| Konu: | PKK terör örgütüyle girilen çatışmada şehit olan Piyade Uzman Onbaşı Furkan Umut'un ailesine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak başsağlığı dilediklerine, terör örgütüyle etkin bir mücadele edileceğine ama bunu yaparken temel hak ve özgürlüklerin ve insan haklarının korunmasının da terör örgütünün amacına ulaşmasını engelleyecek en büyük bariyer olduğuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İnsan Hakları Eylem Planı'nı açıklarken bile temel hak ve özgürlüklerine âdeta saldırıda bulunduğuna, 83 milyonun Cumhuriyet Halk Partisinin sesini duymasını önlemek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisinin grup toplantısının yapılacağı saate İnsan Hakları Eylem Planı açıklama toplantısı koyduğuna, aşı konusunda ilk 5 ülkeden biri olunduğunun açıklandığına, doğruysa memnun olacaklarına, Filistin'in Covid-19 aşısına ulaşması için Türkiye'nin elinden geleni yapması gerektiğine, aylardır devletteki çürümeye dikkat çektiğine, S-400'lerle ilgili olarak Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın mı yoksa Cumhurba |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 53 |
| Tarih: | 02.03.2021 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Gün geçmiyor ki içimize bir ateş düşmesin, bir şehit haberi almayalım. Piyade Uzman Onbaşımız Furkan Umut kardeşimizi PKK terör örgütüyle girilen bir çatışmada kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrendik. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak başta kederli ailesine, aziz milletimize başsağlığı ve sabır diliyoruz, Allah'ım mekânını cennet etsin.
Ama ben belki bu Genel Kurulda, bu Mecliste -abartmıyorum- 500 defa söylemişimdir; Meclis, taziye çadırı değildir, Meclisin görevi taziye dilemekten ibaret değildir. Ana kuzularının, vatan evlatlarının hayatlarını yitirmeleri, yaşamlarını yitirmeleri, terör örgütleriyle bir çatışma içinde bile olsa, Meclisin el atması gereken bir durumdur. Hiç şüphesiz, terör örgütüyle katı, kesin, etkin bir mücadele edilecektir ama bunu yaparken kimi tedbirler, başta hukuk devleti normlarının, hukuk normlarının titizlikle uygulanması olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ve insan haklarının korunması da terör örgütünün amacına ulaşmasını engelleyecek en büyük bariyerdir. Hep söyledim, bir kere daha söyleyeyim: Devletin hukuk dışına çıkması en çok terör örgütlerinin işine yarar, terör örgütlerinin istediği de zaten budur. Bu bakımdan, Hükûmetin, terörle kesin mücadele ederken hukuk dışına çıkmamak suretiyle terör örgütlerinin kamuoyundan destek bulmalarını önlemesi gerekmektedir.
Hukuk demişken... Beyefendi bugün İnsan Hakları Eylem Planı'nı açıklıyor fakat İnsan Hakları Eylem Planı'nı açıklarken bile temel hak ve özgürlüklerimize âdeta saldırıda bulunuyor. Şöyle bir haksızlık yapıyor: Siyasi parti genel başkanlarının salı günleri Mecliste grup toplantıları vardır ve Türkiye'nin her tarafında bu saat bellidir. Cumhuriyet Halk Partisinin saati 13.30'dur. Beyefendi aynı saate İnsan Hakları Eylem Planı açıklama toplantısı koyuyor, böylece Cumhuriyet Halk Partisinin güya sesini 83 milyonun duymasını önlemek amacıyla, çünkü Türkiye'deki görsel medyanın büyük ekseriyeti beyefendinin ve saray avanesinin basınç ve baskısına maruz kaldığı için de bütün televizyonlar, beyefendi konuşmaya başlayınca Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının konuşmasından, canlı yayınından çıkıyorlar. Senin ortaya koyacağın eylem planı buysa eyvah ki eyvah! Vah ki vah! Hani, burada söylemek lazım ki Sayın Erdoğan'a "Aman, gölge etme başka ihsan istemez." Bırak eylem planını, orta yerdeki Anayasa'da verilmiş olan temel hak ve özgürlüklerimize biraz saygı göster.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN -Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Orta yerdeki Anayasa'ya biraz uy, biz buna razıyız. Siyaset hamasetle olmaz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin şan ve şerefini yüceltmek herkesten, Cumhurbaşkanından daha çok bu Meclisin işi ve görevidir.
Böyle olduğu vakit, evet "Aşı konusunda dünyada ilk 5 ülkedeyiz." diye açıklamalar var; doğruysa biz bundan memnun oluruz, alkışlarız, teşekkür ederiz. Aşı konusunda bir yolsuzluk da var ama, bunu da bugün Sayın Genel Başkanımız söyledi, geçen hafta söylediklerini de zaten ilgili firma -Genel Başkanımızın söylediğini- teyit etti.
