KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bütçesi görüşülen kurumların değerli temsilcileri, değerli bürokratlar, milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Önce Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde bazı şeyler söyledikten sonra asıl Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinde konuşmak istiyorum.

Her şeyden önce şu "Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi" ifadesi mantıklı da değil, doğru da değil. Herhâlde bir yasaya da girdi bu ifade. Ama Sayın Cumhurbaşkanından daha fazla, iktidar partisi milletvekillerinden daha fazla sayın MHP milletvekili arkadaşlarımın kullanmış olması nedeniyle de bu kavramı bir sorgulayalım diye düşünüyorum. Yani "Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi" diye bir şey olmaz. Bir kere, 16 Nisanda değişen sadece hükûmet sistemi değildir, yasama değişmiştir, yargı değişmiştir, tüm erkler değişmiştir. Olayı hükûmete indirgeyerek tanımlamak mümkün değil. "Parlamenter demokrasi" diyoruz "başkanlık sistemi" diyoruz ikisini de demokratik sistem olarak görüyoruz. Ama bu Cumhurbaşkanlığı sistemi aslında demokratik de değil. Yani ileride nereye evrimleşeceğini de bilmiyorum. Bu sistem demokratik bir sistem değil bir kere. Yani ileride diktatörlüğe mi evrilir yoksa faşizme mi evrilir, bunu ben de kestiremiyorum.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Millî iradenin kabul ettiği bir şey.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama yani bir şey söylenecekse hiç değilse bu "hükûmet"i çıkarmak lazım. Yani bir de öneri yapayım "Cumhurbaşkanlığı sistemi" mesela daha şık bir şey gibi geliyor bana.

BAŞKAN - Sistem Cumhurbaşkanlığı sistemi değil ama yani.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama "başkanlık sistemi" diyoruz ya, evrensel kavramlaşmış bir şey var. Adını "başkanlık" koymadık "cumhurbaşkanlığı" koyduk, hiç değilse "cumhurbaşkanlığı sistemi" diyebiliriz.

BAŞKAN - Erkler arası ayrılığın vurgulanması için tercih edildi belki de.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet şimdi, 2018 bütçesine göre Cumhurbaşkanlığı bütçesinde dikkatimizi çeken şeyler şunlar: Birincisi Cumhurbaşkanlığı bütçesinde büyük bir artış var. Bu yılın tasarruf yılı olacağı ilan edilmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı bütçesinde bu tasarrufa riayet edilmemiştir. 845 milyon TL olan 2018 Cumhurbaşkanlığı bütçe harcama ödenekleri 2,8 milyar TL olarak önerilmiştir, Meclise gelmiştir. Yaklaşık yüzde 231 artış söz konusudur. Bu artışın elbette bir nedeni vardır, bu neden konusunda da gerekli açıklamanın yapılacağını umuyorum.

Personel harcamalarına baktığımızda yüzde 179'luk artış var, mal ve hizmet alımlarına baktığımızda bunda yüzde 631'lik bir artış var. Yani bu artışların diğer bütçe ödeneklerine baktığımızda hiç telif edilir tarafı yoktur. DSİ'nin, Karayollarının yatırım ödeneklerinde bile tasarrufların, kısıtlamaların olduğu bir ortamda Cumhurbaşkanlığı bütçesindeki bu artışlar doğru değildir diye görüyorum ama bir gerekçesi varsa onu da bilmek isteriz. Ama asıl dikkati çeken konu temsil ve tanıtım giderleri.

Bakın, temsil ve tanıtma giderlerinde günlük ödenek miktarı 282 bin liradır, bir günde 282 bin liralık temsil ödeneği var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir yıllık temsil ödeneğinden daha fazla bir aylık Cumhurbaşkanlığı temsil ödeneği var. Ama Cumhurbaşkanlığı sütununda gördüğümüz bu günlük 282 bin liralık temsil ödeneğine karşılık Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bütçesindeki temsil ve tanıtım ödeneği çok daha fazla dikkat çekici. Buradaki günlük, bakın, İletişim Başkanlığının bütçesindeki günlük temsil ve tanıtım ödeneğinin miktarı 720 bin liradır. Bu günlük 720 bin liralık, yıllık 259 milyon liralık temsil ödeneğini İletişim Başkanlığı nereye kullanıyor? Yani doğrusu bunu bilmek istiyorum. Ama bunu da muhtemelen Sayın Cumhurbaşkanı kullanıyorsa Sayın Cumhurbaşkanımızın günlük temsil ödeneği 1 milyon lira demektir. Bu büyük bir rakam Sayın Başkan. Yani bunu güvenilir, ikna edici bir açıklama yapmadıkları takdirde burada, Komisyonda azaltmamız gerektiği kanaatindeyim.

