| Konu: | AB Dış İlişkiler Konseyinin Doğu Akdeniz yaptırım kararına yönelik Türkiye'nin ve KKTC'nin Doğu Akdeniz'deki haklarından taviz verilmeyerek bölgedeki sorunların kalıcı çözümü için diplomatik adımların atılmasının zaruri olduğuna, Türkiye-ABD ilişkilerinin kurumsal kimliğini kaybettiğine, ambargo yiyen, hakaret ve ültimatom mektubu yiyen bir Türkiye görüntüsünden çıkılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye yapılan saygısızlığa milletimize yakışır cevabı vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 17 |
| Tarih: | 13.11.2019 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, bugün konu çok, toleransınıza biz de sığınacağız diğer mevkidaşlarımız gibi.
Avrupa Birliği Konseyi yaptırım için yasal çerçeve metni açıkladı, gerekçe de -ülke ismi verilmemekle birlikte- Doğu Akdeniz'de doğal gaz arama faaliyetleri gösterildi. Yani Türkiye'nin adı verilmeden Türkiye'ye yeni bir tehdit, aba altından sopa gösterme durumuyla karşı karşıyayız. Sopa da çok aba altından gösterilmedi. Bu çerçeve metinde Doğu Akdeniz'de doğal gaz arama faaliyetinde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin banka hesaplarına el koymak ve seyahat kısıtlamaları öngörülüyor.
Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisindeyiz, hiçbirimizin Türkiye'nin çıkarlarını korumak dışında bir amacı olamaz, olmamalıdır. Doğu Akdeniz'de yalnız kaldık. Doğu Akdeniz'de KKTC'nin haklarını savunamaz olduk. Bütün bunların üstüne, Avrupa Birliğinin Doğu Akdeniz'deki nizalı, tartışmalı alanlarda, münhasır ekonomik bölgelerle ilgili tartışmalı alanlarda oturulup paydaş ülkelerle bir değerlendirme yapılmadan böyle bir yaptırım kararı için yasal çerçeve metni hazırlaması Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefinden uzaklaşmasının da bir sonucu. Ancak her şeye rağmen biz burada, içeride bir suçlu arayacak değiliz; biz burada Türkiye'nin bölgedeki ve dünya milletler ailesi içerisindeki onurunu korumak noktasında üstümüze düşeni yapmak ve söylemek zorundayız. Elbette, hiç şüphesiz, Türkiye, bu karar tasarısı nedeniyle Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve KKTC'nin haklarından taviz vermemelidir. Altını çizerek bunu söylüyorum. Bununla beraber, gene hiç şüphesiz, bir an önce, Doğu Akdeniz'deki yalnızlığı giderecek diplomatik adımları da süratle atmalıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bahse konu bölgede kim var? Bahse konu bölgede, coğrafyada Türkiye var, Suriye var, İsrail var, Mısır var, Kıbrıs Rum Yönetimi var, KKTC var.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yunanistan var.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yunanistan'ı ben çok Doğu Akdeniz gibi almıyorum ama velev ki var.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - İşin içerisinde yani.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Tamam Başkanım.
Biz bunların hepsiyle küsüz. Barışıp taviz verelim diyen yok ama dünyada tek başımıza yaşamıyoruz. Mısır'da, İsrail'de, Suriye'de büyükelçimiz yok. Nasıl olacak? Tekrar altını çizerek söylüyorum, bizi izleyen Hükûmet üyesi varsa, Kabine üyesi varsa -onların büyük kısmı Amerika'da- Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve KKTC'nin haklarını korumak noktasında dirayetli olmaya Hükûmeti davet ederken bölgedeki bu sorunların temelli ve kalıcı çözümü için diplomatik adımların da atılmasında bir zaruret gördüğümüzü beyan ediyoruz.
Sayın Başkan, ilaveten, Sayın Cumhurbaşkanı bugün Amerika'da. Çok tartışmalı, çok nizalı, çok şaibeli bir süreci hep birlikte yaşadık. Bir hakaret mektubu aldık, üstüne bir ültimatom mektubu aldık. Sanırım Sayın Cumhurbaşkanı 2 mektubu da cebine koyup Amerika'ya gitti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Burada söylemek istediğimiz şudur: Türkiye-ABD ilişkileri hiçbir zaman sütliman olmamıştır, pürüzler yaşanmıştır ama bugün, Türkiye-ABD ilişkileri 2 ülke ilişkisi olmaktan çıkmıştır. Türkiye-ABD ilişkileri kurumsal kimliğini kaybetmiştir; ilaveten, Türkiye, Amerikan kamuoyundaki destek ve ilgisini de kaybetmiştir. Onun için bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın kaldığı otelin etrafı kamyonlarla çevrilmek zorunda kalınmıştır; bu üzücüdür, bunlar bizi incitir. Türkiye-ABD ilişkileri, Erdoğan-Trump ailelerinin kişisel siyasi ikbal ve çıkarlarına endekslenmiş algısı yaratılmıştır, ben ille öyledir demem ama böyle bir algı var. Bütün uluslararası yayın kuruluşlarındaki saygın köşe yazarları bunlardan bahsediyor.
Mesele nedir geldiğimiz noktada Sayın Başkan? 9 Ekimde Barış Pınarı Harekâtı başladı, hemen akabinde Ankara'da ABD'yle, Soçi'de Rusya'yla masaya oturduk. Ne oldu? Ben size söyleyeyim: Güvenli bölge belirsiz bölge oldu. "Güvenli bölge" diye murat ettiğimiz saha Türkiye için daha riskli ve daha tehlikeli bir hâle büründü. Şimdi, burada maksadımız bağcıyı dövmek değil.
Şimdi, Sayın Başkan, Avrupa, ABD ve dünyadan ambargo yiyen, hakaret mektubu, ültimatom mektubu yiyen bir Türkiye görüntüsünden Türkiye bu akşam sıyrılmak zorundadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hemen toparlıyorum.
Bölgede etkisizleşmiş ve itibarsızlaşmış görüntü ve algısını Türkiye bu akşam yerle yeksan etmelidir. 2 hakaret mektubunu da hak ettikleri şekilde onlara, o mektubu yazanlara Türkiye'nin iade etmesi lazım. Bu akşam, umarım ve dilerim, Türkiye'nin onuruna, şan ve şerefine yakışır bir sonuç alınır; bunu murat ediyoruz, bunu arzu ediyoruz.
Recep Tayyip Erdoğan'a bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir çağrı yapmak istiyorum: Milletin başını -Türkiye saatiyle bu gece, Amerika'nın saatiyle öğlen- öne eğdirecek bir işin parçası olma, yapılan saygısızlığa milletimize yakışır bir cevap ver. Türkiye de Türkiye Büyük Millet Meclisi de biz de arkandayız.
Saygılar.