GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:31
Tarih:12.12.2019

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçen sene, Bakanlığın ilk bütçesiydi. Sayın Bakana hayırlı olsun dileklerimizi ilettikten sonra "Umuyoruz, önümüzdeki yıl kadınların, çocukların, engellilerin, gazilerimizin, yaşlılarımızın sorunlarının çözüldüğü bir yıl olur." demiştik ancak gördük ki sorunlar olduğu yerde duruyor, hemen hiçbir kesimin derdine derman olunamamış. Kadınlarımız hâlâ kör bir şiddetin kurbanı olmaya devam ediyorlar; koruma kararlarına rağmen, koruma kararını beklerken sokaklarda öldürülüyorlar.

Ben, size 2 Ayşe'den bahsetmek istiyorum. İlki, Ayşe Paşalı. 3 çocuk annesiydi, tecavüzüne uğradığı ve şiddetini gördüğü eski eşi tarafından bıçakla öldürüldü. Paşalı'nın, katili birçok kez şikâyet ettiği ancak hiçbir tedbirin alınmadığı ortaya çıkmıştı; sene 2010'du.

İkincisi, Ayşe Tuba Arslan. 2 çocuk annesiydi, hakkında 23 kez suç duyurusunda bulunduğu eski eşi tarafından sokak ortasında saldırıya uğradı. Cebinden "Ölünce mi bana yardım edeceksiniz?" yazılı dilekçe çıktı. Ayşe, korunmadığı gibi, saldırganıyla, birçok kez şiddetini gördüğü, ölüm tehdidi aldığı saldırganıyla uzlaşmaya zorlanmıştı. 44 yaşındaki Ayşe, kırk dört gün süren yaşam mücadelesini kaybedip hayata veda etti; sene 2019'du.

Aradan geçen yaklaşık olarak bu on yılda 6284 sayılı Kanun çıkarıldı, kadınlara yönelik şiddeti engellemek için İstanbul Sözleşmesi imzalandı, gene kadına yönelik şiddetle ilgili eylem planları hazırlandı, komisyonlar kuruldu, raporlar yazıldı. Ama maalesef, Ayşelerin hikâyeleri, öyküleri değişmedi, tüm bunlara rağmen Ayşeler korunmadı. Kanun ve Sözleşme eksiksiz ve etkin bir şekilde uygulansaydı bugün Güledalar, Ayşeler, Emine Bulutlar yaşıyor olacaktı. Ama maalesef, uygulayan ve kadını koruyan yok.

Aslında, değerli arkadaşlar, devletler kanunlarıyla, uygulamalarıyla konuşurlar. Ne yazık ki bütün yurttaşlarının hayatını, yaşam hakkını korumakla yükümlü devlet, o günden bugüne uygulamalarıyla susmuştur; karakollarıyla, mahkemeleriyle, kadına yönelik şiddet konusunda susmuştur devlet. Hâlâ 6284'ün ve İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasında ayak diretiyor. Hatta bu yıl, bu Sözleşme'nin ve koruma kararlarının uygulanmasının aile bütünlüğüne zarar verdiğini iddia eden birileri çıktı ortaya; iktidara yakın medya, bu koruma kararlarının özellikle aileyi yıktığı propagandasını yapmaya başladı. Şiddet mağduru kadınlara değil, şiddeti uygulayan erkeklere ahlanıyorlar, vahlanıyorlar. Ombudsmanından Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanına kadar, sarayın bürokratları da bu koraya katıldı ve diyorlar ki: "Kadını değil, aileyi koruyalım. Bunlar bizim örfümüze, âdetimize, geleneğimize aykırı uygulamalar."

Şimdi, bu söylemlere öncelikle Sayın Bakan neden sessiz kalıyor, anlamıyorum gerçekten ya da sesini mi duyuramıyor? Bakanlığın bu söylemlerde sessiz kalıp ama söz nafaka hakkının gaspına geldiğinde en yüksek perdeden konuştuğunu gördüğümüzde, gerçekten kadınlarımız açısından bu büyük bir talihsizlik.

Sayın Bakanlık, sadece bu konuda değil, sığınmaevleri konusunda da oldukça suskun. Bakın, her 10 kadından 4'ünün şiddet mağduru olduğunun Bakanlığın raporlarında bile olmasına rağmen, geçtiğimiz sene sadece 1 tane sığınmaevi açıldı, o da sığınmacı kadınlar için 28 kişilik kapasiteli. Güvenlik güçlerine her gün başvuran ev içi şiddet mağduru en az 500 kişi ortadayken, Türkiye'de kadın sığınmaevlerinin kapasitesi 3.482 kişi.

Şimdi vaziyet buyken bizim neden toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme yapmamız gerektiği aslında çok net. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, biz ne yapıyoruz, iktidar ne yapıyor? "Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme" kavramını kalkınma planından çıkarıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği projesini önce Millî Eğitim Bakanlığı, ardından YÖK sonlandırdığını duyuruyor. Şimdi, aslında bu bir itiraf. Ne diyor iktidar? "Toplumsal cinsiyet eşitliğine, 'eşitlik' kavramına alerjim var. 'Toplumsal cinsiyet eşitliği' kavramından ve bununla ilgili yapılan çalışmalardan rahatsızım. Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum. Eşitlik fıtrata aykırı." diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ve diyor ki: "Biz eşitliği sağlayamıyoruz, zaten öyle de bir niyetimiz yok."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yüceer, sözlerinizi tamamlayın.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - Şimdi, eğer siz "toplumsal cinsiyet eşitliği"ni lügatinizden çıkarırsanız eşitlik bakışını da kaldırmış olursunuz ve böylelikle eşitliği sağlayamazsınız. Ki kadınlarla ilgili çalışma yapan tek kuruluş Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü en az bütçelerden biri ve bütçesi düşürülen bir müdürlük. Bu da aslında bu zihniyetin bir yansıması diye düşünüyorum.

Cümlelerimin sonuna geldim. Eşitliği sağlamayan, vatandaşın refahını artırmayan, böylelikle işçinin, emekçinin, kadının, çocuğun, engellinin derdine derman olamayan, halkın değil, sarayın bütçesine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak "hayır" oyu vereceğimizi buradan ifade ediyorum ve şunu da söylüyorum: Eşitlik ve haklarımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Eşitlik bize kimsenin lütfu değil, anamızın ak sütü kadar helal çünkü eşitlik, evrensel ve demokratik bir hak. Bu, kimsenin adaletine ve merhametine de bağlı değil.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)