| Konu: | Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 71 |
| Tarih: | 13.04.2021 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün ramazanışerifin ilk günüdür, milletimizin ramazanı mübarek olsun; ibadetlerimiz makbul, dualarımız kabul olsun.
Böyle ilk iftar saati yaklaşırken Mecliste bir torba kanun üzerinde görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Torba kanun olması nedeniyle birbiriyle uyuşmayan değişik maddeler var, özü itibarıyla ekonomiyle ilgili maddeler ağırlıktadır ama hemen hepsi hiçbir işe yaramayan maddeler niteliğindedir. Bunun dışında cezaevleriyle ilgili bazı düzenlemeler var, o önemlidir ama olumsuz anlamda önemlidir. Geldiğimiz noktada, Meclisi oyalamak için ve satır arası bazı şeyleri sıkıştırmak için düzenlenmiş bir paketi burada görüşmekteyiz.
Değerli arkadaşlar, maddeler ağırlıklı olarak ekonomiyle bağlantılı demiştim. Tam bir ay önce, 13 Mart günü, biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı bir ekonomik reform paketi açıklamıştı. Reform paketi dediğimizde biz hep ciddiye alırız, çok önemli şeylerin içinde bulunduğunu düşünürüz, ülkenin içinde bulunduğu sorunları da çözebileceğine inanırız ama maalesef bu 13 Mart reform paketi boş bir paketti, içinde ciddi hiçbir şey yoktu, Türkiye'deki ekonomik sorunları çözebilecek bir vizyon ve adım bulunmuyordu. Bunun arkasından ekonomiyle ilgili ilk gelen paket Meclise bu, bu da aynı şekilde içi boş bir niteliktedir.
Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı bir ay önce "ekonomi reform paketi" diye o paketi açıkladığı zaman acaba neler var, hangi derde deva var diye incelemiştim, baktım; emekçiler yok, yani işçiler, emekliler, memurlar, asgari ücretliler paketin içerisinde yok. Türkiye'deki milyonlarca emekçinin içinde yer almadığı "ekonomik reform paketi" diye takdim edilen bir metnin, bu ülkeye reform niteliğinde bir şey getireceğine inanabilir misiniz? Mümkün değil.
Başka ne yok diye incelemeye başladım, çiftçilerden hiç söz etmemiş. Bu ülkede milyonlarca çiftçi var ve Cumhurbaşkanı ekonomik reform paketi açıklıyor ve bu paketin içerisinde çiftçilerle ilgili hiçbir cümle yok, sanki bu ülkede çiftçinin derdi yok gibi. Hâlbuki bu ekonomik buhran ortamında Türkiye'de en büyük sıkıntıyı çekenlerden biri de işsizlerimiz gibi, esnafımız gibi, emeklilerimiz gibi, asgari ücretlilerimiz gibi çiftçilerimizdir. Unutmuş, bir ekonomik reform paketi hazırlamış, içinde çiftçi yok. Yani ne demek istiyor bu Hükûmet? Diyor ki: "Çiftçi bizden bir şey umut etmesin, bizim bir hayrımızı göremez." Ama sadece o kadar değil, esnaf da yok ekonomik reform paketinin içerisinde. Esnafa doğrudan destekle ilgili, iş yerlerini kapattıkları esnafa ne yapacaklarıyla ilgili hiçbir cümlenin, önerinin olmadığı bir paketten söz ediliyor. Demek ki esnafa da diyor ki bu Hükûmet: "Bizden bir hayır beklemeyin, bu Hükûmet var olduğu sürece devletin size bir hayrı dokunmaz."
