KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken bu yasama döneminin Anayasa Komisyonu açısından da ülkemizin beklediği demokratik Anayasa ve İç Tüzük değişiklikleri yapma konusunda ve yasa değişiklikleri yapma konusunda üstüne düşeni etkili bir biçimde yapacağını umarak, dileyerek sözlerime başlıyorum ve tüm Komisyon üyesi arkadaşlarıma ve bu salonda görev yapan tüm arkadaşlarıma başarılar dileyerek sözlerime başlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir bakıma şanslı sayılırsınız çünkü Sayın Kaboğlu Hocamın bıraktığı yerden devam edeceğim. Aslında bu salonda da, Türkiye'nin her yerinde de, Genel Kurulda da ve biraz önce Sayın Kaboğlu Hocam da 16 Nisan Anayasa değişikliğinin Türkiye demokrasisine, Türkiye'nin Meclisine, Türkiye'deki millî egemenlik kavramına, kuvvetler ayrılığı prensibine nasıl ağır bir saldırı olduğunu ve bizim maalesef olağanüstü hâl koşullarında bunu yeteri kadar halkımıza, milletimize anlatamadığımız için gayrimeşru bir referandumla, bunun bir dayatmayla nasıl geçirildiğini çok fazla anlatma ihtiyacı içerisinde değilim. Ancak, her şeye karşın, bu İç Tüzük değişikliği ihtiyacı ortaya çıktığında yine de bu sistemin nasıl çalışmadığını teşhir etmek zorundayız çünkü bizim önümüze öncelikle teknik ve ihtiyaç duyulan mecburi değişikliklerin yapılması iddiasıyla bir İç Tüzük çalışmasıyla gelindi ve ben bir Komisyon üyesi olarak da ve inanıyorum ki Türkiye'de Parlamentoyu takip eden herkes açısından da sadece teknik ve Anayasa değişikliğinin -bize göre gayrimeşru olsa da- gerektirdiği mecburi değişikliklerin yapılacak olması bir bakıma da anlaşılabilirdi. Çünkü biz AKP Grubundan da, Meclis Başkanlığından da, işin doğrusu, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu, daha demokratik, muhalefeti daha çok konuşturabilen, yasaları komisyonlarda daha olgunlaştıran ve Genel Kurulu daha etkili kullandıran, dolayısıyla Meclisin saygınlığını, işlevselliğini, etkinliğini artıran bir İç Tüzük değişikliği zaten beklemiyorduk. Dolayısıyla, ilk aşamada teknik bir değişiklik olacağı düşüncesi bizi mutlu etmişti. Ancak, üzülerek ifade etmeliyim ki, çok kısa sürede aslında bu değişikliğin içerisine, Meclisimizin saygınlığını ve çalışma usul ve esaslarını son derece tehlikeye atacak çeşitli mayınlar döşendiğini gördük. Dolayısıyla burada ben, temel olarak, hem kısacık sürede, yani 16 Nisan referandumundan bugüne gelene kadar bu sistemin nasıl çalışamadığını, ülkemizi nasıl bir karmaşaya soktuğunu ve bu İç Tüzük Değişikliği Teklifi'ndeki kimi kabul edilemez, tehlikeli ve Meclisimizin çalışmasını ve milletvekillerinin etkili bir biçimde bu yasama faaliyetlerine katkı vermesini engelleyen değişiklikler olduğunu ortaya koymaya gayret edeceğim.