Büyük devlet olmanın bedelleri vardır. 2003-2004'tü, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la beraber gittik Moğolistan'a, Orhun Yazıtları'na yol yaptık. Ben de bundan iftihar ettim ama şimdi İsrail'in Filistinli kardeşlerimize yönelik izolasyonu orta yerde dururken gıdadan, yiyecekten, askerîden, bunlardan geçtim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şu anda her ulusta 3 bin ya da 5 bin kişi Covid aşısı olmuştur. Bir Filistinli kardeşimiz bile Covid aşısına ulaşamıyor. Türkiye bunu seyredemez. Büyük devletsek Filistinli kardeşlerimize o Covid aşısını ne yapıp edip bizim getirmemiz lazım. Büyük devlet hamasetle olmaz, "şahsım" diplomasisiyle olmaz. Büyük devlet olmanın sorumluluğu ve bedeli vardır. Bunu bekliyoruz. El insaf!
Her vesileyle söylediğim bir şey var Sayın Başkan, devlette çürümeye dikkat çekiyorum aylardır, "Devlet çürüyor, devlet tefessüh ediyor." diyorum ve bu tezimi doğrulamak için yürütme organı yarış ediyor âdeta. Şimdi, yüce Meclisin saygıdeğer üyelerine soruyorum: Bir S-400 meselemiz var, dedik ki: "Amerika Türkiye'nin iç işine karışamaz, haddini bilecek."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gereksiz yere alınmış, kullanılmayan bir füzeye verilmiş 2 milyar dolar, devletin parasının çarçur edilmesi meselesi ayrı bir meseledir lakin şimdi soruyorum kardeşim: Bu nasıl devlet! Millî Savunma Bakanı yirmi üç gün önce dedi ki: "Biz S-400'lerde Yunanistan'ın S-300'lerle ilgili Girit modelini uygulayacağız, buna çalışıyoruz." Olabilir, ben bunun artısını, eksisini tartışacak değilim. Şimdi, yirmi üç gün sonra, bakın, yirmi üç gün sonra Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü -"Cumhurbaşkanlığı" deyince hepiniz "İletişim Başkanı" diyecek, peşine bu gelecek diye düşünüyorsunuz, biliyorum çünkü İletişim Başkanı bu ara AK PARTİ'nin bütün üst düzey yöneticilerinden daha üst protokolde yer alıyor bir devlet memuru olarak- İbrahim Kalın diyor ki bugün: "Böyle bir düşüncemiz, planımız yok. Böyle bir plan yok." Şimdi, biz, yasama organının üyeleri olarak -siyasi parti ayrımı yapmadan- devletin hangi görevlisine inanacağız ya?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Millî Savunma Bakanına mı inanacağız, yoksa sarayın sözcüsüne mi inanacağız? Bu konuda da yasama organı olarak bu çelişkiyle ilgili olarak -bu mühim bir çelişkidir bence- zatıaliniz aracılığıyla yürütme organına buradan çağrı yapıyorum: Ey Millî Savunma Bakanı, gel, Meclise bilgi ver; İbrahim Kalın seni yalanlıyor. Eğer bundan vazgeçtiyseniz bunu senin yapman lazım. İbrahim Kalın, neticede, evet, bir Cumhurbaşkanlığı bürokratıdır. Bu da siyasete gölge düşürür, siyasete gölge düşürür; her şey biraz gölge kabul eder, her şey vesayet kabul eder ama siyaset ve Parlamento vesayet kabul etmez Sayın Başkan.
Bak, 28 Şubatın yıl dönümü, Allah belasını versin alayının, alayının!
CAHİT ÖZKAN (Denizli) - İlk mesaj, bravo!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama sizden de bir mesaj daha bekleyeceğim ben. Ben 28 Şubatı burada yüz kere konuştum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Müsamahanıza sığınarak...
BAŞKAN - Sayın Altay, tamamlayın lütfen.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi daha marttayız, nisan geldi, 27 Nisanda bakayım ne yapacaksınız? 27 Nisan elektronik muhtırasını da lanetleyecek misiniz çok merak ediyorum.
CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Kürsüden savunmasaydınız olurdu da.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kim savundu kürsüden? Bırak, ayıp ediyorsun. Darbelerin iyisi kötüsü olmaz. AK PARTİ'nin 28 Şubat refleksini 27 Nisanda göreceğiz bakalım, aynı refleksi verecekler mi.
Zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlarken yürütme organına tekrar çağrıda bulunuyorum: Birbirleriyle çelişkili açıklamalar yapmak Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Hükûmetine yakışmaz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)