Ama en komik tarafı, Cumhurbaşkanının açıklamış olduğu ekonomik reform paketinde enflasyon yoktu. "Fiyat istikrarını bir kenara bıraktık yani fiyat istikrarıyla uğraşmayacağız." diyordu. Fiyat istikrarı dediği enflasyondur. Dünyada hangi ekonomik reform paketi söz konusu olmuştur herhangi bir ülkede de enflasyon bir kenara bırakılmıştır, mutfaktaki yangın yok sayılmıştır, fiyat artışlarının dizginlenmesi için bazı tedbirler alınmamıştır? Ben, Türkiye'nin geçmişinde hiç böyle bir şey görmedim. Ne zaman ki otuz yıldır bu kürsüye yeni bir şeyler yapacağıyla ilgili, ekonomiyle ilgili bir düzenleme yapacağıyla ilgili bir Hükûmet yetkilisi çıkmışsa mutlak surette, fiyat artışlarıyla ilgili, enflasyonla ilgili alınması gereken tedbirlerden ve yapacaklarından mutlaka bahsetmişlerdir. Ama, maalesef, ilk defa bir Hükûmet, fiyatlar 2'ye katlanıyor, 3'e katlanıyor ve bunu yok sayıyor, hazırladığı paketlerde hiç değinmeden geçiyor "Biz ondan vazgeçtik." diyor. Ama bir taraftan da TÜİK'e talimat veriyor, o da mümkün olduğu kadar enflasyon rakamlarını düşük göstermeye çalışıyor ama bununla birlikte hâlâ TÜİK'in resmî rakamlarında ÜFE enflasyonu yüzde 31 civarındadır. Dünyanın en yüksek birkaç enflasyonundan biri bu ülkede yaşanıyor. Mutfaklar yangın yerine çevrilmiş, pazar yerleri ateş pahası; bakkallar, manavlar, marketler artık insanların tahammül edemeyeceği bir düzeye ulaşmıştır ve 83 milyon insan Türkiye'deki ekonomik sıkıntıların mağdurudur ama maalesef, bu Hükûmet, bu ekonomik buhran ortamında, 83 milyonun ızdırap çektiği, çile çektiği, ekmek derdine düştüğü, ekmek teknesini kurtarmaya çalıştığı, çocuklarının okul masrafını nasıl karşılayacağını düşündüğü ve ızdırabını çektiği bir ortamda lükse, saltanata, israfa devam etmektedir. Sürekli gazetelerde, sosyal medyada, haberlerde bir bakıyoruz ki Cumhurbaşkanlığı yeni bir israfın peşinde. Yeni yeni otomobiller alıyor, yeni yeni düzenlemeler yapıyor, 100 milyonlarca, 100 milyarlarca liralık lüzumsuz, boş, ülkeye bir menfaati olmayan, Türkiye ekonomisine bir katkısı olmayan ama kendi keyfine, sefasına büyük hizmet eden işlerin peşinde. Ya, şu 5-6 milyon liralık -her biri- onlarca araba almanın bir alemi var mı bu kriz ortamında? Yapılır mı bu? Devlet ricali öncelikle tedbirleri kendisine karşı uygular. "Ekonomik tedbirler gereklidir bu ülkede, tasarruf lazımdır." diyorsa bir Hükûmet yetkilisi, bir Cumhurbaşkanı, önce tasarrufa kendisinden başlar, kendi harcamalarını kısar ama maalesef kendisi lüks ve israfın peşinde koştururken bir de bakıyoruz ki vatandaşın derdiyle ilgili hiçbir şey yapılmadığı gibi vatandaş cenderenin içerisine sokulmaktadır. Geldiğimiz nokta bu ve yaşadığımız ortam bu.
Bakın, yani, 100 milyarlarca liralık ihaleler yapılıyor. Hatta ihale de yapılmıyor, özel dost ahbap işi pazarlıklarla 100 milyarlara varan bedellerle büyük kamu işleri muteber ve dost iş adamlarına veriliyor. Pazarlık usulü bu yapılır mı? Bakın, önümüze gelen paketin ilk 5 maddesi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usul Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmaktadır ve yaptığı değişiklikler de bu kanunun ikinci kısmıyla ilgilidir, amme alacağının cebren tahsiliyle ilgili hususlardır. İcradaki malların, menkullerin ve gayrimenkullerin nasıl satılacağıyla, elden çıkarılacağıyla ilgili ana kanundaki ifadeler açık artırmadan bahsediyor; haczedilen menkul malları bile satarken açık ihaleyle satıştan bahsediyor ama 1954 yılına ait bir kanun, o günden bugüne altmış yetmiş yıl geçmiş ama bugün, bu iktidar, milyarlık işleri, 10 milyarlarca liralık işleri dost ahbap işi, kapalı kapılar ardında, kimse bilmeden, kimse duymadan, eş dost işi veriyor ve hazineyi emme basma tulumba gibi bu işler nedeniyle birilerinin cebine akıtıyor. Bir yetkili eğer hazineyi emme basma tulumba gibi birilerinin cebine akıtıyorsa, boşaltıyorsa o cep asla bir yandaşın cebi olamaz, o cep olsa olsa bu parayı emme basma tulumba gibi pompalayanların cebidir yani kendi cepleridir.
