| Konu: | Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son olarak 2/10/2018 tarihli ve 1198 sayılı Kararı'yla uzatılan izin süresinin Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/879) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 3 |
| Tarih: | 08.10.2019 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında yurt dışında görevlendirilmesini bir yıl uzatan tezkereyi görüşüyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde alınan bir görev olması nedeniyle, uluslararası hukuka tamamen uygunluğundan dolayı Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha önce olduğu gibi bu sefer de bu tezkereye "evet" oyu vereceğimizi baştan ifade etmek istiyorum.
Günün konusu ve Türkiye'nin gündemi, dış politika ve komşumuzun toprakları ve o topraklarda icra edilmesi beklenen bir operasyona ilişkin tartışmalar. Türkiye Cumhuriyeti'nin 15 Mart 2011'den itibaren başlayan Suriye savaşında takındığı tutum ve iktidara geldiği 3 Kasım 2002'den itibaren dış politikanın yürütümüne ilişkin takındığı tutum geleneksel dış politikamızı yerle bir etmiş bir tutumdur. Ki o geleneksel dış politikayı yürütenlere "monşerler" yürütülen diplomasiye "monşerler diplomasisi" diye doğrudan yapılan aşağılamalar, aslında Lozan zaferini kazanan Türk diplomasisini, İkinci Dünya Savaşı'na Türkiye'yi sokmayan geleneksel diplomasimizi, gerektiğinde Amerika Birleşik Devletleri'ne, gerektiğinde Avrupa'nın güçlü kudretli ülkelerine karşı durabilen, had bildiren, herkes tehdit ederken de dünya siyaset tarihinin en büyük askerî ve siyasi, ekonomik ambargolarının birlikte yaşandığı Kıbrıs Barış Harekâtı'nı yapabilmiş cesur, kararlı dış politikayı, ASALA terör örgütünün tehditleri karşısında yılmayan kahraman diplomatlarımızın manevi hatıralarını aşağılayıp onlara "monşerler diplomasisi" diyenler dış politikayı son derece zor bir noktaya getirdiler, hata üstüne hata yaptılar. Atatürk'ten beri miras olan bir sacayağı terk edildi: "Komşunun iç işlerine karışma. Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol ve komşulardaki devlet dışı unsurları muhatap alma." Bu, Atatürk'ten miras, İnönü'yle süren, bugüne kadar gelen, sağıyla soluyla Türk dış politikasının tartışmasız en önemli başarısının sırrı ve kazanımı iken Suriye'de yapılan iş üçünün de hilafınadır. Bir sacayağının bir ayağını bile ortadan kaldırsanız dengesi bozulacakken komşunun toprak bütünlüğünü hedef alan, komşunun içindeki devlet dışı unsurları doğrudan destekleyen, açıktan destekleyen ve komşuda iç savaş kışkırtıcılığına varan bir politikanın Türkiye'yi getirdiği nokta ortada.
Dış politikada öyle hataları üst üste yapıyorsunuz ki son olarak dışarıdan büyükelçi atama gibi bir meseleye girdiniz. Yani bu kadar köklü bir Hariciyeye "Sizin içinizde bu ülkeye layık, Türk devletini temsil edecek birini bulamadım, benim bulduğum budur." dediniz. Mesela ne dediniz? Önceki dönem milletvekili... Yeniden milletvekili yapmadınız, milleti temsil etmesin dediniz ama devleti temsile yolladınız. Bakanların kardeşleri... Hangi liyakat esasıysa, kardeşle oluyorsa, bakanların kardeşlerinin Türkiye'yi temsil edebileceğini düşünmek Türkiye'yi utandırmaktır. Bir darbecinin kardeşini Türkiye'yi temsil etsin diye yolladınız. (CHP sıralarından alkışlar) "Bakaracı makaracı" diyerek İslam diniyle alay eden, aslında kendi siyaset arkadaşlarını saf, salak yerine koyan, inancının samimiyetsizliğini ortaya koyan birisini, bir "bakaracı makaracı"yı yolladınız.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Söylemediğini ifade etti ama ya! Söylemediğini ifade etti kaç defa.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Siz bunu yapmakla sadece kendiniz yanlış iş yapmadınız, hepimizi utandırdınız, bu memleketi dünyaya rezil ettiniz.