Değerli arkadaşlar, bizim aslında, olması gereken, temel yapmamız gereken şey, ne olursa olsun Türkiye'de parlamenter demokrasiyi tekrar inşa etmektir, Meclisi tekrar millî egemenliğin tecelligâhı hâline getirmektir ve demokratik güç merkezinin Meclis olmasıdır. Çünkü ne olursa olsun aslında millî irade buradadır. Sayın Cumhurbaşkanı elbette halk çoğunluğuyla seçilmiştir. Ancak bir kişinin iradesine verilmiş bütün erkler eninde sonunda bir diktatörlüğü getirir ve bu da eninde sonunda o ülkenin yıkımını getirir. Eğer bir beka sorunu var ise ve Türkiye bir beka sorunuyla karşı karşıyaysa -beka sorununu aslında on altı yıldır yöneten iktidarın bir şekliyle Türkiye'nin başına bela ettiğini tartışmak bir yana çünkü eğer biz gerçekten bir beka sorunu altındaysak bu sizin sorumluluğunuzdadır ama- bir an için bunu kabul dahi etsek aslında Türkiye'nin beka sorunuyla karşı karşıya olan her ülke gibi bir kişinin algısıyla, bilgisiyle, iradesiyle, bütün güçleri elinde tutmasıyla çıkamayacağını, çözemeyeceğini de peşinen kabul etmemiz gerekir. Demek ki olması gereken Meclisi etkin kılmaktır, Parlamentoyu etkin kılmaktır, etkin kullanmaktır ve güç merkezini tekrar Parlamento yapmaktır. Kuvvetler ayrılığını inşa edemediğimiz sürece Türkiye'nin hiçbir sorunu çözme olanağı yoktur. Nitekim aslında bence açıktan söylenmese de iktidar kanadının da bu gerçeklikle yüz yüze geldiğini ve zaman zaman kabullenmek zorunda kaldığını görüyoruz. Ben bunu nereden çıkarıyorum, biraz teklifin içine gireyim: Mesela 62'nci madde ve öncesinde komisyonlara yürütme temsilcilerinin katılması meselesi. Bakınız, siz bize bu 16 Nisan referandumunu nasıl takdim etmiştiniz, sizlerin sözleriyle söylüyorum: Hükûmeti Parlamentodan kovuyordunuz. Zaten size göre -ki aslında çok da yanlış sayılmaz- yürütme ve yasama iç içe olamazdı, yürütmeyi mutlaka Parlamentodan ayırmak gerekiyordu. Gerçek kuvvetler ayrılığı bu idi. Bunu yapmak için de Parlamentoya yürütme hiçbir şekilde karışmayacaktı. O zaman "Ya, veto yetkisi var, güçlendirilmiş veto yetkisi var, zorlaştırıcı etkileri var, zaten Meclisi genel başkan veya parti yöneticisi, parti üyesi olması sıfatıyla seçilecek cumhurbaşkanı büyük oranda belirliyor hem fiili hem hukuki, anayasal şekilde Meclise müdahale edebiliyor. Yargıyı zaten bir kenara bırakıyorum. Yargıyı zaten teslim ettiniz. Buna rağmen burada Meclisin güçlü olabileceğini nasıl iddia edebilirsiniz? Yürütme tamamen içinde." dediğimiz zaman "Yok" dediniz ama bakın, eninde sonunda, döndünüz dolaştınız, karşı tarafa bir hükûmet, yani yürütme temsilcisini koyma ihtiyacı içerisine girdiniz. Bu aslında yürütmenin fiilen ve hukuken Meclisin içinde olduğunun, sarayın gölgesinin bu Meclisin üzerinde olduğunun açık bir itirafı ve göstergesidir. Dolayısıyla, burada aslında bir yürütme temsilcisinin ihtiyacının da olmuş olması millî iradenin burada kendi özgür hâliyle olması gerektiği gibi oluşmasının önünde bir engeldir. Ancak, her şeye karşın, biz Parlamentoda yürütmenin de gelip bir şekliyle kanunların yapımı aşamasında görüş bildirmesinden rahatsız değiliz. Ama ortaya koymaya çalıştığınız şey sizin çelişkinizdir. Yani bir bakımıyla yürütmeyi getiriyorsunuz, buraya koyuyorsunuz, ama iddianız, bir kişiye bütün yetkileri verirkenki iddianız, "Merak etmeyin, yasama bir yerde olacak, yürütmenin hiçbir şekilde buna karşı hiçbir etkisi olmayacak" idi. Bu çelişkiyi sizlerin de açıkça görmesi açısından bunu anlatıyorum.

