GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:13
Tarih:05.11.2019

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanunu'yla ilgili teklifin ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önce bir anma yapmak istiyorum, kısa bir yazı okuyacağım: "Maden ocağına bir kere inmek... Yerin yüzlerce metre altında, denizin sularından, günden ve geceden derinde, karanlık, ıslak, soğuk dehlizlerde uzun uzun yürümek... Hayatta bir kez, bir kömür işçisinin yer altı yaşantısını yaşamak da değil, sadece görmek...

İnsanın sobasında yanan kömürle birlikte içinin yandığını hissediyorsan ortanın solunda bir insansın." Siz hissetmiyor olabilirsiniz çünkü yasa sizin yasanız, bir elin parmakları kadarsınız, yoksunuz.

Evet, böyle bir giriş yaptım. 3'üncü Genel Başkanımız, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlarından Sayın Bülent Ecevit'in 13'üncü ölüm yıl dönümü. Saygıyla anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Su Ürünleri Yasası'na devam ediyoruz. Evet, geçen hafta da söyledik, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasayı doğru buluyoruz, olumlu buluyoruz; cezalar artırılıyor, iyi, güzel ama eksikleri olduğunu söylüyoruz. Niye söylüyoruz? "Yeterince tartışmadık." diyoruz. Bilim adamları doğru dürüst tartışmadı, bu işle muhatap olan kooperatifler, birlikler devre dışı bırakıldı. Yasanın önceki hâli -ki elli yıl önce yazıldığını söylüyoruz- daha demokratikti. Neden? İçinde birlikler vardı, kooperatifler vardı, üretimde birliklere, kooperatiflere öncelik tanınıyordu; karada veya deniz ya da iç sularda av ve üretim sahalarının belirlenmesinde, korunmasında, işletilmesinde kooperatiflere, birliklere öncelik tanınıyordu. Şimdi ise bu, sadece avcılıkla sınırlandırıldı. Yani siz sadece diyorsunuz ki: "Şirketler bu işi yapsın." Yani yetiştiricilik konusunda aslan payı kime verilmiş? Şirketlere verilmiş. Tabii "şirketler" deyince bizim aklımıza ne geliyor? Yandaş şirketler geliyor. AKP Konfüçyüs'ün sözünü bile -bana göre- kendine göre değiştirdi. Konfüçyüs ne demişti, sözü neydi? Su ürünleri yasasıyla ilgili olduğu için söylüyorum: "Bana balık verme, balık tutmasını öğret." demişti. AKP ne diyor? "Yandaşlarıma hem balık ver hem de sadece balıkları onlar tutsun." Biz böyle anlıyoruz.

HACI TURAN (Ankara) - Yanlış anlamışsınız.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) - Doğru anladık.

Yasa teklifi bu hâliyle geçerse kafeslerde ve havuzlarda su ürünleri üretimi yapılan ve yapılacak sahaların kiralanmasında sermaye açısından güçlü şirketler, güçlü firmalar ve holdingler korunacak yani buna neden olacak bu yasa. Hatta kiralamalar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında değil, Tarım Bakanlığı karar verecek yani adrese teslim ihale dönemine geçilebilir. "Geçilebilir" diyorum, "geçilecek" demiyorum; inşallah, siz bunu güzel bir şekilde denetlersiniz.

Teklifte, cezalar dışında ekosistemi koruyacak, balık popülasyonunu koruyacak, su ürünleri popülasyonunu koruyacak, bunu artıracak herhangi bir madde yok; varlığımızı artıracak, gelecek nesillere miras olarak bırakabileceğimiz bir önlem yok, bir politikanın oluşturulamadığını görüyoruz. Nereden biliyoruz? En yakın örneğini daha geçen gün yaşadım, cuma günü Edirne Keşan Saros Körfezi'nde bunu yaşadık. Şimdi, orası neresi biliyor musunuz? Doğal sit alanı. Saros Körfezi, kendi kendini temizleyebilen, yenileyebilen su akıntısına sahip; balık popülasyonu açısından, su ürünleri popülasyonu açısından çok zengin bir yer ama doğal sit alanı olmasına rağmen, oraya sıvılaştırılmış doğal gazı, yeni gaz hâline getirecek "FSRU" denilen bir liman yapılıyor. O limanın yapılması belki güzel ama 2,5 kilometre ilerisinde fay hattı var. Bilirkişiler cuma günü geldiler "Ya, burada bu kadar bitki çeşitliliği var, bu mevsimde bu yapılmazdı, bununla ilgili bir çalışma yaptınız mı?" diye soruyor bilirkişi oradaki yetkililere, yetkililer de şunu diyor: "Dosyada hepsi yazıyor." Ya bilirkişi dosyayı görmeden nasıl keşif yapacak? Başka bir bilirkişi şunu soruyor, diyor ki: "Yahu, buraya büyük gemiler yanaşacakmış, gemiler yanaşacakmış, acaba bir deniz kazası olursa bununla ilgili bir önlem düşünüldü mü?" Şirket yetkilisi cevap veriyor: "Dosyada yazıyor, okuyun." Yani dosyayı vermemişler ki bilirkişi heyetine.

