GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, Pençe Kartal-2 Harekâtına ve Gara bölgesinde 13 vatandaşın terör örgütünce şehit edilmesine ilişkin Hükûmet adına gündem dışı açıklamaları nedeniyle CHP Grubu adına konuşması
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:16.02.2021

CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, önceki gün Gara'da, elinde silah olmayan, çatışmaya girmeyen 13 askerimizi, polisimizi şehit eden PKK terör örgütünü lanetliyorum. Operasyonda şehit olan asker ve polislerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, ben 2015 yılında milletvekili oldum. Anadolu'nun yoksul bir köyünden çıkan ve Peygamber ocağı Türk Silahlı Kuvvetlerine giren, yirmi beş yıl sırmalı ay yıldızı kolunda taşıyan bir babanın evladıyım. Babama ve onun silah arkadaşlarına duyduğum minnet ve vefa duygusuyla milletvekili seçildiğim günden bugüne Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet mensuplarının sorunlarını bu Parlamentonun gündemine getirmiş bir kardeşinizim; benimle beraber Genel Kurulda çalışan her siyasi partiden arkadaşım da bu hassasiyetimi bilir. PKK tarafından kaçırılan ve al bayrağa sarılı olarak defnettiğimiz şehit askerlerimizle, polislerimizle ilgili konuyu da aynı hassasiyetle Meclis gündemine getirdim. Bir jandarma komando astsubay beni telefonla aradı "Vekilim, bir astsubay kardeşimiz, Semih Özbey PKK tarafından kaçırıldı. Konuyla ilgilenir misiniz?" dedi. Konuyla ilgilenmeye başlayınca başkalarının da olduğunu gördüm, Genel Başkanımızla paylaştım. Sayın Genel Başkanımız dedi ki: "Kamuoyunu bilgilendirin, konunun takipçisi olun." İlk soru önergemi PKK ve IŞİD'in kaçırdığı tüm asker ve polislerimiz için Aralık 2016'da dönemin Başbakanı Binali Yıldırım'a verdim. Yanıt geldi mi arkadaşlar? Yanıt gelmedi. Vazgeçmedik, vazgeçersek unutulurlar dedik. Tekrar Temmuz 2017'de yine Binali Yıldırım'a sordum: "Terör örgütlerince kaçırılan asker ve polislerimizin kurtarılması için ne yapıyorsunuz?" diye. Cevap alabildik mi? Yine cevap alamadık. Eylül 2017'de bu defa Süleyman Soylu ve dönemin Savunma Bakanı Nurettin Canikli'ye "Kaçırılan asker ve polislerimiz için ne yapıyorsunuz? Ailelerin yardım çağrılarına neden sessizsiniz?" diye sordum; ne Soylu ne de Canikli cevap verdi. Ekim 2017'de aileler bizimle irtibat kuruyordu, arıyordu; konuşuyorduk; telefonlaşıyorduk ve Veli Ağbaba'yla beraber Mecliste ailelerle birlikte basın toplantısı düzenledik; o gün o ailelerin söyledikleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Şehit Müslüm Altıntaş'ın annesi şöyle demişti: "Cumhurbaşkanına ve Başbakana sesleniyorum, artık sesimizi duysunlar; dünyaya sesleniyorum içimizdeki yangını duysunlar; dağdakilere sesleniyorum, onların da anaları babaları vardır, bizi anlasınlar; evlatlarımızı bıraksınlar." Songül ana sesini duyurabildi mi? Hayır, sesini duyan olmadı.

Şehit Astsubay Semih Özbey'in babası Gürsel Özbey -aradım ulaşamadım başsağlığı dilemek için Gürsel ağabeyi- "Bize hep sabır dediler artık sabredemiyoruz; ya kendimizi yakacağız ya da çocuklarımız için bu devlet bir adım atmalı." dedi. Adım atan oldu mu? Olmadı.

Biz dünyanın en zor mesleğini yapan, ailelerini, koklamaya doyamadıkları eşlerini, yavuklularını, minicik dünya tatlısı bebeklerini, evlatlarını arkalarında bırakarak bir emirle vatan için gülerek ölüme giden; yalçın dağlarda, ıssız yerlerde, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde, azgın denizlerde görev yapan; bizim çocuklarımız rahat uyuyabilsinler diye kendi çocuklarının babasız kalmasını göze alan bu evlatlarımız için sormaya devam ettik arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Şubat 2018'de Binali Yıldırım'a tekrar sordum, yine yanıt alamadım. Ekim 2018'de bu defa Hulusi Akar'a sordum, ilk defa yanıt geldi sekiz ay sonra; okuyayım yanıtı size: "Terör örgütleriyle mücadeleye yönelik keşif, gözetleme ve operasyonel faaliyetler azim ve kararlılıkla devam etmektedir." Yani sorduğumuz sorunun yine cevabını alamadık. Son olarak 9 Şubatta, operasyon başlamadan bir gün önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'a soru önergesi verdim, beş gün sonra acı haberi aldım, tüm askerlerimiz, polislerimiz mağarada şehit edilmişti.