Şimdi, geldiğimiz noktada, sekiz buçuk yıl -Sayın Engin Altay'ın somut örneklerle desteklediği gibi- cihatçılara doğrudan destek vermekten cihatçı unsurlara lojistik sağlamaya, onları eğitmeye, devletin ambulansıyla sınır ötesine taşıyıp tedavi edip cihatçıyı sağ salim yerine teslim etmeye kadar birçok yanlışı yaptınız. Sonuç: Temmuz 2015 Suruç, Ekim 2015 Ankara Garı, Ocak 2016 Sultanahmet, Haziran 2016 Atatürk Havalimanı, Ekim 2016 Gaziantep. Ne çabuk unuttuk 273 günahsızın IŞİD saldırılarında hayatını kaybettiğini? Bütün mesele, o IŞİD'in cihatçılarını Suriye rejimine karşı kullanacağım diye düşünerek ve Suriye kapılarını açarken bu konuda bir tedbir almayarak yol geçen hanına döndürdünüz; iki gün sonra acılarını tekrar yüreğimizde hissedeceğimiz evlatlarımızı Gar katliamında bombalayanlar önlerinde neredeyse bir koridor açılıp -bir eskort eksik- oraya kadar geldi ama oradaki sorumluların da yargılanmasına izin vermediniz, sadece ve sadece birkaç maşayla meşgul oldunuz.
Birleşmiş Milletlerde Aylan Kurdi'nin resmini göstermek önemlidir ama ya o resmi size muhalefet partileri alıp gösterirse nereden nereye savrulduğunuzu düşünebiliyor musunuz? "Sizler muhacir oldunuz, bizler ensar olduk. Sizin için tüm imkânlarımızı seferber ettik. Kim ne derse desin, sizler bize asla yük değilsiniz, olmayacaksınız." diyen 7 Ekim 2014 Recep Tayyip Erdoğan'ından "Türkiye mülteci kampı, insan deposu değildir." diyen, 2 Ekim Ömer Çelik açıklamasına geldiniz. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrı net. Cumhuriyet Halk Partisi göçmene, sığınmacıya karşı bir parti değildir ama Cumhuriyet Halk Partisi, başta komşuda iç savaş kışkırtıcılığı, savaş, göçmen yaratan politikalara, göçmen yaratan siyasetçilere sonuna kadar karşıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ve Türkiye Cumhuriyeti'ni, bu güçlü devleti Merkel'in karşısında -3 milyon, 6 milyon- koyun pazarlığına sokmaya ve o insanların durumunu değersizleştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Dönüp dönüp "Paramızı vermediler..." Farkında mısınız ne durumdayız? Avrupalılar farkında. Adam diyor ki: "Parasını basarsak Türkiye göçmenleri tutar." Ve siz ne durumdasınız? "Parasını vermezseniz kapıları açarım." diyorsunuz. Bunun ne ensarla ne muhacirle ne uluslararası hukukla ne Türkiye'nin yüzyıldır saygınlıkla yürüttüğü dış politikayla ilgisi, alakası yoktur.
Ve bir gerçekle karşı karşıyayız. Lütfen, bazı meseleleri tartışırken, örneğin göçmen konuşurken euro konuşmayın. Örneğin Suriye'ye, Fırat'ın doğusuna operasyon konuşurken koridorun arkasına hemen inşaatı söylemeyin. Zaten sabıkalısınız, inşaata çıkan her yol mübahtır siyaseti yapıyorsunuz, dönüp dolaşıp bu operasyonda da... (CHP sıralarından alkışlar) Sizin için fark etmiyor. Böyle bir operasyonla, örneğin bir Cumhuriyet Halk Partili, inşaatı, bu inşaatın ekonominin ihtiyacı olan hareketlenmeyi getireceğini söylese falan ne düşünürdünüz? Bu dili kuranların artık bu Türkiye için bir gelecek kuramadıklarını vatandaşlarımız da görüyor.