Diğer taraftan, bakın, yani bir de çok yakışık almayan bir durum olarak düşünüyorum. Bunun da bence düzene sokulması lazım. Cumhurbaşkanı aile bireyleri ile bakmakla yükümlü olduklarına ilişkin her türlü tedavi, ilaç ve cenaze giderlerine ilişkin özel ödenek öngörülmüştür 2019 bütçesinde. Bu ödenek miktarı da 3 milyon Türk lirasıdır. Şimdi, diğer tüm SSK'lılar ve diğer sosyal güvenlikten yararlananlarda bu tedavi, ilaç, cenaze gideri gibi şeyler sadece bakmakla yükümlü olduğu çocuklarını kapsarken burada bakmakla yükümlü olduğu işte yaşı on sekizi geçmiş, tahsil hayatı bitmiş çocukları da kavrayacak şekilde "aile bireyleri" ifadesi kullanılmaktadır. Çocuklar, torunlar, torunların torunları giriyor mu buna? Nasıl bir harcama usulü var? Ama yıllık 3 milyon lira bir ödenek konulduğuna göre sağlık ihtiyacı için, bunun büyük bir rakam olduğunu düşünüyorum ve bunun Anayasa'daki 10'uncu maddedeki "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz."a uygun olmadığını ve bu maddenin biraz da şık olmadığı için değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Tabii, sadece olay bununla ilgili değil. Şimdi "Cumhurbaşkanlığına 17 binek otomobil, 1 minibüs, 1 panel, 2 otobüs, 6 diğer taşıt alınması." diye, yeni araç alımlarıyla ilgili bir ödenek var. Aslına bakarsanız, Başbakanlık kaldırıldı. Başbakanlıkta atıl o kadar çok taşıt vardı ki bunların hepsi muhtemelen Cumhurbaşkanlığına devredildikten sonra bu ilave taşıtlara niye ihtiyaç duyulduğunu da merak ettiğimi belirtmek istiyorum. Ama bir başka konu var, bu da bu Türkiye Varlık Fonu'yla ilgilidir. Cumhurbaşkanımız, artık, Türkiye Varlık Fonu'nun Başkanıdır ve dolayısıyla bu Varlık Fonu'nun Cumhurbaşkanlığı bütçesinde görünmesi lazım, bütçede böyle bir kalem yok.

Bütçede olmayan, cetvelde göremediğim bir başka kalem de şudur: Yani örtülü ödeneği nereye koyduk? Eskiden örtülü ödeneği, bildiğiniz gibi, Başbakan kullanırdı, daha sonra Başbakanla birlikte Cumhurbaşkanına da örtülü ödenek hakkı verildi, sonra Başbakanlık kalkınca şu anda örtülü ödeneği sadece ve sadece Cumhurbaşkanı kullanmaktadır. Başbakanlığı döneminde beş yıl boyunca örtülü ödeneğe bakan kişi de ben olduğum için biliyorum; bu, çok kolay, çok rahat harcanan bir kalemdir. Hatta çok rahat söyleyebilirim, insan şahsi parasını bu kadar rahat harcayamaz. Harcamayı yapan Başbakan, sonunda "Aylık, yerine harcanmıştır." diye imza attığı takdirde bütün harcamalar meşrulaşır, sarf evrakları bile saklanmaz. Bir yere harcandığını söyleyen, suç işlemiş sayılır bilgisi dâhilinde olsa bile. Böylesine koruma altına alınmış bir harcama. Buna sıkı sınırlar getirilmesi gerektiği kanaatindeyim ama konjonktürün uygun olmadığı bir ortamda bunun sınırlanamayacağını da biliyorum. Geçen seneki örtülü ödenek 3 milyar liraydı. Yani belgesiz, kayıtsız harcama yetkisi içerisinde kullanılan 3 milyar liralık, eski hesapla 3 katrilyon liralık bir örtülü ödenek harcaması vardı. Bu sene bütçe cetvelinde ben göremedim ama bu seneki veya 2018'de şu ana kadar harcanan miktarın ne olduğunu, 2019'la ilgili de ne öngörüldüğünü bilmemiz lazım. Her ne kadar örtülü ödeneğe sembolik bir para konulur, yıl içerisinde yedek ödenekten aktarmak suretiyle çoğaltılırsa da en azından yıllık bir perspektif olur. O perspektifin ne olduğunu da 2019 için bilmemizde fayda olduğu kanaatindeyim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, elbette sistem değişmiştir ve bu sistem yeni kurallarına göre işlemiştir ama hiçbir zaman denetim mekanizmalarının ortadan kaldırılmasının ne uygulayıcılara ne de ülkeye faydalı olduğu kanaatindeyim. Denetim ne kadar güçlü olursa, ne kadar iyi işlerse uygulayıcılar da yaptıkları işi o kadar düzenli yaparlar diye bakıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için Meclis güçlü olmalıdır ve Meclis denetim fonksiyonlarını bihakkın yerine getirebilmelidir diye bakıyorum.

