| Konu: | Askeri Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 24.06.2021 |
CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yine bir AKP klasiği torba kanunla karşı karşıyayız.
27'nci Dönemde, işin esasında, güçler ayrılığının altının kalın çizgilerle çizileceği söylenen bir anayasa değişikliği ve bir sistem değişikliğinden sonra hâlâ torba kanunlarla bazı yasalarda değişiklik yapıyor olmamızın bana göre mahcubiyetini bütün Meclis olarak, özellikle de Cumhur İttifakı'nın sorumluları taşımalılar.
27'nci Dönemde 50'ye yakın torba kanun görüşmüşüz. Bunlarda 1.500'den fazla değişiklik yapmışız ki Mecliste yapılan kanunların yaklaşık yüzde 63'ü gibi. Bu arada da, tabii Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeksizin, bir kısmı da hatta birçoğu da gece yarısı olmak üzere 70'ten fazla Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasalarda 2.500'e yakın değişiklik yapmış.
Değerli arkadaşlarım, 20 maddelik bu kanun teklifiyle Askeri Ceza Kanunu'nda, Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nda, Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nda, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda ve Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usülü Hakkında Kanun'da yaklaşık 18 maddede değişiklik yaparak bu kanunların hem bütünlüğünü bozuyoruz, hem bu kanunlardaki ahengi bozuyoruz, hem de bu kanunların ruhu kalmıyor yani torba kanunun Türk mevzuatına yaptığı en büyük kötülüklerden birisi bu. Kanun yapma tekniği açısından son derece tehlikeli, son derece sakıncalı. Yıllardır bu kürsülerde bunlar dile getiriliyor ama bir günden bir güne gündeme alınmadı maalesef.
Yine, günlerce tartıştığımız kanunlar oldu, günlerce komisyonlarda, burada tartıştığımız konular oldu. Ya, muhalefetin bir tek önerisi de mi doğru değil, bir cümle değiştirilmedi, bir cümle. Şimdi bazı arkadaşlar itiraz edebilir "Bir cümle değişti." Evet, bir cümle değişiyor bazen, bazen bir cümle, bunun dışında tek bir değişiklik yapılmadı. Bugün 18 tane değişiklik yapıyoruz, geçmişte de bu kanunlarda büyükçe değişiklikler oldu yani kanunların hem ruhu hem ahengi hem bütünlüğü bozuldu.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz yıl ya da bir buçuk yıl önce Yargı Reformu Stratejisi Belgesi adı altında bir belge sunuldu. Bu belgede -hepsini söylemeyeceğim ama kısaca söylemek istiyorum- hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, yargı bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı ve yargının şeffaflığının artırılması, ifade özgürlüğünün artırılması vesaire adlarında 9 amaç, 63 tane de hedef ortaya konuldu, vatandaşla paylaşıldı. Bunlardan hayata geçirmek için de zannedersem dün yine komisyonda "dördüncü yargı paketi" adı altında bir şey kabul ettik, bu gördüğümüz de üçüncü yargı paketi. Büyük beklentilerle, umutlarla insanlara söyleniyor ama arkasından hiçbir şey çıkmıyor. Çok palyatif değişiklikler, çok sınırlı değişiklikler ki gözle de görüyoruz, yani yargı bağımsızlığı adı altında ya da ifade özgürlüğünün geliştirilmesi adı altında yapılan hiçbir şey yok. Örnek mi istiyorsunuz? Örnek olsun diye söylüyorum, mesela Cumhurbaşkanının bir sözü vardı Anayasa Mahkemesinin gazetecilerle ilgili verdiği bir kararla ilgili, dedi ki: "Ben Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum da saymıyorum da uymayacağım da." filan vesaire. Yine, Cumhurbaşkanının, işin esasında, bu duruşu, bu üslubu yargı bağımsızlığının önünde yani yargının geliştirilmesi strateji belgesinin de önündeki, bana göre, en büyük engel. İfade özgürlüğü diyoruz, Cumhurbaşkanına, partili Cumhurbaşkanına yönelik sözler Türkiye'deki yargının en çok meşgul olduğu konulardan biri olmuş. Cumhurbaşkanına söylenen sözlerle ilgili 70 bine yakın soruşturma açılmış, 9-10 bine yakın mahkûmiyet kararı verilmiş. Yani Cumhurbaşkanına hakaret suçu, yürütmenin elinde vatandaşın disipline edileceği, vatandaşın cezalandırılacağı bir sopa hâline getirilmiş.