Değerli arkadaşlar, bakın "Bu pakette ne var?" diyoruz. Bu pakette olanlara baktığımızda dehşete düşmemek mümkün değil. Birtakım vergi gelirlerini artırmaya yönelik tedbirler var güya ama bu tedbirlerin hiçbirine tedbir demek mümkün değildir; küçük, palyatif şeyler veya bazı harcamaları azaltmaya yönelik düzenlemeler var. Masrafları azaltmayla ilgili maddeler, satır arası, gerçekten çok komik ve "Bunu buraya niçin koydular acaba?" diye düşünmek zorunda kalıyorsunuz.
Nedir mesela? Özel tüketim vergisinde bir değişiklik var (III) sayılı listede bulunan mallarla ilgili olarak. Burada, verginin ödenme dönemini biraz öne çekiyor özel tüketim vergileriyle bağlantılı olarak, bazılarıyla o da. E, buradan ne sağlanır? Bununla ilgili hiçbir rakam vermiyorlar. "Bunun hesabını kitabını yaptınız mı; bütçeye, hazineye bir faydası var mı; söyleyin." dediğinizde hiçbir hesap verdikleri yok ama diğer taraftan, ben 2020 bütçesine bakıyorum, bu pandemi ortamında "Maske kullanmadı." "Sokağa çıktı." "Trafiği ihlal etti." diye 9 milyar lira para cezası kesmiş bu Hükûmet, 9 milyar; 2021 bütçesine de 19 milyar lira para cezası koymuş. Sürekli olarak vatandaşları cezalandırarak para ihtiyacınızı karşılayamazsınız; önce israflardan vazgeçmek lazım, israfları terk etmek lazım.
Bakın, Norveç'te Başbakan doğum günü kutlamış bir kafede. Mevzuata göre, Norveç mevzuatına göre 10 kişiden fazla davetli bulunmaması gerekiyormuş. 13 kişiyle doğum günü kutladı diye emniyet, Türk lirasıyla 19 bin lira para cezası kesiyor. E, bizde ne oluyor? Bizde Cumhurbaşkanı lebalep kongreler yapıyor. Önce Karadeniz vilayetlerinde yaptı, bütün Karadeniz kırmızıya boyandı, her tarafa yaydı coronayı. Daha sonra genel kongre yaptı Ankara'da; 81 vilayetten gelen delegelerin, örgüt mensuplarının katıldığı lebalep bir kongreydi. Ondan sonra da bir baktık ki bu pandemi Türkiye'nin her tarafına yayılmış, rakamlar korkunç oranda artmış. Yani Türkiye'yi pandemiden ızdırap çeken, topyekûn sıkıntı çeken bir ülke hâline sokan, kongreleri yapan Cumhurbaşkanıdır ama ona bir ceza yazan yoktur. Hâlbuki, bakın, Norveç'te Başbakana ceza verilirken Emniyet Müdürü diyor ki: "O, topluma önder olacaktır. Başka bir vatandaş olsaydı bu cezayı yazmayabilirdik ama Başbakan sıfatıyla Hükûmetin koyduğu pandemi kurallarını ihlal etmiş olması, 10 kişiyle toplanması gerekirken 13 kişiyle toplanmış olması nedeniyle 2 bin küsur Norveç kronu para cezası kesiyoruz." Türk lirasıyla 19 bin lira yapıyor. E, peki, 3 kişilik ihlalle Norveç'te Başbakana 19 bin lira ceza kesildiğine göre acaba bu ülkede devlet olsa, kurumlar işliyor olsa ve sokaktan geçen, bilmem, aş, iş derdiyle pandemi kurallarını delmek zorunda kalan vatandaşa acımasızca cezalar kesilen bu ülkede acaba Cumhurbaşkanının kaç lira ceza ödemesi gerekirdi?
