| Konu: | 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 15.12.2020 |
CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken Amerika Birleşik Devletleri'nin dün açıkladığı ülkemize yaptırım kararını derin bir endişeyle karşıladığımızı ve şiddetle kınadığımızı belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu karar, NATO ittifakının savunma kapasitesini zayıflatacak bir karardır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sorunun aşılmasında gösterilecek her çabanın yanında olacağız.
Değerli milletvekilleri, son iki buçuk yıldır ekonomik, siyasal ve toplumsal hayatımız iç içe geçmiş üç krizle sarsılıyor: Ülke yönetimini felç eden devlet krizi, mutfaktaki tencereyi boşaltan ekonomik kriz ve hepimizi canımızla cüzdanımız arasına sıkıştıran Covid-19 krizi. Tüm bunların sonucunda da ülkemiz derin bir buhran yaşıyor.
Saygıdeğer milletvekilleri, bugün, hepimizin vicdanlarının merkezi olan milletimiz hiç olmadığı kadar ızrar hâlinde. Esnaflarımız perişan, kapanan dükkânının çatısında "Bari bize ekmek verin." diye feryat ediyor. Tarlasını, traktörünü, ahırdaki ineğini icraya kaptıran çiftçi kara kara düşünüyor. İşsiz görünmesin diye zorunlu izne çıkarılan yüz binlerce çalışanımız günde 39 liraya talim ediyor, işini kaybeden yüz binlerce sigortasız emekçimiz ise o 39 lirayı dahi bulamıyor. Ülkemizin geleceği gençlerimiz ümitsiz, "Karın tokluğuna, yol parasına çalışırım." diyor. Çöp konteynerlerinden karnını doyuran vatandaşlarımızın görüntüleri hepimizin herhâlde yüreklerini parçalıyor. Milletimiz yokluktan cinnet geçiriyor, eline yazdığı "iş-aş" mesajıyla, ülkeyi yönetenlere canıyla ihtarname çekiyor; aynı gün, bir havuz müteahhidi 47 milyon dolara Fransız jeti alıyor.
Salgında her gün binlerce yurttaşımız hastalanıyor, yüzlerce yurttaşımız hayatını kaybediyor ama ülkeyi yönetenler hasta ve vefat sayılarını milletimizden gizleyerek salgınla mücadele ettiklerini sanıyorlar. Gerçeği öğrenemeyen yurttaşlarımız da salgını hafife alıyor; salgın büyüyor, bu sefer, suçlu, vatandaşlarımız oluyor. Milletimizin feryadı 1.150 odalı sarayın duvarlarını bir türlü aşamıyor.
Milletimizin yazgısına, dertlerine, sorunlarına sahip çıkacak yegâne çatıya, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun her bir saygın üyesine bu durumda önemli görevler düşüyor. "O parti, bu parti" demeden, Gazi Meclisimizin üyeleri olarak, emanetini aldığımız milletimizin sesine ses, derdine derman olmak, bunun için çalışmak zorundayız. Bugün varlık sebebini unutmuş Hükûmete, şahsını devlet sanma gafletine düşenlere gerçek yerlerini ve asli vazifelerini hatırlatmak zorundayız.
Hükûmet edenlerin varlık sebebi ve asli görevi nedir? Milletin canının ve malının güvenliğini, huzur ve refahını sağlamaktır. Bugün ülkemizde herkes canından, malından emin mi? Memlekette huzur ve refah kaldı mı? Ben vicdanlı kalplerin cevabını duyar gibiyim. Peki, bu duruma nasıl düştük? Bunu serinkanlılıkla bu çatı altında tartışmak zorundayız. Yaşadığımız devlet krizinin nedeni ne? İki buçuk yıl önce hayata geçen, devlette denge ve denetimi yok eden, yetkileri tek elde toplayan, istişareyi bitiren, tek adamın iki dudağına bakan bu vesayet düzeniyle ülkemiz oradan oraya savruluyor.
İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifadesiyle, Cumhurbaşkanlığı, büyük bir ulusun erdemini, yönünü, uygun niteliklerini belirleyen makamın adıdır. O nedenle de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturanlar, çok partili yaşamın emekleme dönemleri de dâhil, tarafsız olmaya her zaman özen göstermişlerdir. Anayasa'mızda Anayasa'nın uygulanması, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin görevi Cumhurbaşkanına verilmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamı, anayasal ve siyasal sistemimizde devletin sigortası olarak vurgulanmıştır. Cumhurbaşkanı işte bu nedenle bu kürsüde tarafsızlık yemini etmiştir. Ancak Cumhurbaşkanı bu tarafsızlık yeminine rağmen parti genel başkanı koltuğuna oturunca bu makam işlevsiz kalmıştır, devletin sigortası yanmıştır. Daha etkili, daha hızlı, daha istikrarlı olacağı söylenen tek adam vesayet düzeni, devlet yönetimimizde büyük bir kaos ve kargaşaya yol açmıştır. 9 Temmuz 2018'de hayata geçen bu sistemde Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerini Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK PARTİ Genel Başkanı atamaktadır, yargı bağımsızlığı raftadır. Bu HSK'nin atadığı alt mahkemenin hâkimleri ise bir milletvekili arkadaşımızın dokunulmazlığını umursamadan kendisini mahkûm etmiştir. Bu, aslında Meclisimizin hukukunu tanımamaktır. Anayasa Mahkemesi bu mahkemeye "Milletvekilinin hakkını ihlal ettin, bu kararı düzelt." demiştir ama alt mahkeme Anayasa Mahkemesinin bu kararına uymamıştır, dinlememiştir; Anayasa'yı ihlal etmiştir. Peki, Anayasa'nın uygulanmasını teminle görevli Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK PARTİ Genel Başkanı ne yapmıştır? Hiçbir şey; bu, bir devlet krizidir.
Cumhurbaşkanının atadığı İçişleri Bakanı devletin yerleşik teamüllerini hiçe sayıp Twitter üzerinden istifasını vermiştir. Tek taraflı bir irade olan istifa bile AK PARTİ Genel Başkanının vesayeti altına alınmıştır ve istifasına izin verilmemiştir. Devleti gayriciddilik virüsü sarmıştır. Bu defa atama Hazine ve Maliye Bakanı Instagram'dan istifa etmiştir, Türkiye bir ekonomik buhran yaşarken istifa geçerli mi değil mi, devletin hazinesinin, maliyesinin başında birileri var mı yok mu anlamak için tam yirmi yedi saat millet beklemiştir. Devletin kurumları arasında uyumu sağlamakla görevli Cumhurbaşkanı artık kendi Kabinesinde bile uyum sağlamakta zorlanmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, bir devlet krizi değil midir?
Bir başka örnek, "Hızlı karar alacağız." diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkisine yürütme organı ortak edilmiştir. Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen uygulamaya geçmesiyle tam tamına 68 tane Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır ama bunun 40 tanesi önceki kararnamelerde değişiklik yapan kararnamelerdir yani çıkarılan her 10 kararnameden 6'sı daha önce çıkarılmış olan kararnameleri düzeltmiştir. Bu, devlet krizi değil midir?
Devleti şirket gibi yönetmek için devletteki kariyer kurumları birer birer kapatılmıştır. Oysa devletler, kurumlarıyla var olur. Nitelikli kurumlara sahip devletler etkili, verimli ve iyi çalışır. Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet Personel Başkanlığı, Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu gibi pek çok köklü kurum artık yoktur ama Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK PARTİ Genel Başkanı dara düşünce, kapattığı bu kurumların yetiştirdiği bakanları iş başına getirmek zorunda kalmıştır. Bu, devlet krizi değil midir?
Yine, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası gibi bağımsız bir kurumda iki yılda 2 başkan değişmiştir; birincisi "söz dinlemiyor" diye, ikincisi de "söz dinliyor" diye. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kasasındaki 128 milyar dolar bu arada buharlaşıp gitmiştir. Bu paralar nereye gitmiştir, bu paralar kimlere gitmiştir, bu para nasıl geri yerine konacaktır? Meclisimiz kaybolan bu dövizlerin hesabını sorabiliyor mu? Hayır. Bu, bir devlet krizi değil mi?