Yahu, Cumhurbaşkanı böyleyken, "Artık, bir tane Cumhurbaşkanı, katlanalım." filan derken bir de Cumhur İttifakı'nın küçük ortağı çıktı. Burada grubu olan Halkların Demokratik Partisinin kapatılmasıyla ilgili iddianameyi -raportör bir görüş bildirmiş- mahkeme iade etmiş geçtiğimiz günlerde. Küçük ortağının Genel Başkanının da geçenlerde bir sözleri var ki zehir zıkkım yani yenilir yutulur değil. Herhangi bir hukuk devletinde konuşulması utanç verici bir üslupla: "HDP'nin kapatılması kadar Anayasa Mahkemesinin kapatılması da artık ertelenemez bir hedef hâline gelmiştir." Bunu söyleyen akademik kariyeri de olan bir Genel Başkan. "Anayasa Mahkemesi hukukun üstünlüğünden mi yanadır yoksa bölücülüğün şakşakçısı mıdır? Anayasa Mahkemesinin iade kararı vicdanlarda hükümsüzdür. Türkiye'nin var oluş şartlarına -falan filan- usul açısından olduğu kadar esas açısından da zarar vermiştir." diyor. Ya, arkadaşlar, hukukun ne olduğunu son kertede söyleyecek olan mahkemelerdir, Anayasa Mahkemesi de Türkiye'de yargının en tepesindeki yer. Yani siz, demokratik siyasetin bir unsuru olan bir partinin Genel Başkanı ki bugün iktidarda olan Cumhur İttifakı'nın da üyesi olarak, oranın Genel Başkanı olarak böyle sorumsuz bir ifadeyi nasıl söylersiniz? Yani bu memlekette yargının bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı söz konusu olabilir mi? Böyle bir üslup... Cumhurbaşkanının üslubu böyle, bir Sayın Genel Başkanın üslubu böyle. Yani Türkiye'deki yargıyla ilgili durum böyle.
Türkiye'deki yargıyla ilgili durum böyle olunca, maalesef, arkadaşlar, görüyorsunuz, her yerde konuşulan bir konu var, bir organize suç örgütü liderinin sözleri bütün kahvelerde, köylerde, odalarda, partilerde, Mecliste, her yerde konuşuluyor ama maalesef bir tek yargı konuşamıyor, savcılar konuşamıyor bu konuyla ilgili. Yine, benzer, işte, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu... Ben de birkaç defa randevu istedim, bir kez randevu aldım gittim. Ama gazeteciler -2 kardeşten oluşan, bu Özışıklar zannedersem- on binlerce insana Süleyman Soylu'yla beraber yardımcı olmuşlar. Hayretlerle izliyorum, hayretlerle, gerçekten çok garipsiyorum. Vatandaş soruyor şimdi, "Ya, biz, KHK Komisyonuna değil de SS komisyonuna mı gideceğiz?" filan diye böyle ironi yapıyorlar.
Türkiye, son dönemde gerçekten yargı açısından da ekonomik açıdan da, birçok açıdan çok olağanüstü süreçlerden geçiyor arkadaşlar. Şimdi, bakın, geçtiğimiz günlerde yine, HDP'nin İzmir il binasında Deniz Poyraz isimli genç bir kardeşimiz katledildi, Allah rahmet eylesin, bütün partiler de zannediyorum kınadı. Ama ya, normalde emekli amiralleri dört gün gözaltında tutan yargı, yirmi dört saat içerisinde bu suçun sanığının her türlü soruşturmasını tamamladı, suça azmettirenler varsa onları buldu ya da arkadaki güçleri filan tespit etti de bir gün içerisinde götürdü cezaevine koydu. Türkiye'de bu normal bir şey midir arkadaşlar, olacak bir şey midir? Yani yargı bu mudur sizce? Yani kabul edilebilir bir şey değil. Sokakta 2 kişi toplansa hemen coplarla, biber gazlarıyla saldıran polis, bugün bu SBK Holding filanla ilgili bir sürü, bir sürü gezen sözler var, birisinin peşine düşemiyor, birisinin peşine düşmüyor.
Bakın, arkadaşlar, hakikaten konuşup konuşmamakta çok tereddüt ediyorum, ne konuşsak faydasız. "Güçler ayrılığının altı kalın çizilecek." demiştik; güçler ayrılığı filan kalmadı, tek güç kaldı, yasama da yürütme de yargı da Sayın Cumhurbaşkanının ve Cumhur İttifakı'nın bileşenlerinin gözüne bakar hâle geldi.
Şimdi, yargının durumunun izahı bakımından bir konuyu söylemek istiyorum, zaman kaldığınca kısa kısa söyleyeceğim. Şimdi, geçtiğimiz yıl temmuz ayında İçişleri Bakanı bir açıklama yapıyor yani acayip bir açıklama, diyor ki: "Uyuşturucu ve uyuşturucuya bağlı suç gelirlerine yönelik cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu, Bataklık operasyonu." İşte, o zamanki şeylerde 73 kişi filan yakalanmış, acayip bir şey yapıyorlar. Ya, bir baktım, inceledim, aslında dosyayla biraz yakından da ilgileniyorum, çok kısa bir iki şey daha söyleyeceğim. Şimdi, diyorlar ki: "Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu gelirleri ve uyuşturucuyla mücadele operasyonu." Toplamda ne kadar para yakalanmış biliyor musunuz arkadaşlar? 52 milyon Türk lirası, 1 milyon 310 bin dolar yani toplamı 7 milyon dolar gibi bir para yakalanmış. Bir gram uyuşturucu yok anlatılan olayda, bir gram uyuşturucu yok dosyada. 7 milyon dolar kadar da para yakalanmış ki Türkiye'de cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonu imiş bu.
Bu operasyon neye yaradı biliyor musunuz arkadaşlar? Net söylüyorum, eğer beni çağırırlarsa bakanlık müfettişleri ifade de veririm. Bu operasyonda kimi savcılar kimi avukatlık büroları kimi buna benzeyen oluşumlar kimden para süzdülerse onu tahliye ettiler. Tahliye edilenlerin dosyalarını incelesinler, zaten onların görüşmelerine, o HTS kayıtlarına filan baksınlar, ortaya çıkacaktır. Bakın, bu olay geçen sene yaşandı, birçok insan tahliye edildi. Yakalanan para 7 milyon dolar ki adamın 3 milyon doları zaten bayramlarda rüşvet diye dağıttığı iddia ediliyor, daha bir tek soruşturma yok, bir gram da uyuşturucu yok işin içerisinde, bir tek gram.
Değerli arkadaşlarım geldiğimiz nokta bu. Ülkemiz suç örgütlerinin oyun alanı hâline geldi, şimdi diyorlar ki: "Yargı orada, yargı soruşturmasını yapsın." Ya, kardeşim yargı sizin gözünüze bakmadan sizin söylemediğiniz bir şeyi yapacak konumda değil ki. Söylediğiniz o strateji belgesindeki coğrafi teminat hayata geçmemiş yargıçlarla ilgili. Bakın, sizin dediğinizin dışında en küçük bir karar veren hâkim eğer mahkeme başkanıysa mahkeme başkanlığından alınıyor, başka bir görevdeyse başka bir ile sürülüyor yani hiçbir güvencesi olmayan bir yargıyla karşı karşıyayız.
Şimdi, bu Sezgin Baran Korkmaz... Belki herkes biliyor ama buradan tekrar etmenin bir sakıncası yok. Ya, adamın mal varlığına MASAK raporuyla tedbir konuyor on beş gün, on beş gün sonra kaldırılıyor aynı gerekçelerle. Tedbiri kaldırıyorlar, adam mallarını filan ortadan kaldırıyor, yurt dışına kaçıyor, on beş gün sonra tekrar konuyor. Ya, bunu araştıracak Allah için bir tane savcı yok mu yani? Şimdi savcılar araştıramıyor tamam, Adalet Bakanı veriversin savcıya "Bir araştırın kardeşim bunun altında ne var." diye. Yani on beş gün arkadaşlar, on beş gün içerisinde önce mal varlığı üzerinde tedbir konuluyor, ondan sonra... Tabii o arada gidiyor İçişleri Bakanıyla görüştüğü iddia ediliyor. Doğrudur yalandır, ben herhangi bir suç örgütü liderinin iddialarıyla burada konuşmuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
TUFAN KÖSE (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Şimdi, bırakın birinci dereceden bir organize suç örgütü liderinin itiraflarını, ikinci, üçüncü dereceden bile buna benzeyen insanların itirafları bütün dünyada olay olur, bakın, bütün dünyada. İtalya bunu çok yaşadı. İtalya'da buna benzeyen bir vatandaş İtalya kendisini koruyamayacağı için Amerika'ya gönderildi, Amerika'da cezaevinde uzunca bir süre kaldı vesaire vesaire ama bizim ülkemizde nedense, her nedense bilmek mümkün değil... Yani eski bir başbakan hakkında çok ciddi iddialar var, oğlu hakkında ki kendi basına söylediği sözlerle aslında tevil yoluyla itiraf da etmiş oluyor, tevil yoluyla. Yani tevil yoluyla itirafı var, buna rağmen bir tek soruşturma yok.
Ben, bu anlamda, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar önemli olduğunun gelecek kuşaklara aktarılması bakımından altını çizmek istiyorum. Savcılara hiçbir suç bulmuyorum. Adalet Bakanını göreve çağırıyorum, savcılara emir versin ve bu iddiaları araştırsın, kamuoyuna...
Çok teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)