denildi, saman ithal edilirken "üst akıl" denildi. "Tarihin en büyük özelleştirmesi" adı altında Türkiye talan edilirken yani TÜRK TELEKOM Araplara peşkeş çekilirken "ümmetimiz" denildi. Bu nedenle bu bütçenin ismi "tosuncuk bütçesi"dir. Bu dönemde dolandırıcılar, milletin, devletin malına konanlar zengin olurken üretenler yoksullaştı, emekçi yoksullaştı, çiftçi yoksullaştı.
Değerli milletvekilleri, geçmişte dolandırıcılık deyince akla ilk gelenlerden biri Sülün Osman'dı. Vallahi billahi siz Sülün Osman'a rahmet okuttunuz. Sülün Osman, Anadolu'dan, Konya'dan Kayseri'den İstanbul'a gelen fakir fukaraya köprü satmasıyla meşhurdu. Siz Konya'daki, Kayseri'deki hiç İstanbul'a gelmemiş ve gelme ihtimali hiç olmayan vatandaşa hiç geçmediği köprünün geçiş ücretini ödettiniz ve hiç gitmediği, hiç binmediği havaalanında "yolcu garantisi" adı altında para ödettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Sülün Osman sizi görse "Bunu ben niye düşünmedim? Bunu niye ben akıl edemedim?" derdi. Eminim ki sizi bir yerlerden izliyorsa Sülün Osman size imreniyordur, "Bunlar beni geçti." diyordur.
Eskiden bunlar münferit olaydı, sizin döneminizde olağan oldu. Kimi zaman emekli bir bürokrat, kimi zaman bir üniversite hocası dolandırılıyor. Artık insanlar dolandırılma korkusundan tanımadığı telefonları açmıyor. Öğretmenler atanamazken, mühendis iş bulamazken dolandırıcılar işten başını kaldıramıyor. Vatandaş huzursuz, insanlar dolandırılmaktan korkuyor, bir gecede yoksullaşmaktan korkuyor, iftiraya kurban gidip tutuklanmaktan, işten atılmaktan, pasaportuna el konulmasından korkuyor, malına mülküne el konulmasından korkuyor, dünyanın en güvenli ulaşım araçlarından olan trene binmekten korkuyor sayenizde, trene. Askerdeki çocuğunun yediği yemekten zehirlenmesinden korkuyor analar. İnsanlar şiddete, tacize uğramaktan korkuyor. Karikatürist çizmekten, gazeteci yazmaktan, spiker haber sunmaktan korkuyor. Oyuncu senaryodan, şarkıcı şarkı söylemekten korkuyor.
Değerli milletvekilleri, 2018 yılında Asya ile Avrupa'nın birleştiği noktada, Baharat Yolu ile İpek Yolu'nun kesiştiği bu coğrafyada, Selçuklu'nun, Osmanlı'nın kurulduğu bu topraklarda siz dünyanın en büyük ve en kötü korku imparatorluğunu inşa ettiniz, kurdunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Avrupa birbirini boğazlarken, insanlar asılırken, Anadolu topraklarında, dünyanın hiçbir coğrafyasında olmayan insanlar bu topraklara hoşgörü tohumları ektiler. "Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil." diyen Yunus Emre'nin; bir elinde ceylanı, bir elinde aslanı barış içerisinde yaşatan Hacı Bektaş Veli'nin; "İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine de gel." diyen Mevlâna'nın yetiştiği bu topraklarda siz tarihin en hoşgörüsüz, en kibirli iktidarı oldunuz. 14 yaşındaki çocuğun annesini yuhalatacak kadar alçaldınız. Bir cumhurbaşkanı düşünün ki gazetecileri teker teker tehdit ediyor, "Mandalina mısın, portakal mısın?" diyor. "Sokağa çıkamayacaksın." diye Ana Muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu tehdit ediyor. 15 yaşındaki çocuk, sosyal medya paylaşımlarından cezaevinde yatıyor. "Gazetecilik suç değil." diye yazan üniversite öğrencisi tutuklanıyor. Sizin iktidarınızda insanlar serseri bir kurşunun hedefi olmaktan korkuyor. Çünkü ülkenin başında gazetecileri, siyasileri tehdit eden, "Patlatırlar enseni." diyebilen bir Cumhurbaşkanı var.
Bu nedenle, yaratmaya çalıştığınız ülkenin, dönemin hissine bir isim vermek gerekirse o isim de korkudur. Korku cumhuriyetini yarattınız, bundan da utanmalısınız. Sendikası korkuyor, odası korkuyor, hocası korkuyor.
Değerli arkadaşlar, bütçenin ismi "tosuncuk bütçesi" ülkedeki en büyük his korkuysa bu dönemin renginin ismiyse gridir. Dış güçler, faiz lobisi diyerek satılan bütün fabrikaların yerine Katar'ın, Suudi'lerin, Hollandalıların gri gri AVM'lerini, rezidanslarını yükselttiniz. Türkiye'nin bütün kentlerini birbirine benzettiniz. Türkiye'nin rengi gri, maalesef yeşil alanlarda da gri gri binalar yükseliyor.
Bir tarafta su faturasını ödeyemediği için gözaltına alınan 81 yaşındaki yoksul kadın, bir yanda 4 bin liralık çayla, ejder meyvesiyle 1.100 odalı sarayında şatafata boğulan bir Cumhurbaşkanı. "Nereden nereye geldik." deyince bunlar akla geliyor. Bir taraftan sıvasız, penceresiz şehit evleri, diğer taraftan 1.100 odalı evin yetmeyip 400 odalı yazlık saray inşası. İşte, sizin iktidarınız, AKP'nin özeti bu. Tarifi ise savurganlık, şatafat ve gösteriş.