Tam altı yıl; gecesi, gündüzü, sabahı, akşamı, kışı, baharı, yazı tam altı yıl bu çocuklar sağdı. Mektup yazdılar; Semih, o mektupta diyordu ki: "Aileme: Bu mektubun size ulaştırılıp ulaştırılmayacağını bilmeden size yazıyorum. Bütün aile üyelerim, umarım iyisinizdir. Beni soracak olursanız, iyi olmaya çalışıp, kavuşacağımız gün için sabrediyorum. Ben buradayım; sağım, ölmedim, yaşıyorum demek için yazıyorum, sesimizi artık birileri duysun diye yazıyorum." Biz senin sesini duyduk şehidim ama duyuramadık.

Değerli arkadaşlar, tüm dünyada bu tip olaylar olur, bu tip kaçırmalar, alıkoymalar olur; biz bunları yaşadık, çeşitli örneklerini de gördük.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Kaçıranlara bir hesap sorsanıza ya! Kaçıranlara bir hesap sorun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Daha ne diyecek?

MURAT BAKAN (Devamla) - 2006'da Amerika Birleşik Devletleri'nin 2 askeri Irak'ta kaçırıldı. Amerika Birleşik Devletleri 8 bin askerle, Hava Kuvvetleriyle operasyon yaptı; hiç beklemeden.

2007'de Basra Körfezi'nde 15 İngiliz askerini İran askerleri alıkoydu; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini toplantıya çağırdı İngiltere ve Avrupa ülkeleri; 15 İngiliz askeri için ve dönemin Hükûmeti, bizim Hükûmetimiz, önce kadın askerler serbest bırakılsın diye devreye girdi.

2014'te İsrail'in 1 askerini Hamas kaçırdı. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kerry, o askerin serbest bırakılması için bizimle ve Katar'la irtibata geçti; Hamas'ı arayalım, İsrail'in askeri bırakılsın diye.

Bu ve benzer olayları biz dünya kamuoyunda duyuyoruz, takip ediyoruz. Her ülke kendi askerini, polisini korumak için elinden geleni yapıyor, tüm olanaklarını seferber ediyor ancak şunu da belirteyim: O asker, o polis sade bir yurttaş değil, bir devletin onurudur değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bilhassa İsrail'in bu konudaki hassasiyeti malumunuzdur, 1 İsrail askeri için çok çaba sarf ediyorlar. Ben kendi kendime şöyle düşünüyorum: "Holokost"ta milyonlarca Musevi katledildi. Bizim için 1 can çok değerlidir diye düşünüyor olabilirler, çok çaba sarf ediyorlar.

Peki, biz Osmanlı-Rus Harbi'nden başlayarak Balkan Harbi'nde, Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'de, Hicaz'da, Yemen'de, Sina çöllerinde vatan evlatlarımızı kaybetmedik mi? Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'de vatan evlatlarımızı kaybetmedik mi? Kurtuluş Savaşı'nda; Sakarya'da, Dumlupınar'da, Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde evlatlarımızı kaybetmedik mi? Analar evlatsız, evlatlar babasız kalmadı mı değerli arkadaşlar? Bizim askerimiz, bizim Mehmetçik'imiz İsrail'in askerinden, İngiliz'in askerinden, Amerika'nın askerinden daha mı az değerli? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Beş yıldır, altı yıldır neyi beklediniz? Beş yıldır, altı yıldır diller lal, kulaklar sağır, gözler kör. Dünya, kendi askerini kurtarmak için her türlü operasyonu, diplomasiyi, her türlü yolu kullanırken iktidar, 23 Haziran İstanbul seçimleri için terör örgütü reisi Abdullah Öcalan'dan mektup getirdi, mektup! Madem böyle olanaklarınız vardı, niye bizim askerimiz için -istihbarat bunun için var- bu 13 askerimiz için, şehidimiz için bu olanakları kullanmadınız? Niye bunu gelip burada anlatmıyorsunuz?

Yine, Sayın Hulusi Akar'ın dediği gibi, eğer 13 asker ve polisimizle ilgili devletin elinde istihbarat varsa -böyle bir açıklama yaptı- öyle anlaşılıyor -Türk Silahlı Kuvvetlerinin elinde nokta operasyonlar için çok özel birlikler var; Özel Kuvvetlerin MAK taburu var mesela, Jandarmanın İçişleri Bakanlığına bağlandığı JÖAK'ı var, SAT komandaları var Deniz Kuvvetlerinin- yani dünyaya ilan eder gibi "Sürprizim var." diyecek Cumhurbaşkanı, davulla zurnayla operasyona gideceksin; böyle bir şey olur mu? Dünyada var mı? Sessiz sedasız olur böyle operasyonlar.

Değerli arkadaşlar, bu başarısızlığın hesabını bu millete vermek zorundasınız, vermek zorundasınız, vermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi soruyorum: Başarısız olduğunu Cumhurbaşkanının kürsüden ilan ettiği bu operasyonun sorumluluğunu kim alacak, bu çocukların hesabını kim verecek? Sayın Soylu, Sayın Akar, size soruyorum. Altı yıldır çocuğunun yolunu gözleyen, bayram yapmayan, düğüne gitmeyen, yüzü gülmeyen -şehit haberini almış- gözlerinde yaş, konuşamayan şehit anasını AK PARTİ kongresine canlı bağladınız; ağlamaktan konuşamıyor. Yani empati yoksunu "şahsım" verecek o zaman bunun hesabını değerli arkadaşlar. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu başarısızlığın hesabını bu millete vermek zorundasınız. Bırakın aya gitmeyi, galaksiler arası yolculuk yapsanız arkadaşlar bu utançtan, bu ayıptan kurtulamayacaksınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)