İkinci gelinmesi gereken nokta, yürütme temsilcisinin kim olacağı. Burası bize göre olmazsa olmaz, son derece tehlikeli ve mutlaka değiştirilmesi gereken bir düzenlemedir. Yürütme temsilcisi kimdir? Komisyona çağıracağınız veya temsilcisi veya temsilcileri kimlerdir? Bakın, komisyona uzman çağıracaksınız, uzmanı kim seçecek? Komisyon başkanı seçecek. Şimdi, komisyon başkanları daha önce, biliyorsunuz, komisyon yönetimi, muhalefetin sesini duymayan, muhalefeti her fırsatta susturmaya çalışan, komisyon çalışmalarını değersizleştiren, komisyon çalışmalarını zaman kısıtlamasına bağlayan ve burada yasaların olgunlaşmasına izin vermeyen bir anlayışla yürütüldü. Biz kimi tartışmaları yaparken her defasında "Yok mudur bu ülkenin uzmanları, teknisyenleri, bilim adamları, meslek odaları, sivil toplum örgütleri, yok mudur? Çağıralım." dediğimizde, ihtiyaç duymadınız. Şimdi komisyonlara, komisyon çalışması sırasında biz, bizim de yani, az olanın da -bugün için biz azız, yarın çok oluruz, siz az olursunuz- buraya uzman çağırmasının önünü açmak gerekiyor. Yani burada kimlerin uzman olarak konuşacağını eğer komisyon çoğunluğu belirleyecekse ben yeni gelen, başlayan arkadaşlarıma şimdiden belirteyim ki, o gelen uzmanlardan hiçbir hayır beklemeyin çünkü onlar da seçilerek gelen arkadaşlar ve onların aslında buradaki komisyon çalışmalarına katkısı yok. Dönüyorum tekrar yürütme temsilcisi meselesine, buraya az olanın istediği, en azından gerek gördüğü kadar, gerek gördüğü bir biçimde, gerek gördüğü kalibrede uzmanları çağırmasının önünü açmıyorsunuz ama bunun karşılığında buraya "yürütme temsilcisi" diyerek bilinmez bir tanım yapıyorsunuz. Kimdir yürütme temsilcisi? Kim adına konuşacaktır? Kaç kişidir? Seviyesi ne olacaktır? Hangi seviyede temsil edilecektir burada? Bunu burada netleştirmek zorundayız. Komisyon çalışmalarında bu bir yere kadar kabul edilebilir. Ama, bakın, 62'nci madde; Genel Kurul çalışmalarına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - ...yürütme temsilcisini çağırabilme olanağı getiriyorsunuz. Bu asla kabul edilemeyecek bir şey. Bakın, sırasında gelecek, konuşacak, sırasında kürsü kullanacak, Meclis Başkanının onayıyla kürsü kullanacak. Kim bunlar? Seçilen bir kişinin atadığı kişiler. Atanmışlar Millî Meclise gelecekler, Genel Kurulda milletvekilleriyle eşit seviyede ve eşit söz süresinde, sırasında konuşabilecekler. Bakın, tehlikenin farkına varın.

Şimdi, bu kişiler bakan olabilirler. Bakan kim? Bir Bakanlar Kurulu yok artık, bir Kabineden bahsedemeyiz. Kim? Yemin ettikten sonra Sayın Cumhurbaşkanının "Sen bakansın." dediği kişiler ve bunlar bugün varlar, yarın yoklar. Güçlerini, iradelerini, meşruiyetlerini Sayın Cumhurbaşkanından alıyorlar sadece ve onun iki dudağı arasına bağlılar. Farkları ne? Anayasa gereği geldiler, Mecliste yemin ettiler. Peki, yürütme temsilcisi dediğiniz kim? Belki bakan yardımcısı. Kim o adam, kim o kişi? O yemin bile etmedi. Yani Mecliste yemin etmemiş birinin Genel Kurula gelip konuşabileceğini düşünmeyi bile ben çılgınlık olarak değerlendiriyorum, bunun düşünülmesi bile garip; bu yanlıştan bir an evvel dönün, bu asla kabul edilemez. Buradaki niyet... Buradakilerin, salondakilerin böyle niyeti olmadığını tahmin edebilirim, böyle bir ithamda bulunmak da istemem. Ama emin olun, bunu yazanların bir kısmı, en azından kötü niyetli olanların bir kısmı "Sırasında biz millî Meclisi aşağılamak için bunu kullanabiliriz." diye düşünmüş olabilirler; bu, bir aşağılamadır. Yani bir gün bir Cumhurbaşkanı seçilir, "Ben millî Meclisi değersiz buluyorum." der, bakarsınız Meclisteki oluşum kendi partisinin daha üstündedir, aşağılamak için bir daire başkanını gönderebilir. Yani sizin getirdiğiniz teklif buna bile olanak sağlıyor. Bu teklifin getirilmiş olmasına bile ben inanamıyorum. Anayasa profesörlerinin, anayasayla uğraşanların, Meclis Başkanının imzasının olduğu bir teklifte böylesine sığ, böylesine tehlikeli, böylesine düşünülmemiş bir düzenlemeyi doğrusu ben düşünemiyorum ve burada gözden kaçmış bir şey olabileceğini düşünmekte yarar görüyorum.

Değerli arkadaşlar, çok hızlı gideceğim, kısa konuşmaya gayret ediyorum. Her şeye rağmen yani 16 Nisan Anayasa değişikliğinin olumsuzluklarına rağmen, kuvvetler ayrılığının bitirilmiş olmasına rağmen ve Parlamentonun işlevinin de azaltılmış olmasına rağmen burada bize düşen hiç olmazsa İç Tüzük'le muhalefetin de konuşabildiği, toplumun temel taleplerinin ayrıntılarıyla tartışılabildiği, komisyon çalışmalarının yeteri kadar uzun olabildiği bir çalışma ortamı sağlamak ve iyi bir İç Tüzük değişikliğini yapmak. Oysa sizin getirdiğiniz, sadece teknik bir değişiklik yapıyoruz diye getirdiğiniz teklifin içerisinde bir de bakıyoruz ki komisyon çalışmalarının süreleri, komisyonda konuşma süreleri komisyon tarafından belirlenecek. Eğer biz bu iradeyi komisyonun o günkü anlayışına bırakırsak vay hâlimize; bu, asla kabul edilemez. Bu, tamamen aslında öze dönük ve muhalefetin söz hakkına dönük bir saldırıdır. Burada İç Tüzük yaparken, Anayasa yaparken aslında yapılması gereken az olanın hakkını korumaktır. 99 olsanız dahi 1'in hakkını düşünmek için, 1'in hakkını korumak için yaparsınız Anayasa'yı, İç Tüzük'ü. Eğer çoğunluğun inisiyatifine kalacaksa bizim konuşma sürelerimiz bu aslında komisyon çalışmalarının yok edilmesi anlamına gelir. Bunlar yaşandı bu salonda. Dolayısıyla bu da asla kabul edilemeyecek bir düzenleme.

Mesela, Başkanlık Divanının oluşumu şimdiye kadar çok fazla sorun olmuyordu çünkü AKP Başkanlık Divanında zaten çoğunluktaydı. Ama bugün artık çoğunluğu kaybediyor. Bu kaybedildiği için de yeni bir formül bulunmuş "Başkan hesaplamanın dışında tutulsun." Neden? Yani bu Başkanı hangi gerekçeyle dışta tutacaksınız, bunu anlamak mümkün değil. Yani Başkan oy kullanacak Başkanlık Divanında...

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Siz geçmişte çok söylediğiniz için...

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, tekrar ediyorum, ben bütünlüklü konuşuyorum. Şimdi, Önder Sav'ın siz konuşmasını alırsınız, getirirsiniz çalışmalarda, onu biz konuşuruz. Ben size soruyorum, diyorum ki: Eğer Başkan oy kullanacaksa, orada bir şey ifade edecekse, bir şey söyleyecekse ve bir yön belirleyecekse bunu niye o hesabın dışında tutuyoruz? Bunu aslında milletvekilli sahibi olmadan, hak ettiğinden bir fazla Başkanlık Divanında temsiliyet açısından bulunmuş bir kurnazlık olarak değerlendirmek mümkün.

Değerli arkadaşlar, yine, ilk başında söylediğim gibi, sistemin açmazlarını, sistemin çıkmazlarını anlatmaya gayret ediyorum size, Türkiye'nin başına nasıl bir çorap ördüğünüzü anlatmaya çalışıyorum. Mesela, 16'ncı maddede getirmişsiniz "milletlerarası antlaşmaların uygun bulunma teklifleri" diye. Ne yapıyorsunuz? Yaptığınız şu: Dışişleri Komisyonuna bir görev yüklüyorsunuz. Niye? Çünkü milletlerarası antlaşmaların bir kanun teklifi olarak Genel Kurulun önüne gelmesi gerekiyor. Şimdi nasıl gelecek? "E, komisyon getiriversin." Niye düşünmediniz nasıl geleceğini Anayasa'yı değiştirirken? Çünkü o zaman derdiniz şuydu: "Bütün güçleri Cumhurbaşkanına teslim edelim, kararname yetkisini de ona verelim, çok sıkışırsak zaten Genel Kurulu o şekilde kullanırız." Antidemokratik bir İç Tüzük zaten yapmıştınız, o sırada gayretiniz oydu. "Ya, bu işin uluslararası antlaşmaları ne olacak?" dediğinizde o zaman onları umursayacak hâliniz yoktu. Bakın, Anayasa 88 diyor ki, çok açık söylüyor: "Kanun tekliflerini milletvekilleri verebilir." Komisyon nasıl verecek? Sayın Meclis Başkan Vekiline ve eski Anayasa Komisyonu Başkanına soruyorum: Anayasa'dan kaynaklanmayan bir hakkını komisyon nasıl kullanacak? Ben bunu bu maddenin ayrıntısına girmek için söylemiyorum, nasıl bir saçmalığa soktuğunuzu göstermek için söylüyorum. Yani Türkiye'yi öylesine bir Anayasa değişikliğiyle, parça parça, o günün ihtiyaçlarına dönük, o günü kurtaralım diye düzenlemelerle nereye getirdiğinizi anlayın diye söylüyorum. "Çözümü var." diyor. Çözümü ne? Komisyona teklif verecekler, Anayasa 88'i burada çiğneyeceksiniz, ondan sonra da diyeceksiniz ki: "Biz Anayasa Komisyonuyuz." Bunlar asla kabul edilemez.

Arkadaşlar, yine bir örnek daha vereyim, ben çok uzatmayayım, nasılsa konuşuruz fırsat buldukça. Şimdi, mesela, başbakanların yargılanmasının Anayasa'da karşılığı yok. Eski bakanlar tamam, eski cumhurbaşkanları tamam ama eski başbakan nerede? Eski başbakan yok, Bakanlar Kurulu tanımını da kullanmamışsınız, orada belki bu işlerden anlayan teknisyen arkadaşlar yazsaydı bunu hiç olmazsa "Bakanlar Kurulu" derlerdi, onu da yazmamışlar. Eski başbakanın nasıl yargılanacağı burada yok. Hangi eski başbakanı bu Meclis soruşturmasından kaçırmaya çalışıyorsunuz? Bunlar eğer eksiklikse çok fena, çok fena. Tabii, eski başbakanların hepsi tertemiz değil mi?

BAŞKAN - Yoksa diyorum, soruşturmadan kaçar mı yoksa genel hükümlere mi tabi?

MURAT EMİR (Ankara) - Ama adı yok burada. Ama bakın burada bir ceza yargılaması yapıyoruz. Ceza yargılamasında olmayan bir hükümden gidemeyebilir yargıçlar veya Meclis. Burada hepsini saymışsınız, o gün değerlendirilirken -biz bunları yaşadık Sayın Başkan- hepsini saymışsınız, bunu saymamışsınız derlerse ne yapacağız?

BAŞKAN - Şimdi burada koyacağız.

MURAT EMİR (Ankara) - Bak, koyacaksınız gördünüz mü. Demek ki neymiş? Demek ki bunu alelacele yazmışsınız. Bunları şunun için anlatıyorum -her bir maddede konuşuruz- anlatmaya çalıştığım şey şu arkadaşlar: Türkiye'yi bir açmaza soktunuz, Türkiye'yi, Türkiye demokrasisini, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve millî egemenliğimizi bir kişiye teslim etmek için kişiye özel bir Anayasa değişikliği yaptınız. Türkiye'nin başta Anayasası olmak üzere bütün kurumlarını tahrip ettiniz, şimdi onun içerisinden İç Tüzük değişikliği yapmaya çalışıyorsunuz ve teknik bir değişiklik yapacağız görüntüsü altında da aslında tekrar o her zaman bildiğimiz "Her defasında muhalefeti susturalım, her defasında kendimize yontalım, her defasında Meclisi küçültelim, daraltalım ve fırsat bulursak da, ileride denk getirirsek de Meclisi aşağılayabileceğiniz dahi kozlar elimizde olsun." diye bir gayret içerisinde bir teklifle gelmişsiniz. Dolayısıyla burada bir an evvel bir çalışma yapıp buradaki sorunlu maddelerin düzeltilmesi ve o teknik sınırlar içerisinde... Evet, biz karşıyız 16 Nisan referandumuyla gelen yeni Anayasa'ya, biz bunu gayrimeşru buluyoruz. Ama elbette ki meridir bu Anayasa ve biz bu Anayasa'yla çalışacağız ve Anayasa Komisyonuna düşen de elbette ki bu yanlışlıklara katılmamakla beraber teknik bir düzenleme yapmaktır. Dolayısıyla bu yanlıştan dönmenizi diliyorum, umuyorum ve tekrar Komisyon çalışmalarında bütün arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.