Ana Muhalefet Partisi Liderini, sarayın küçük ortağının delaletiyle serbest bırakılan bir mafya bozuntusu tehdit ediyor. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan AK PARTİ Genel Başkanının etrafında sinek uçsa dava açan savcılar havaya bakıp ıslık çalıyor. Davayı biz açıyoruz, üstünden haftalar geçiyor ama bu zatın hâlâ daha ifadesi alınamıyor. Bu, devlet krizi değil mi? (CHP sıralarından alkışlar)
Bütçe görüşmelerinde Genel Kurula bütçeyi anlatmak, milletin vekillerine bilgi vermek ve gerekirse de hesap vermek için gelen sarayın atadığı memur bakanlar, milletvekillerine bu kürsüden fırça atmaya cüret edebiliyorlar. Bu, yıllarca karşı çıktığınız, atanmışın seçilmiş üzerindeki vesayetinin daniskası değil mi? (CHP sıralarından alkışlar) Bunlar, devlet krizi değil mi? Buna, bunlara benzer, daha onlarca örnek verebilirim. Zaten, yaşadıklarımızın sonucunu görmek için de âlim olmaya gerek yok.
Tek adam vesayet rejiminin düğmesine basılan 2014 yılından bu yana uluslararası karşılaştırmalarda baş aşağı gidiyorduk, tek adam parti devleti rejimine fiilen başladıktan sonra ise kötü gidiş çok daha belirginleşti. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 2017'de 101'inci sıradaydık, 2020'de 6 basamak birden düştük, 107'nci sıraya indik. Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 2017'de 81'inci sıradaydık, daha yenisi çıkmadı ama 2019'da, sadece bir yılda, 10 basamak birden düşerek 91'inci sıraya geldik. İnsani Özgürlük Endeksi'nde 2017'de 84'üncü sıradaydık, 2019'da 38 basamak birden kötüleşerek 122'nci sıraya düştük. Dünya Mutluluk Endeksi'nde 2017'de 69'uncu sıradaydık, 2020'de 24 basamak birden düşerek 93'üncü sıraya geldik. Şimdi, bu küresel karşılaştırmalara itiraz etmek mümkün mü? Bunları görmezden gelmek mümkün mü?
Şu açık: Tek adam parti devleti rejimi bizi, diğer ülkelerin gerisine düşürüyor. Bugün, yabancı sermaye bu ülkeye gelmekten imtina ediyorsa gelecek olan yatırımcılar, yatırım kararlarını iptal ediyorsa nedeni işte bu verilerde ve bu verilerin müsebbibinde aranmalıdır. Uluslararası yatırımlar gelmiyorsa bunun sebebi hukuk devletini ve demokrasiyi hızla yıpratan, piyasa ekonomisi yerine kumanda ekonomisini uygulayan tek adam parti devleti rejimidir. (CHP sıralarından alkışlar)
Saygıdeğer milletvekilleri, bugün, sadece bir devlet krizi yaşamıyoruz, devlet kriziyle iç içe geçmiş derin bir ekonomik krizi de yaşıyoruz. Ekonomiyi dış kaynak ve borçla şişirme stratejisi 2007'de uyarı sinyalleri vermeye başlamıştı, büyüme modelindeki tıkanma 2013 yılından itibaren çok daha görünür hâle geldi ve 2018'den beri ülke ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Bu yıl buna bir de salgın eklendi. 2018'de tek adam vesayet rejimi hayata geçtiğinde millî gelirimiz 892 milyar dolardı, bu yılın üçüncü çeyreği itibarıyla millî gelirimiz 736 milyar dolara düştü. Yani, bir başka ifadeyle, bu yeni sistem, bu ucube tek adam parti devleti rejimi milletin cebinden şimdilik 156 milyar dolar alıp götürdü. Uluslararası kuruluşlar Türkiye'nin gelecek yıl ilk 20 büyük ekonomi liginden düşeceğini tahmin ediyorlar. İktidarı aldıklarında kriz vardı ama ilk 20 ekonomi içindeydik, şimdi, önümüzdeki yıl ilk 20'den düşeceğiz. Peki, yerimize kim gelecek? 20'nci sırayı 24 milyon nüfuslu Tayvan'a bırakacağız.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Yazıklar olsun.