Bir gerçek var, Cumhurbaşkanına bu kadar yetki verirken biz dedik "Yapmayın." Dedik ki: "Bir kişiye bu kadar yetki verilmez." Bugünkü tezkere Cumhurbaşkanına veriliyor, bir kişiye bu kadar yetkiyi veriyorsunuz ve işte o yüzden biz değersizleşiyoruz burada, sizin yüzünüzden. Burada yoklar. Normalde eski dönemde geliyorlardı. İlk önce yürütme, Bakanlar Kurulu bunu istiyorsa Bakanlar Kurulu adına bir sayın bakan geliyordu, oturuyordu oraya ve tezkerenin gerekçesini söylüyordu. Oysa bugün yürütme "Ben bir mektup gibi yazarım, yollarım, bizimkiler yetkiyi çıkarır, yollar." gevşekliğinde, rahatlığında bu Meclisi itibarsızlaştırdığını düşünmeden veya bilerek itibarsızlaştırıyor. Bu rejiminizde, buraya gelip yürütmenin başı ya da bir vekilinin bu Meclise "Niçin bu tezkereye ihtiyaç var?" açıklamasına dahi ihtiyaç duymadığı bir süreçteyiz. Peki, aslında bu tezkereye mesela, biraz önce Engin Altay eleştirinin dozunu sertleştirdikçe "O zaman 'evet' vermeseydiniz, 'hayır' verseydiniz." falan... "Hayır" vermenin, eleştirmenin ne kadar şeytani bir durum olduğunu... Mesela, milletin seçtiği oylarla buraya gelmiş insanlardan, milletvekillerinden bazıları "hayır" oyu kullandı ve yuhaladınız.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Kim yuhaladı?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Grubunuzdan yuhalama oldu, tutanaklarda da var.
Düşünebiliyor musunuz? Peki yani sizce böyle millî bir konuda gidip de "hayır" oyu kullanılamaz öyle mi? Parlamento tarihini ben biraz seviyorum, bakıyorum, çalışıyorum. Bir parti var, hep kendini iktidarda görüyor ya on yedi yıldır ama 14 Ağustos 2001'de kurduğu grubu 3 Kasıma kadar burada muhalefetteydi, grup başkan vekillerinden birisi de Bülent Arınç.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Arkadaşlar, belki, çok ağır gelecekse, bu gece taşıyamayacaksanız alıştırarak söyleyeyim. 10 Ekim 2001, Afganistan'a 11 Eylül sonrası Taliban'a karşı yapılacak bir harekât için tezkere geliyor ve bu tezkereye "Kapsamı, sınırı, zamanı muğlak; böyle bir yetkiyi Bakanlar Kuruluna vermek doğru değil." savunusuyla ve konuşmasıyla Bülent Arınç'ın AK PARTİ Grubu "hayır" oyu kullanıyor. Devam edeyim mi, şaşırdınız mı?
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Hayır.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Aralık 2001, Kuzey Irak tezkeresi, kürsüde muhalefet partisi AK PARTİ'nin hatibi var, diyor ki: "Biz bu tezkereye 'evet' oyu vermek için bir grup kararı almadık, grubumuz serbesttir." ve AK PARTİ milletvekilleri Kuzey Irak tezkeresine "hayır" oyu kullanıyorlar. 18 Haziran 2002, tutanaklar ortada, Mehmet Ali Şahin bu sefer kürsüde, diyor ki: "Harekât kapsamındaki katılımın altı ay daha uzatılması amacıyla istenen bu yetkiye partimiz Kuzeyden Keşif Harekâtı'nın uzamasından duyduğu rahatsızlık...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...kayda geçmek kaydıyla üzülerek olumlu oy vereceğiz." Yani siz... Hani, muhalefet, öyle bir şey... Güç öyle bir mutlaklaştı ve kibir o kadar yükseldi ve a Haberin öyle bir propagandayla inanın siyaset yapması, siyaseti şekillendirecek şu beyinlerin beynini şekillendirme haddine vardılar ki size göre bir muhalefet partisi "hayır" oyu verirse vatan hainliğidir. O vatan hainliğiyse geldiğiniz noktayı sorgulayın arkadaşlar.
Saygılar diliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)