Diğer bir konu da -zamanımız çok yetersiz olduğu için, denetim görevlerimizi yeterli sürede de yerine getirmekte zorluk çektiğimiz için- Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde konuşmak istiyorum ama ilgili görevli, Diyanetten kimse var mı burada?

BAŞKAN - Burada, Başkan Yardımcısı geldi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dinin her şeyin üzerinde olduğunu düşünmek lazım. Özellikle, siyaseti, siyasi emelleri dinin önüne koymanın dine de haksızlık olacağı kanaatindeyim ve maalesef, pek çok cuma hutbesinde, iktidarın politikalarının cuma hutbesine taşındığını gördüm. Yani bir yolsuzluk haberi çıkıyor, yolsuzluk tartışılırken beş ayrı hafta, imalı olarak, bazen doğrudan kelimeler, cümleler kullanılarak cuma hutbelerinde dinlemişimdir ve rahatsız oldum. Yani niye dinin önüne başka bir şey koyuyorsunuz? Hele siyaseti dinin önüne koyarak siyaseti asli unsur hâline getirdiğiniz zaman dine yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Bırakın, siyaset kendini savunsun. Siyasetin yanlışlarını topluma kabul ettirmek için çaba harcamak Diyanetin görevi değil ki. Veya işte ayrı bir başlık altında belki tartışmak gerekir, bilmem Halep... İşte, devlet Halep'i alacağı sırada Diyanetin cuma hutbelerinde kıyametler kopuyordu, yer gök inliyordu, aman, 1 milyon kişi göç edecekmiş, bilmem ne olacakmış. Türkiye'deki bütün Suriyeli göçmenler devletin işgal ettikleri yerlerden değil, devletin elindeki yerleri, emperyalizmin sürdüğü çeteler işgal ederken ortaya çıkmıştır. 5 milyon dış göç, 7-8 milyon iç göç; hepsi tamamen emperyalizmin uluslararası seyyar teröristleri Suriye'ye sokmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Bunu bir tarafa bırakıp bir yanlış politikayı meşrulaştırmak için böyle cemaate gözyaşı döktürecek şekilde cuma hutbesi okutmaktan daha büyük kötülük olmaz dine. Bu yapılmaması gereken bir şey. Bakın, Haçlı Seferlerinde bu kadar vahşet yaşanmamıştır Orta Doğu'da. Moğol istilaları sırasında bu kadar vahşeti ve acıyı İslam dünyası çekmemiştir. Bütün bu acılar yanlış Orta Doğu politikaları yüzünden çekilmiştir, Diyanetin destekleme eğilimi gösterdiği politikalar yüzünden çekilmiştir. Bu, dine de hakarettir ya. Yazıktır. Veya işte, bir ayı geçti, "Ekonomik savaş ilan ettiler." diye hutbe dinliyorum. Kardeşim, hükûmetin politikalarını sen orada cuma hutbesine çevirme hakkını kendinde nerede görüyorsun? Din sana bunu veriyor mu? Bırak siyaset kendini anlatsın, varsa bir ekonomik savaş onu kendisi söylesin, bu senin görevin değil ki. O bakımdan, insanları dinden soğutmak İslam'a aykırı bir şeydir. "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin." diyor hadisişerifte. Diyanetin görevi bu dinden nefret ettirmek değildir insanları. O bakımdan, bu konunun üzerinde -her dinlediğim cuma hutbesinden sonra- şimdiye kadar susmuştum, ilk kez burada konuşuyorum, konuşmaya devam edeceğim çünkü daha önce bunun yanlış olduğu kimse tarafından söylenmemiş olabilir diye bakıyordum.

