GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:68
Tarih:12.03.2020

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 7, 8 ve 9'uncu maddeleri avda kullanılan silahlarla ilgili bazı düzenlemeler içermektedir. Temmuz 2019 resmî verilerine göre, ülkemizde kayıt altına alınmış 1 milyon 72 bin 37 ateşli silah vardır. Bu veriden ülkemizde her 65 kişiden 1'inin ruhsatlı silah sahibi olduğu anlaşılıyor. Aslında bu rakam bile fazlayken ruhsatsız silah sayısını da hesaba katarsak karşı karşıya kaldığımız tablonun ne kadar ürkütücü olduğu ortaya çıkacaktır. Bununla ilgili resmî bir veri olmamasına rağmen, ülkemizde tahminen 18 milyon ruhsatsız silah olduğu ve tüm silahlar içinde ruhsatsızların oranının yüzde 90'a vardığı ifade edilmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğünün 2017 verilerine göre ruhsatlı silahlarla işlenen suç sayısının 25.547, ruhsatsız silahlarla işlenen suç sayısının ise 159.123 olduğu görülmektedir. Sıklıkla bazı şehirlerimizin sokaklarında yaşanan Teksasvari çatışmaları gördüğümüzde masum bir insanın bu çatışmalarda sıkılan bir kurşuna kazaen kurban gitmesi ihtimali bizi büyük endişeye sevk etmektedir. Bu vahim durum karşısında yapılması gereken, silahları ruhsatlandırmak değil bireysel silahlanmayı önlemektir. Ateşli veya ateşli olmayan, ruhsatlı veya ruhsatsız silahlarla işlenen suç sayısına bakıldığında silahlanma, bir iç güvenlik sorunudur. Dolayısıyla bu kanun teklifinin İçişleri Komisyonunda görüşülmemiş olması büyük eksikliktir. Bu, aslında ilk defa olmuyor yani bu şekilde yasa yapmak AK PARTİ'nin bir alışkanlığı. Bu alışkanlık tek adam rejimiyle birlikte ayyuka çıkmıştır.

Bir hukukçu olarak bir yanlışı bir kez daha milletin kürsüsünden aziz milletimizin bilgisine sunmak istiyorum. Meclisin şahsında vücut bulan yasa yapma tekeli uygulayageldiğiniz torba yasa yöntemiyle maalesef ki anlamsızlaşmaktadır. Mesela, eldeki bu torba kanun teklifi 20'den fazla kanunu değiştirmektedir. Ülkede işsizlik, yoksulluk, borçluluk, üretemeyen ekonomi, ekonomik darboğaz gerçeği varken bu teklife imza koyan milletvekili arkadaşlarımız "Ne yapsak, ne etsek, nasıl bir kanun teklifi hazırlasak" diye düşünmüşler ve bu teklifi mi getirmişler? Eğer öyle yaptılarsa emeklerine yazık etmişler. Emeklerini milletin güncel sorunlarına çare üretecek, açlığını, yoksulluğunu, işsizliğini bitirecek çözümler için harcasalar daha iyi olurdu diye düşünüyorum naçizane.

Tabii, bunu böyle anlattım ama bu teklifin böyle hazırlanmadığını hepimiz biliyoruz. Bu teklif, bundan öncekilerde de olduğu gibi yine muhtemelen bürokrasi tarafından en azından tasarlanmış, ana hatları oluşturulmuş, sonra da madde metinleri yazılma aşamasında milletvekilleri dâhil olmuştur yani artık, yasama faaliyeti, sayenizde Anayasa'nın dolaşıldığı bir ritüel hâline dönüşmüştür.

Bu yasa teklifi genel hatlarıyla incelendiğinde gördüğümüz: Yıllardır sürdüre geldiğiniz rant düzenine dayanan, ekonomide kaynak ihtiyacının borçlanmayla çözümünü teşvik eden bir tekliftir. Kriz ortamında sosyal devletin şefkatine muhtaç vatandaşa hiçbir şey kazandırmamaktadır.

Bu teklifin bir diğer özelliği de tek adam rejiminin anayasallaşmasından bile önce kurulmaya çalışılan, her şeyi tek bir merkezden kontrol etme anlayışının tezahürü olarak ortaya çıkmasıdır. Mesela örgütlenme hürriyeti bu teklifle getirilmek istenen derneklerle ilgili düzenlemeyle sekteye uğratılmaktadır. Getirilmek istenen bildirim zorunluluğuyla vatandaşın içine fişlenirim korkusu düşürülmek ve böylelikle zaten yetersiz düzeyde olan örgütlü toplumu geriletmek, iktidarın altında kaymakta olan zemini tutmak amaçlanmaktadır.

Arkadaşlar, demokrasinin olmazsa olmazı örgütlü toplumdur. Toplum örgütlü olmazsa demokrasiden bahsedilemez. Bu düzenlemeyi getirenlere seslenmek istiyorum: Demokrasiye inanıyor musunuz, inanmıyor musunuz? Mesela halk sizi istemezse gitmeyecek misiniz? Nedir bu halkı baskı altına alıp sindirme çabanız? Sizi vatandaş 31 Martta İstanbul'dan gönderdi, beğenmediniz; vatandaş, bu iradeyi beğenmeyenlere 23 Haziranda bir daha ders verdi. Hâlâ farkında değil misiniz? Vatandaşı baskıyla, korkuyla sindirmek mümkün değil. Anlamadığınız şu: "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" diye bir sistem yok, o yüzden yaptığınız, ettiğiniz hiçbir şey kitaba uymuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Atakan.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - Parlamenter sistemde Bakanlar Kuruluna ait olan yasa tasarısı hazırlama yetkisi dayattığınız sistemde yoktur. Zira, bu sistem anlatılırken "Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen bağımsız olacak, bu nedenle Cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi verelim." dediniz. O yetki verildi ama bu sefer, bürokrasinin hazırladığı teklifler 1'inci parti milletvekillerinin imzasıyla Meclise sunuluyor. Uzmanlıklara göre belirlenmiş ihtisas komisyonlarında görüştürülmeden Plan ve Bütçe Komisyonunda görüştürülüp yasalaştırılıyor. Yasalar, yasamanın mutfağı olan komisyonlarda yapılır, olgunlaştırılır. Eğer üretim mutfakta yapılmıyorsa yapılan üretim merdiven altı üretimdir yani Gazi Meclise merdiven altı yasa yaptırıyorsunuz. "Üretim olsun da nasıl olursa olsun. Zaten biz merdiven altı sucuk üreteni de rektör yapıyoruz." diyebilirsiniz ama demeyin. Bundan vazgeçin, yasama faaliyetini olması gerektiği gibi, Anayasa ve İç Tüzük'ün lafzına ve ruhuna uygun yürütün.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)