Dünyanın en büyük ekonomisi -dikkatle dinleyin- Almanya'da makam aracı sayısı 11 bin, dünyanın en büyük otomotiv üreticisi Japonya'da makam aracı sayısı 28 bin, Türkiye'de ise tam 120 bin, 120 bin araç var.
MELİHA AKYOL (Yalova) - Yalan!
VELİ AĞBABA (Devamla) - Bu nedenle, bakın "Nereden nereye geldik." diyorsunuz ya... 1'inci Cumhurbaşkanı bir ağaç için köşk taşıtırken son Cumhurbaşkanı 15 bin ağaç keserek kendine bir saray inşa ediyor. Sümerbanktan aldığı 1 metre bezin faturasını bile yıllar sonra çıkarıp gösterebilen bir Cumhurbaşkanından, ayakkabı kutuları içlerinde para taşıyan bir iktidara geldik.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - FETÖ ağzıyla konuşma!
VELİ AĞBABA (Devamla) - Sadece siyasette, ekonomide değil...
BAŞKAN - Sayın Can...
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - FETÖ ağzıyla konuşma!
VELİ AĞBABA (Devamla) - Oraya da geleceğim.
BAŞKAN - Sayın Can, lütfen...
VELİ AĞBABA (Devamla) - ...sanattan kültüre her alanda yozlaşmanın kitabını yazdınız.
Hulusi Kentmen'den Polat Alemdar'a geldiniz; Ruhi Su'dan, Neşet Ertaş'tan, Mahzuni'den Yavuz Bingöl'e geldiniz; Kemal Sunal'dan Şafak Sezer'e geldiniz. Atatürk'ün Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekci'den, fesli soytarıyı ziyaret eden bir Diyanet İşleri Başkanına geldiniz. Kalemini hiç kimseye satmayan, iktidara kiraya vermeyen gazetecilerden, önce FETÖ'ye yalakalık yapıp sonra AKP'nin yalakalığını yapan "Gezicileri asın." diyen alçağa geldiniz.
Kendisiyle dalga geçen karikatürleri odasına asan Özal'dan, kendine muhalif herkesi susturmaya çalışan bir Cumhurbaşkanına geldiniz. Mimar Sinan'ın yaptığı muhteşem cami ve eserlerden, ucube binaları Türkiye'nin her yanına diken bir mimariye geldiniz.
Arf Teoremi'ni yazan ünlü matematikçiden, Cahit Arf'tan "Deve sidiği şifadır." diyen akademisyenlere geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyaca ünlü akademilerden, bilim adamlarından "Kadın eli tutmak ateş tutmaktır." diyen rektör bozuntularına geldik. "Barış" diyen, muhalif olan akademisyenleri ihraç edip "Cep telefonunu Hazreti Nuh, Google'ı Abdülhamit buldu." diyen meczuplara geldik.
Değerli arkadaşlar, Metin Oktaylardan, Lefterlerden silahla mekân basan yandaş futbolculara geldik.
Sanatta, sporda, gazetecilikte ilkelerden, değerlerden yalakalığın, yandaşlığın hâkim olduğu bir döneme geldik.
Andımız'ı İmralı'nın emriyle kaldıran anlayıştan milliyetçiliği, Türklüğü kimseye kaptırmayan bir siyasette ittifak kuran bir anlayışa geldik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ağbaba, bir dakika ilave ediyorum. Toparlayalım lütfen.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Kısaca, yalana geldik, iftiraya geldik, araştırmaya geldik.
Değerli arkadaşlar, baskıcı, tek tipleştirici; Atatürk'e, ülkenin kurucu değerlerine karşı tarihimizin en büyük isyanı, en şanlı isyanı, içinde bulunmaktan onur duyduğum Gezi isyanına "darbe" demeye geldik. (CHP sıralarından alkışlar)
Saydığım bu sebeplerle, bu düzenin adı arkadaşlar "tosuncuk düzeni"dir, bu bütçenin ismi "tosuncuk bütçesi"dir, bu düzenin ismi "korku"dur.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sen nesin?
VELİ AĞBABA (Devamla) - Gelelim, Fetullah ağzına. Bir şeye daha geldik değerli arkadaşlar: "Hoca efendi hazretleri" "hoca efendi"den FETÖ'ye geldik. Bu kulis imamı daha önce ne diyordu? "Hoca efendi hazretleri." Burada FETÖ'yle resim çektirmeyen, eteğinden tutmayan bir tane AKP'li var mı? Var mı bir tane? Var mı? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından "Var" sesleri, gürültüler)
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Var!
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi oradan!
VELİ AĞBABA (Devamla) - Bakın, diyoruz ki, bir daha tekrar ediyoruz yüksek sesle...
Başkanım, selamlıyorum.
BAŞKAN - Süreniz var, devam edin.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Peki.
Bir daha söylüyorum, bu FETÖ -hodri meydan diyorum- topçuda var, popçuda var, baklavacıda var, börekçide var; nerede yok? AKP Grubunda. Hadi oradan!
SALİH CORA (Trabzon) - CHP'de yok mu?
VELİ AĞBABA (Devamla) - Hodri meydan! Gelin, verelim araştırma önergesini, kim geçmişte FETÖ'nün değirmenine su taşımış, kim okulunda okumuş, kim türban takıp fotoğraf çektirmiş, kim önünde diz çökmüş bir bakalım. Ne diyordunuz? "Hoca efendi hazretleri". Ne diyordunuz? "Bu hasret bitsin. Ne istedin de vermedik." diyordu, geldiniz buraya. O 249 şehidin kanında var ya kanında, FETÖ katletti ya onları, onda sizin sorumluluğunuz var.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi oradan!
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Hadi oradan! Yuh!
Resmini al resmini.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)