Diğer taraftan, zaman zaman...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Biz devlete sahip çıktık.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Devlet başka, iktidar başka, parti başka. Devlete sahip çıkmak başka bir şeydir, partiye sahip çıkmak başkadır kardeşim.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Hemşehrim, "Toprak bütünlüğü" dediğiniz devlettir. Devlet bütünlüğünde olabilmesi için insan topluluğu olması lazım, insan topluluğunda genelin olması lazım. Devletine sahip çıkmak suç mudur ya?

CAVİT ARI (Antalya) - Siyasi mesajlar veriliyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya, emperyalizmle iş birliği yaptığın politikaları savunmak Diyanetin görevi mi?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Hangi emperyalizmle ya?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Amerika'yla birlikte iş birliği yaparak başlatmadınız mı Suriye politikasında, Libya politikasında, Yemen politikasında? Bilmiyor muyuz?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Şimdiye kadar küresel politikalar...

BAŞKAN - Sayın Çelebi, müsaade edin.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Üstelik bu emperyalist politikalar siyonizmin stratejilerine dayanıyor.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Küresel liderlik yapan bir lider var mı?

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onu konuşuruz, Dışişleri bütçesinde konuşuruz onu. Burası yeri değil.

BAŞKAN - Bir dakika... Arkadaşlar, müsaade eder misiniz...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Hayır, hayır, yok ki! Küresel lider ya!

BAŞKAN - Müsaade edin Sayın Çelebi.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Bir anlatsana kardeşim ya! Bir bütçede anlat şu liderliği de görelim ya!

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Niye böylesiniz ya! İnsan bir teşekkür eder ya!

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Küresel lider olmak emperyalizmle iş birliği yapmak mı oluyor?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - İnsan bir teşekkür eder ya.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Emperyalizmle iş birliği yapmak küresel liderlik değildir.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Emperyalist değil. Emperyalizmi ayağına getiriyorsun...

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Çelebi, Diyanetin görevi, imamın görevi o değil.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben makul bir şey anlatmaya çalışıyorum, sınırlarımı aşıyorsunuz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Şener...

BAŞKAN - Sayın Çelebi, anlaşılmıştır.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben makul bir şey anlatmaya çalışıyorum, sınırlarımı aşıyorsunuz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Devleti tartışmak haramdır, onu siz benden daha iyi bilirsiniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tartışmak istiyorsanız gelin tartışalım.

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sizin, İslam dünyasına çektirdiğiniz acı bin beş yüz yıldır...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bir milletvekili siyaset makamı değildir.

CAVİT ARI (Antalya) - İmamın görevi siyaset yapmak değildir.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Şener....

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Milletvekilliği fetva makamı değildir.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ben fetva vermiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Nasıl fetva vermiyorsun ya!

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sayın Başkan, müdahil olsanıza!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener...

BAŞKAN - Evet, Sayın Aydemir, Sayın Çelebi, lütfen...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Şener, sonuçta Suriyeli göçmenler ülkemize gelmiştir, Diyanet İşleri Başkanlığımız da bunlara sahip çıkmayı söylemiştir, sonuca göre hareket etmiştir...

BAŞKAN - Sayın Aydemir...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Yani burada Diyaneti suçlamanın bence yersiz olduğunu düşünüyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hayır, söyleyeceğiz, söylemediğimiz takdirde yanlışlar devam ediyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Yani bir Müslüman, Müslüman kardeşine sahip çıksın demek suç mu? Yani bunu anlatmaya çalışıyor!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onu söylemiyor.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Onu söylüyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onu söylemiyor!

Diyanetin politikasını meşrulaştırmak...

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz arkadaşlar, böyle bir müzakere usulü yok arkadaşlar! KİT Komisyonuna çevirdin burayı Sayın Aydemir.

Sayın Şener, lütfen toparlar mısınız, sürenizi açıyorum, lütfen toparlayın.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani camilerin ve hutbelerin Emevi hutbelerine dönmemesini istiyorum ben. İşin özeti bu.

Diyanetle ilgili söyleyeceğim ikinci bir konu daha vardı ama oraya da girmeyeceğim. Yani özellikle, bazen akla, bilime aykırı, sitelerinde bir şeyler yayınlanıyor, sosyal medyada, onun üzerinden dine yönelik birtakım olumsuz eleştirilerin yaygınlaşmasına sebep oluyor, bu konuya da dikkat etmelerini rica ettiğimi belirterek teşekkür ediyorum.

Sağ olun.