GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:83
Tarih:12.04.2020

TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, son günlerde kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinin bir cezaevi raporu yayımlandı. Rusya'dan sonra en çok cezaevi nüfusu olan -100 bine göre- maalesef Türkiye. Rusya'da 100 bin kişide 386 kişi, ülkemizde de 100 bin kişide 350 kişi civarında. Hâlbuki dünya ortalaması 146 kişi yani neredeyse yarısından da az. Her 100 bin kişiden 350 civarında insanımızın cezaevlerinde tutuklu veya hükümlü olduğu böyle bir ortamda bütün dünyayı da etkileyen bir salgın hastalık cezaevlerinin de kapısını çaldı. Bizler tabii, milletvekilleri olarak, toplumun öncüleri olarak herkesin yaşam hakkını savunmamız gerekirken ki yaşam hakkını savunmak bir insanın temel vazifesiyken bugün bir infaz kanunu görüşüyoruz ve ayrımcılık yaparak bir kısım insanları cezaevinde bu salgına rağmen tutmaya çalışıyoruz. Tabii, bu büyük bir adaletsizlik. Değiştirilmek istenen maddede özel infaz usulleri getiriliyor. İşin doğrusu özel infaz usullerine bir diyeceğimiz olamaz, yok ama kanunun tamamına yansıyan o adaletsiz durumdan dolayı bunu da pek kabul etmek istemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kanunu günlerdir eleştiriyoruz, Komisyonda eleştirdik, Genel Kurulda arkadaşlarımız eleştiriyor. Aslında söylenmeyen hiçbir şey kalmadı. "Vicdanları tatmin etmiyor." denildi, "İnfazda adalet sağlanmıyor." denildi, "Kanun önünde eşitlik ilkesi ihlal ediliyor." denildi, "Uzlaşı aranmadı." denildi ki uzlaşı aranmaması da işin esası iktidar partisinin uzun yıllardır uyguladığı bir taktik. Bu da işin esasında bir af kanunu, 3/5 çoğunluk gerekiyor. Kim ne derse desin Türkiye'nin saygın hukukçuları -örnek olsun- Yargıtay Onursal Başkanı, hukuk profesörü Sami Selçuk bu kanunun "Özel af" olduğunu ve Anayasa Mahkemesi tarafından da kuvvetle muhtemel iptal edileceğini söylüyor. Şimdi, işin doğrusu Sami Selçuk aslında AKP'nin 2002 ile 2007 arasındaki tarzına da uygun bir düşünce yapısına da sahip bir hocamız. "184" ve "367" kararında da hakikaten o oranların da sanal oranlar olduğunu ve Meclis Başkanının öyle oranlara Cumhurbaşkanı seçiminde uymasının doğru olmadığını filan söylediği zaman gerek Recep Tayyip Erdoğan'ın gerekse Adalet ve Kalkınma Partililerin gözde hocalarından birisiydi ama bugün "Bu af tasarısı." dediği için şu anda biraz gözden düşmüş gibi. Empati yok. Bakın, yani her şeyi siz biliyorsunuz, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi her doğruyu biliyor, her işi yapıyor da buradaki insanlar hiç mi bir şey bilmiyor arkadaşlar? Yani biz bu memleketi sevmiyor muyuz, biz bu memleketin yurtsever insanları değil miyiz? Niye bir tane öneri kabul görmedi ne komisyonlarda ne başka bir yerde? İşte "terör tanımı" diyorlar, bir türlü uzlaşılamıyor.

Bakın, sanıyorum 2015'te, bu Süleyman Şah Türbesi kaçırılıp getirildiği zaman birkaç gün öncesinde herhâlde Enver Müslim veya Salih Müslim'le -PYD midir YPG midir nedir, terör örgütü şu anda- o zaman bunlarla iş birliği yapıldığı söyleniyordu. Ahmet Davutoğlu bununla ilgili herhangi bir açıklama da yapamadı. Hatta tevil yoluyla AKP'nin sözcüleri kabul de ettiler. Bakın nerelerden nerelere gelmişiz, nerelerden nerelere gelmişiz. Şimdi onda anlaşamıyoruz.

Tutuklular; arkadaşlar, tutukluluk bir kere zaten yargılamanın esası olmayan bir husus. Masumiyet karinesi var, Anayasa hükmü var "Hiç kimse bir hükümden mahkûm edilene kadar suçlu sayılamaz." diye. Hâlbuki evleviyetle tutuklular hakkında düzenleme yapılması gerekirken tutuklular hakkında tek cümle edilmemiş yani bu kanunda adalet sağlanmıyor da. Şimdi işin doğrusu, Bizim memlekette bir kanun hükmünde kararnameyle cezaevleri yapılmasının önündeki bütün engeller kaldırıldı. Ne yatırım programında olması aranıyor ne ödeneğinin olması aranıyor, her yol açık cezaevi için. 2021'e kadar da 500 bin civarında bir cezaevi kapasitesi öngörülüyor. Ya, 2002'de AKP cezaevi popülasyonunu, nüfusunu 50 bin olarak almış, bugün 300 binleri geçmiş. 500 bin de olsa, daha da çok yapsanız, yani her yeni cezaevi başka bir cezaevini doğuruyor. Yani işin esasında burada bu cezaevlerini besleyen adaletsiz bir düzen var, bir ekonomik, sosyal düzen var. O düzeni değiştirmedikten sonra cezaevi yapmakla biz cezaevlerine yetişemeyiz, cezaevlerini boşaltmakla da yetişemeyiz. Her defasında ayrı bir infaz kanunu filan yapmak da zaten mümkün değil. İşin esasında böyle bir infaz düzenlemesinin ne gereği var o da anlaşılmaz, kimlere söz verildiği de belli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Kime söz verildi de böyle bir... Yani af kanunları filan, toplumsal çalkantılar biter, ülkeler biraz böyle huzura kavuşur, ondan sonra düzenlenir. Cumhurbaşkanının da sözleri var, devlet önce kendisine yapılan suçları affedebilir yani benim evimden bir şey çalan yahut da beni gasbeden, tecavüz eden ya da her neyse; şahıslara karşı işlenen böyle suçlarda affın da en son düşünülmesi gerekir; o da düşünülmemiş.

Arkadaşlar, bakın, geldiğimiz noktada, AKP'li yıllarda uyuşturucu kullanımı onlarca kat artmış, antidepresan kullanımı artmış, boşanma oranları artmış yani karşı karşıya olduğumuz bu tabloda iktidar eliyle yaratılmış büyük bir çöküntü içerisindeyiz. Bunun da en önemli sebebi, bu adaletsiz ve zalim düzendir. Bu yasa teklifiyle de bu adaletsiz, zalim düzeni değiştirme ihtimalimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar)