| Konu: | İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 12 |
| Tarih: | 04.11.2020 |
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Oktay bütçe sunuşunda "Yapısal değişikliğe uğrayan küresel tedarik zincirinde ülkemizin uluslararası rekabetçiliğinin artırılmasını hedefliyoruz." demişti arkadaşlar. İktidarın salgına fırsat yaratmak için anlayışı bu yani emeğin ucuzlatılarak rekabetin artırılmasını hedefliyor iktidar. Daha 2011'de Zafer Çağlayan "Gelecekte Türkiye, Avrupa'nın Çin'i olacak." demişti. Şimdi bunun için fırsat doğdu, artık büyük tekeller işçimizi daha ucuza sömürebilir, gerekli çevre ve sağlık şartlarından muaf olabilir, kamusal kaynaklarımızı daha rahatça sömürebilir. Şu çok net arkadaşlar: Ülkemize sermaye çekecek ucuz emek gücünden, kamusal kaynaklardan başka hiçbir şeyimiz kalmadı çünkü bırakmadılar.
Değerli milletvekilleri, bir yanda salgın, bir yanda deprem, bir yanda paramız pul oldu, alım gücümüz kalmadı. İyi de Meclisin gündeminde ne var? Meclisin gündeminde hak gaspları var; 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin kıdem tazminatlarını ve emeklilik haklarını yok etmeyi hedefleyen yasa teklifi var. AKP için, işçi hakları söz konusu olduğunda bu tutum ne ilktir ne de son olacaktır.
Şöyle bir bakalım: Adını "Ekonomik İstikrar Kalkanı" koydukları ilk paketin sloganı "Çarklar dönecek, salgın fırsata çevrilecek." idi. Patronlar için başta İşsizlik Sigortası Fonu olmak üzere tüm kanallardan musluklar açıldı, işçilerden ise kredi kartı borçları tıkır tıkır tahsil edildi, ödeyemeyenlerin faizi işledi, borcu katlandı. Şirketlere gelen icra iflas işlemleri durduruldu, emekçiler ise her ay zamlı doğal gaz, elektrik ve su faturalarını ödemeyi sürdürdü. Şirket alacaklarının devlet desteği güçlendirildi, işçiler ise ay başında ev sahibinden nasıl kaçacağını düşündü. Döviz kuru artıp kârları katlanan ihracatçı patronlar için bir de ihracat teşvikleri düzenlendi, emekçilerin ise pahalılaşan mal ve hizmetler karşısındaki ücretleri eridi, alım güçleri azaldı. Asgari ücret salgın döneminde 1 kuruş dahi yükselmedi. Sendikal faaliyetler durduruldu -bu, 12 Eylül sonrası bir ilktir- yetki alınamadı, toplu sözleşme yapılamadı, greve çıkılamadı. "İşten çıkarma yasağı" diye tek taraflı ücretsiz izin uygulandı. Bu sayede patronlar işçileri dilediği gibi işten uzaklaştırdı, ücret ödemedi, tazminat vermedi. İzne yollanan işçi ise günde 39 lira ödenekle geçinmeye mecbur edildi. Sokağa çıkma yasağı geldi, işçiler istisna tutuldu. Şehirler arası seyahat sınırlaması oldu, işçi servisleri kapsamdan çıkarıldı. Hastaneler ve iş yerleri salgının merkezleri hâline geldi. Buralarda onlarca sağlık emekçisi çalışırken yaşamını yitirdi, binlercesi virüse yakalandı. SGK ise hastalığı iş kazası ve meslek hastalığı kapsamından çıkaran genelge yayımladı. İddia ediyoruz, mart ayından bugüne salgın yönetiminin emekçi halkı kollayan tek bir uygulamasını bulamazsınız, bulamazsınız, bulamazsınız arkadaşlar.
Değerli milletvekilleri, teklif diyor ki: "Salgının yarattığı yükün sosyal devlet ilkesi gereğince paylaşılmasını hedefliyoruz." Bakıyoruz, işçileri koruyucu bir tane bile düzenleme yok. Örneğin, işçiler için gelir vergisi indirimi yok, salgından etkilenenlere dönük nakit transferi yok. Dahası, kaçak işçi çalıştırmış olanlar kaçak işçi çalıştırdığını kabul ettiğinde günlük 44 lira destek verilerek ödüllendiriliyor. Kaçak işçi çalıştırıp devleti aldatanların ve teşviklerden yararlananların aldıkları teşvikler usulsüz olduğu için geri istenmiyor, idari işlem yapılmıyor. Buna karşın, kaçak çalıştırılmış olan işçinin kaçak çalıştırıldığı dönemdeki sigorta primlerinin yatırılmasının yolu kapatılıyor. Yapılmak istenen düzenlemenin amacı, istihdamı sadece kağıt üzerinde artmış gibi göstermektir.