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Mal varlığı yetmez.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Yok, "Mal varlığı yetmez." dersen doğru bir tanımlama yapmış olmazsın. Onlar mal varlığının karşısında toz bile değildir. (CHP sıralarından alkışlar)
Sonra bu kurumlar vergisi... Allah aşkına, ben hiçbir şey anlamadım bundan. Neden biliyor musunuz? Geçen sene pandemi ortamı devam ediyordu, bu sene de devam ediyor. Geçen sene yani 2020'de, biliyorsunuz, kurumlar vergisi oranı yüzde 22'ydi, bunu düşürdüler; şimdi yüzde 25 yapıyorlar 2021 yılı için. Yani geçen sene niye yükselttiniz, bu sene niye indiriyorsunuz? Ve bir sonraki sene tekrar indiriyorlar. Burada bir gariplik yok mu? Bence bir gariplik var.
Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: 2005 yılında bildiğiniz gibi TELEKOM özelleştirildi. Suud firması, Lübnan asıllı Hariri'ye ait Oger TELEKOM'a satıldı 5,5 milyar dolara ve satılırken bazı bilgiler kamuoyundan gizlendi. Sonra Oger bunu aldı, aldıktan sonra bir baktık ki kurumlar vergisi oranı yüzde 33'ken yüzde 30'a indirilmiş, bir sene sonra da yüzde 20'ye indirilmiş. Ne zamana kadar? Ta 2018'e kadar, 2018 de önemli. TELEKOM, o dönemde Türkiye'de vergi rekortmeni bir kuruluştu. Yani bu yüzde 33'ten yüzde 20'ye indirilen kurumlar vergisi ihale koşullarını dahi bozacak derecede önemli bir orandır. Sonra aldı Oger TELEKOM, cebinden para ödemedi, Türk bankalarından aldığı kredilerle borçlarının önemli bir kısmını da ödemedi ve böylesine "vergi rekortmeni" denecek düzeyde yüksek kârlı TELEKOM'u 2018'e kadar elinde tuttu ve kârının yüzde 90'ını kendi ülkesine transfer etti, Türkiye'den çıkarttı. Sonunda da 2018'de borçlarını da ödemedi, kârını da zaten transfer etmişti, yükümlülüğü altında olan altyapıyı da düzenlemedi, altyapısını da düzenlemedi, yenilemedi ve Türkiye'yi terk etti, gitti. Ve ben iki sene önce hesaplamıştım bu olay ortaya çıktığında, tam 36 milyar da zarar devrederek gitmişti, devletin üzerinde, şimdi Varlık Fonunda. İşin garibi, Oger'in TELEKOM'u terk edip gittiği 2018'de bir baktım ki gerçekten kurumlar vergisi oranı tekrar artmış. Oger'in işlettiği dönem boyunca hep yüzde 20 devam eden kurumlar vergisi, Oger terk edip gittikten sonra, Hariri bırakıp gittikten sonra tekrar artmaya başladı. Ya, burada bir terslik yok mu kardeşim? Daha birkaç hafta önceydi, Hariri ailesinden bir yetkili ile Sayın Cumhurbaşkanı karşılıklı oturmuşlar, poz veriyorlar. Ya, bu ülkede 3 kuruşluk vergi borcunu, sigorta borcunu, kredi borcunu ödeyemeyenin yakasına yapışıyorsun, boğazını sıkıyorsun, milyarlarca dolarlık borç bırakmış...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın Sayın Şener.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - ...Türkiye ekonomisini tahrip etmiş, yükümlülüklerini yerine getirmemiş biriyle dost sohbetini nasıl yaparsın? Gelmiş madem "Öde paranı." de. Türkiye'nin geldiği durum budur.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Belki ortaktırlar.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Bu kriz, bu Hükûmetin beceriksizliği ve yanlış zihniyeti yüzünden vardır. Bu ülkede işsizin çektiği çile de çiftçinin çektiği çile de bu Hükûmetin yanlış politikaları ve art niyetli politikaları sebebiyledir. Esnafın çektiği çile de emeklinin çektiği çile de iş adamının çektiği çile de topyekûn 83 milyonun çektiği çile, bu Hükûmetin yanlış zihniyetinden ve yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır.
Tekrar ramazanışerifleriniz hayırlı olsun diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)