E, deprem uzmanlarına ben sordum "Burada bir fay hattı olduğu söyleniyor, öyle mi?" diye. İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden bir hoca gelmiş, kendisi gösteriyor "Evet, 2,5-3 kilometre ileride fay hattı var." diyor. Şimdi, biz deprem gerçeğiyle yaşıyoruz, neden o zaman böyle büyük bir yatırımı buraya, fay hattına yapmayı düşünüyoruz? Oradaki balık popülasyonu ne olacak, su ürünleri popülasyonu ne olacak? Tekrar, gelecek nesillere bu bırakılabilecek mi? Bunlar tartışılmadan... Yani yasa teklifinde bunlar yok. Gelecek nesillere ne aktaracağız, koruyabilecek miyiz? Elli yılda bir yasa çıkartıyoruz ama bunlar yok, biz bunları görmek isterdik. Bunlar bilinmeden keşfe zorlanıyorlar.

Tabii biz sizi çok iyi tanıyoruz. Neden çok iyi tanıyoruz? Çünkü Avrupa'nın çok önem verdiği, ortak balıkçılık politikası izleyen ülkeler bütününe girmek istiyoruz ama siz maalesef onlara göre de bir yasa hazırlamıyorsunuz, her şeyi kendinize göre yapıyorsunuz. Türkiye tarımını da bu hâle getirdiniz. Süt teşvik primi var; adı üzerinde, süt üretimini teşvik etmek için veriliyor. Nedir? Türkiye'de kişi başına süt daha fazla içilsin, daha fazla üretim yapılsın diye, onun için destek veriliyor. Yerel seçimlerden önce uyanıklık yapıyorsunuz, 10 kuruştan 25 kuruşa çıkarıyorsunuz -kim kanarsa diye bu mantık- şimdi, geçen hafta tekrar 10 kuruşa çekiyorsunuz hem de mayıs ayından geçerli olmak üzere, yasayı geriye yürütüyorsunuz. Neden? Para yok. Böyle olur mu? Böyle süt üretimi nasıl artar, nasıl özendirici olur?

Toprak Mahsulleri Ofisine, istenilen ülkeden istediği kadar her ürünü ihalesiz bir şekilde ithal etme yetkisini veriyorsunuz. Arkadaşlar, biz tarım ülkesiyiz; bizim neslimiz, Türkiye dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri diye büyüdü, bütün derslerde bunlar anlatıldı ama şimdi her ürünü ithal eder konuma geldik.

2020 bütçesinde 2019'da uygulanan destekleme rakamları açıklandı. Türkiye'nin en çok kullandığı ürünler yağlı tohumlu bitkilerde bir kuruş bile artış yok. Ben merak ettim, baktım; dört yıldan beri ayçiçeğinin destekleme primi artmamış, 40 kuruş arkadaşlar ama dört seneden beri mazot kaç paradan kaç paraya geldi, gübre kaç paradan kaç paraya geldi. Demek ki siz, tamamen ithalata dayalı politikalar izliyorsunuz, her şeyde ithalata dayalı politikalar izliyorsunuz. Şimdi, benim aklıma da şu geliyor: Süt teşvik primini artırmamamızın arkasından acaba süt tozu ithalatı mı yapacaksınız? Ben bundan şüpheleniyorum, olabilir çünkü sizden her şey beklenir arkadaşlar.

Ispanak konusunda da her tarafı karıştırdınız -Temel Reis, adı üzerinde, biz bununla büyüdük- ıspanakta demir var, çok tüketmemiz lazım ama ıspanak üreticimizi de düşünmemiz lazım. Ne var bunun arkasında, bunu bir an önce açıklasınlar; yoksa hem yetiştirici hem tüketici mağdur olur. Fiyatları düşürme politikası mı var bunun arkasında? Çünkü tavukçulukta buna benzer politikalar güttünüz, dediniz ki: "Aman, tavuk yemeyin." Sonra bir baktınız, Türkiye'nin en önemli büyük firmaları yabancıların eline geçti. Niye? Çünkü fiyatları ciddi anlamda düştü, borsa değerleri düştü, kartellerin, başka şirketlerin eline geçti yani vahşi kapitalizme maalesef alet oldunuz. Acaba buralarda da birtakım olaylar mı var?

Patates olayını da yine biz ortaya çıkardık. Bizim patatesler önce Suriye'ye gitti, ondan sonra aynı patatesler geri geldi. Kamyoncu bizi aradı, dedi ki: "Sayın Vekil, ya, aynı patatesleri geri getiriyoruz, bunda bir iş olmasın?" Dedim ki: "Ya, olur mu, böyle bir iş olmaması lazım." Ama bir baktık; evet, önce dışarı sattık, sonra geri geldi. Niye? Fiyatlar yükselince birileri rant sağladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) - Yani bu işlere girmeyelim.

Elli yıl sonra bir yasa çıkartıyoruz, Su Ürünleri Yasası. Bakın, birkaç maddede uzlaştık, bazı konuları burada söylemek istemiyorum. Niye? Uzlaştığımız için söylemiyorum ama şu kooperatifler konusunda, birlikler konusunda artık biz de dünyayı takip edelim. Dünyada birleşenler kazanıyor. Küçük ülkeler bile kooperatifçiliğin, birliklerin önemini anladılar. Suyu bölüşüyorlar, ürünü bölüşüyorlar, önce üretiyorlar, sonra parayı da bölüşüyorlar ama şirketler gelince, şirketler hem doğayı tanımıyorlar, kirletiyorlar hem de kimseye bundan bir pay vermiyorlar, gelecek nesilleri düşünmüyorlar çünkü şirketlerde asıl amaç kârdır ama kooperatiflerde, birliklerde asıl amaç, kim bunların ortağıysa -ki çok sayıda ortakları vardır- bunların ortak çıkarlarıdır. O yüzden bu yasayı gelin, eski hâliyle, en azından kooperatifler ve birlikler bölümünü eski hâliyle kabul edelim, bunlar birlikte üretim yapsınlar diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)