Sermaye için bol kepçe teşvikler dışında, yasa teklifinde emekçilerin kıdem tazminatına yönelik 2 saldırı maddesi var arkadaşlar. Bunlardan ilki, kısmi süreli çalışmaya teşvik maddesidir. Kısmi süreli çalışmayı kabul eden işçiye ödediği gelir vergisinde yüzde 10 vergi indirimi verilerek işçiler kısmi süreli çalışmaya teşvik ediliyor yani zorlanıyor. Kısmi süreli çalışmayı kabul eden mevcut çalışanın çalışmadığı gün sayısı kadar kısmi zamanlı yeni bir çalışan istihdam ediliyor yani işçiye "Ekmeğini küçült, yeter ki istihdam artmış görünsün." denilmek isteniyor.
Değerli milletvekilleri, on yıllık bir işçi ya da emekliliği gelmiş bir işçi kısmi süreli çalışmayı kabul ettiğinde, bu süreçte iş sözleşmesinin haklı feshi durumunda alacağı tazminat son ücret üzerinden hesaplanacağı için kıdem tazminatı yarıya düşecektir. Bu bir tuzaktır, bu bir hak gaspıdır. Sırf teşvikten yararlanmak için işin ve ücretin bölünmesi geri dönülmez sorunlar yaratacaktır.
Değerli milletvekilleri, kıdem tazminatına yönelik ikinci saldırı ise şudur: Artık 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler için belirli süreli iş sözleşmeleri koşulsuz olarak yapılabilecektir. Bu düzenleme, bu yaş grubundakilere kıdem hakkı kapısını kapatmak demektir. Her şeyden önce, bu değişiklik, gençlere ve yaşlılara yönelik ayrımcılıktır. Böylece, yaşa dayalı ikinci sınıf işçilik yaratılmaktadır. Bu açıdan, bu düzenleme, Anayasa'nın en başta eşitlik ilkesinin ihlali demektir. Bu değişiklik, kıdem tazminatı ve iş güvencesi haklarına darbedir. Kıdem kale ise bu yasa Truva atıdır. Bu düzenleme, yeni bir taşeron işçilik faciası yaratacak ve güvencesizliği derinleştirecektir. Neden mi? Belirli süreli sözleşmeyle çalıştırılan işçiler kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamazlar, işe iade davası açamazlar. Bu teklif, milyonlarca genç çalışanı, işsizi ve emekliliği yaklaşan milyonlarca işçiyi etkileyecektir. Bu teklif, en çok da emeklilikte yaşa takılanları etkileyecektir.
Değerli milletvekilleri, 25 yaş altındaki gençlerin ayda on günden az çalıştırılmaları hâlinde, işverene bu işçiler için yaşlılık ve ölüm sigorta primi ödeme zorunluluğu kaldırılıyor. Bu ne demektir? Sigorta başlangıcı 25 yaşa çekilecek demektir. Örneğin, 25 yaşın altındaki bir işçi, diyelim ki aynı ay içinde 3 farklı işverenin yanında ayda on günün altında çalışıyor olsun. Yaşlılık ve ölüm sigorta primi ödeme zorunluluğu kalktığı için, bu süreler bu işçinin emekliliğine sayılmayacaktır. Yani emeklilik hakkı ötelenmiş bir çalışma ilişkisi üretilmektedir. Bu çalışma ilişkisi, yoksul, çalışmaktan başka çaresi olmayan genç işsizlerin durumunu daha da kötüye götürecektir. Bu düzenlemeler, hukuka aykırı şekilde, pandemiyle katmerlenen ekonomik krizde patronları korumak adına işçileri kurban etmektedir.
Değerli milletvekilleri, kısmi zamanlı çalışma ve diğer esnek çalışma biçimleri, örgütlenmenin önünde de bir engeldir. İşçilerin aynı iş yerinde uzun süre çalışabilmesinin önüne geçilerek hukuken ve fiilen her türlü örgütlenmenin önüne geçiliyor. Ayrıca, bu düzenleme, toplu iş hukukundan tam anlamıyla faydalanabilecek işçi sayısının da her gün düşmesine neden olacaktır. İktidarın getirdiği bu yasalarla eve ekmek götürmenin bedeli daha da ağırlaşacaktır. Daha düşük paraya daha yoğun ve güvencesiz çalışmak zorunda kalan işçiler sadece yoksullaşmayacak, karınlarını doyurmak uğruna iş cinayetlerinde daha çok ölecektir. Unutmayalım ki emeğin askıya çıktığı yerde ekmek de askıya çıkar.
Ey iktidar edenler, işçi sınıfını muhtaç etmek istiyorsunuz, olmayacaklar! Köle yapmak istiyorsunuz, olmayacaklar! Haklarını almak istiyorsunuz, vermeyecekler! (CHP sıralarından alkışlar) İşçiyi hor gören adaletiniz batsın, düzeniniz batsın! Emek bizim, hak bizim; zor, zorbalık hep sizin! Alanlar, meydanlar bizim; bozulacak hesaplar sizin! (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Bu da işçinin size mesajıdır. İşçinin geleceğiyle oynamayın, bu yasa teklifini derhâl geri çekin.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)