GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:70
Tarih:18.03.2020

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de sözlerimin başında 18 Mart nedeniyle Çanakkale'de bu zaferi bize yaşatan şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere. Çanakkale, Türkiye Cumhuriyeti'nin ön sözüdür, Çanakkale Mustafa Kemal'in Atatürk olduğu yerdir. Sözlerimin sonunda vakit kalırsa biraz da o bölgeyle ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, ben, teklifin 19'uncu maddesi üzerinde konuşacağım. Bu madde yurt dışındaki vatandaşlarımızın bireysel emeklilik sistemine dâhil edilmesindeki ödemelerin döviz-TL ilişkisinde yetkiyi Cumhurbaşkanına devretmektedir. Ekonomi Bakanlığının Türk lirası üzerindeki değer kaybında bir öngörüsü olmadığı için, günü geldiğinde her şeyde olduğu gibi bu yetki Cumhurbaşkanına paslanmaktadır, üstüne çok konuşmaya gerek yok. Zaten biz reddetsek de siz kabul edeceksiniz. O yüzden, ben, kalan vaktimde vicdanlarınıza seslenip belki bir şeyleri değiştirme imkânı bulacağımı umduğum başka konulara getirmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, size bugün doğaya ve insana yapılan zulmü ve ardından gelişen bir doğa katliamını, bir hukuk cinayetini anlatacağım. Ordu İlküvez'de, Çaybaşı, İkizce ve Ünye'yi içeren su kaynaklarının doğduğu doğa harikası bir alana çöp alanı yapılmak isteniyor. Yöre halkı su kaynaklarının tam ortasında -bunu engellemek için, hayat hakkını, su hakkını korumak için- eksi 5-10 derecede tam seksen gündür orada, kırın ortasında bekliyor. Çöp alanının çevresindeki akarsulardan resmî yetkililerin aldığını söyledikleri tahliller için güya, sözüm ona "Temiz çıktı." dediler fakat simsiyah su. Bu sudan köylüler, muhtarları ve jandarma eşliğinde numune aldılar ve yine bir kamu kurumunda, Samsun Halk Sağlığı Laboratuvarında -şu resmî analiz raporu elimdedir- analiz ettiler ve normalin 40-50 katı seviyesinde organik ve sanayi atık maddesi suya karışmış vaziyette. "Yaylanın başında sanayi atığının suda ne işi var?" diyeceksiniz. Sudaki zararlı maddenin -letal doz diyoruz biz buna- litredeki miktarı bir büyükbaş hayvanı öldürecek düzeydedir. Halk itiraz edince devlet yolları kapattı, âdeta İlküvez'in üstüne çöktü. Köylüler terörist ilan edilip karakollarda sorguya çekildi. Bu da yetmedi, Türk hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek, şeytanın aklına bile gelmeyen bir yöntem izlendi. Köylülerden belirlenen 37 kişi -burada listesi var- çöp alanındaki belediye işçilerine şikâyet ettirilerek normal kanunlarla değil, Türkiye'ye özel, kadını koruma, aileyi koruma kanunu kapsamında, hiç şikâyet edenlerden kadın olmadığı hâlde, bu şikâyet edenler ve edilenler arasında bir aile hukuku olmadığı hâlde, sorgusuz sualsiz uzaklaştırma kararı alındı çünkü normal kanunlarla yapılsaydı kanıt istenecekti. Burada açıkça belgenin üzerinde yazıyor "Kanıt aranmaksızın uzaklaştırma verildi." diye. Hukukçular ayağa kalktı, itiraz edildi fakat yine vali zoruyla reddedildi. Ardından İlküvez'de bir gece baskınıyla güvenlik güçleri müdahale etti, evlatlara anneleri coplatıldı. Türkiye'de böylece, ilk defa, kadını koruma kanunuyla kadınlar coplatıldı sevgili arkadaşlar. Ceren Özdemir'i koruyamayan Ordu Valisi, İlküvez'de kadını koruma kanunuyla çöp alanını koruyor. İlküvez'de bu insanlar eksi 10 derecede, kar altında beklerken devletin kendilerini görmesini istedi, yerel televizyonların görmesini istedi, görmediler. Ulusal medyaya yalvardılar "Gelin bizi çıkarın diye." Benim çağrım üzerine sadece FOX TV haber yaptı. Madem bu güzel insanların sesini devlet duymuyor, medya görmüyor, ben de onların sesini bu milletin kürsüsünden, mikrofondan sizlere dinletmek istiyorum. Aylar sonra oraya giden Valiye, köylülerin hitabını buradan dinletmek istiyorum:

(Hatibin cep telefonundan bir ses kaydı dinletmesi)

BAŞKAN - Sayın Adıgüzel, böyle bir usulümüz yok.

SALİH CORA (Trabzon) - Hiçbir şey anlaşılmıyor.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Ben halkın sesini dinletiyorum.

Değerli arkadaşlar, Güleser ana diyor ki: "Ne olursunuz, ne olursunuz dağda taşta öldük, ne olursunuz bizi bu dertten kurtarın. Cennetin kapıları size açık, Kâbe yolları size açık. Sayın Cumhurbaşkanımız sesimizi duymuyor mu, bizim bu hâlimizi görmüyor mu?"

Diğer bir kadın "Hani benim suyum, ne içeceğiz biz bu memlekette, tabut gibi donduk buralarda, sen makamında otururken hiç vicdanın sızlamadı mı?" diyor. Valinin verdiği cevap vicdanla ilgili ipuçlarını veriyor, "İyi şov öğrenmişsiniz." diyor bu kadınlara, yetmiş yaşındaki Güleser anaya.

Değerli arkadaşlarım, AKP'nin yüzde 92 oy aldığı İlküvez'de 70 yaşındaki Güleser ana "Cumhurbaşkanımız bu çilemizi görmüyor mu?" diyor. Ordu'da "Ben Cumhurbaşkanının temsilcisiyim, AKP'nin Valisiyim." diyen zat, bu analara "Şov yapıyorsunuz." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Daha ne yapıyor bu Sayın Vali? Ordu'da iş insanlarını ayrıştırıyor. Bir hastanenin kantinini Ordulu bir iş insanından alarak il dışından bir başka birine veriyor ama enteresan olan şu: Değerli arkadaşlarım, bu ihaleyi verdirdiği kişi ihale yolsuzluğundan şu anda hapiste ve bu Ordulu iş insanına da -yine biraz önceki kadını koruma kanununda kullandığı aynı hâkime- gene kadını koruma kanunu kapsamında uzaklaştırma verdiriyor.

Başka ne yapıyor bu Sayın Vali? Şehit derneklerinde medyaya poz verirken bir şehit babasının karşısında bacak bacak üstüne atıp nasihat çekiyor, ayar veriyor. O şehidin evi hâlen daha yapılmadı. Ama ona rağmen o baba -diğer oğlu da askerde- "Vatan sağ olsun." diyor. İşte bu da o, sekiz aydır yapılmayan şehit evidir, bunu da buradan takdim ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)