FAİK ÖZTRAK (Devamla) - Bu vesayetçi parti devleti rejimiyle ülkemizin ekonomik dinamizmi de bitmiştir. Türkiye ekonomisinin 1923-2017 arasında yüzde 4,9 olan büyüme hızı 2018-2020 döneminde ortalama yüzde 1,4'e düşmüştür. Hani, yeni yönetim Türkiye'yi uçuracaktı? Maalesef, yeni sistemle uçan, borçlarımız ve döviz kurları oldu, Türk parası pul oldu. Kamunun borç stoku 2018 Haziranında 967 milyar liraydı yani devletin borcu 967 milyar liraydı tek adam parti devleti rejimi fiilen hayata geçtiğinde, bugün 1 trilyon 935 milyar lira. E, yirmi sekiz ayda kamu borcu yüzde yüz arttı, bu görülmüş bir şey değil. Neye rağmen? Hini hacette kullanılacak Merkez Bankasının yedek akçelerinin silinip süpürülmesine rağmen, 128 milyar döviz rezervinin bir yılda kullanılmasına rağmen.
Şimdi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kasası tam takır. 2018 Temmuzunda swaplar hariç net döviz rezervlerimiz 31 milyar dolardı, bugün Merkez Bankası kasası 47 milyar dolar eksi bakiye veriyor. Atalarımızın dediği gibi "Arpacıya borç eden, ahırını tez satar." Bugün krizde devletin ve milletin malı mülkü el değiştiriyorsa, sebebi buralarda aranmalıdır. Bir ekonomi yönetiminin başarısı çalışmak isteyen yurttaşlarına ne kadar iş verebildiğiyle, ne kadar istihdam yaratabildiğiyle ölçülür. Bıraktık yeni iş ve istihdamı, son yirmi sekiz ayda iş güç sahibi 1 milyon 642 bin yurttaşımız işini kaybetmiş, mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlarla gerçek işsiz sayımız 10 milyon 249 bin kişiye ulaşmış. Milletin aşını, işini arttıramayan bir hükûmet sistemine başarılı diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz.
Değerli milletvekilleri, ortada bir hakikat var: Ne bu sistem Türkiye'yi taşıyabiliyor ne de Türkiye bu sistemi. Bu sistem revize, restore veya rehabilite edilemez. Yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin tek elde toplandığı bir sistemde hürriyet de olmaz, özgürlükler de olmaz. Montesquieu'nün iki yüz yetmiş iki yıl önce söylediği gibi "Müstebit olmak isteyen yöneticiler bütün idare otoritesini kendi kişiliklerinde birleştirmekle işe başlarlar." İki yılı aşan tecrübemiz, yanlıştan ne kadar hızlı dönersek millet için o kadar iyi olacağını gösteriyor. Hem devlet krizini hem ekonomik krizi aşmak için atılacak ilk adım bellidir; o da yasama, yürütme ve yargının birbirini dengeleyip denetleyebildiği, güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimi bu ülkeye getirmektir. Biz bunu başaracağız, cumhuriyetimizi gerçek demokrasiyle taçlandıracağız.
Sözlerimi bitirmeden önce, dün açıklanan esnafa destek paketine de kısaca değinmek istiyorum. Dün, 1 milyar 239 bin esnafımıza üç ay boyunca toplam 5 milyar destek verileceğini açıkladı saray ve bunun çok büyük bir destek olduğu izlenimi verildi.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakın, bu yılın ilk on bir ayında sadece havuz müteahhitlerine 12,8 milyar Türk lirası ödenmiş. Ne karşılığında? Geçmediğimiz köprüler, uçmadığımız havaalanları, geçmediğimiz tüneller karşılığında. 12,8 milyar nerede -5 müteahhide bunu ödüyorsunuz- 1 milyon 239 bin esnafa ödenen 5 milyar nerede? Gerçekten, bu tek adam parti devleti rejiminde sarayda oturanlar milletin sesini duymuyor, milletin derdini görmüyor, milletin sıkıntısını anlamıyor.
Bu düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, 2021 yılı bütçesinin ve yeni gelen yılın ülkemize ve milletimize hayır ve esenlikler getirmesini diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)