KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunmasından büyük mutluluk duyuyorum çünkü rakamlara bakıyorum, Sayın Bakan ne zaman Plan ve Bütçe Komisyonuna uğrarsa döviz kurunda düşme yaşanıyor. Buraya geldiğinde 5,38'di dolar, şimdi 5,28'i gösteriyor yani 10 kuruş düşmüş dolar. Bu ne demektir, 457 milyar dolar dış borcumuz olduğuna göre kamu ve özel; her bir kuruşluk kur artışı Türk lirası cinsinden borcumuzu 4,57 milyar artırıyor. Dolayısıyla 10 kuruş düşmüş olduğuna göre Sayın Bakanın Komisyonumuzdaki mesai sırasında Türkiye 45 milyar Türk lirası kazanmış durumdadır.

BAŞKAN - Böyle bir hesap yapıldığını bilmiyordum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için Sayın Bakanın bu Komisyonda eleştirileri izlemesinin, dinlemesinin, cevap vermesinin büyük faydalar getirdiğini belirtmek istiyorum. Yani aslında buradaki ortamı Türkiye'ye taşımak lazım. Demek ki Türkiye'de özgür bir eleştiri ortamı olsa, insanlar, hatta zaman zaman iktidar acınacak derecede bu eleştirileri hissetseler ekonomik problemlerin giderilmesi için önemli adımlar atmış sayılacağız. Onun için her ne kadar iktidar sözcüleri...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Eleştiri yapıyorsunuz, acınacak bir şey yok.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...sayın değerli milletvekili arkadaşlarımız övgüler dizmeyi faydalı görüyorlarsa da ben her zaman eleştirinin faydalı olduğunu düşünmüşümdür. Nitekim onu bu ortamda yaşıyoruz.

Şimdi, Sayın Bakan, iflaslar devam ediyor, konkordatolar devam ediyor, intiharlar, fabrika yangınları, iş cinayetleri devam ediyor ve bütün gelir grupları da şu anda Türkiye'de perişandır. İş yerleri kapanıyor, binlerce, yüzlerce işçi işsiz kalıyor. Hatta kapanmayan, varlığını sürdüren bütün iş yerlerinde küçülme yaşanıyor. Küçülmenin anlamı şudur: 100 kişinin çalıştığı bir iş yerinde çalışan sayısı 50'ye iniyor, 20'ye iniyor ve sürekli işten uzaklaştırmalar devam ediyor. Böyle bir ortamda -zaten yüksek bir işsizlik var Türkiye'de- iş arayanlar da iş bulma umudunu kaybediyorlar. Bütün firmalar işçi azaltımına giderken işsizlerin, iş arayanların iş bulma umudu da tamamıyla ortadan kalkmaktadır.

Sadece sorun, iş adamlarıyla, işsizlerle bağlantılı değil, aynı zamanda çiftçi de perişan. Bütün tarım girdileri 2 katına çıkmıştır, tek tek saymaya gerek yok. Böyle bir ortamda, gerçekten, ziraatla, hayvancılıkla uğraşanlar perişandır. Süt inekçiliği yapanlar bile yem parasını alamaz hâle gelmişlerdir, sattıkları sütün parasını alamıyorlar.

Esnaf da perişandır. Her ne kadar esnaf takibiyle enflasyona çözüm arıyor olsanız bile verdiğiniz, ilan ettiğiniz rakamlar esnafın zor durumda olduğunu gösteriyor. ÜFE yüzde 45, TÜFE yüzde 25 demek, şu demektir: Esnaf sattığı ürünü, sattığı fiyattan tekrar rafına koyamıyor çünkü toptan fiyatlar yüzde 45 artıyor yıllık demektir. Hâlbuki sattığı ürünler yüzde 25 yıllık olarak zamlanmıştır. Sürekli kepenk kapatan esnafla karşı karşıyayız ve büyük bir sıkıntı çekmektedirler. Bütün iş kollarında aynı sıkıntıyı görüyoruz, bütün meslek gruplarında aynı sıkıntıyı görüyoruz. Bir kere, fiyatların çok yüksek artmış olması, Türkiye'deki bütün tüketicileri etkiliyor ve herkes krizi yaşıyor.

Şimdi, böyle bir ortamda "Ekonomide kriz yoktur." diye ortaya çıkmak, buna göre politika geliştirmeye kalkmak veya "Kriz yoktur." diyerek acı çeken, ızdırap çeken, intihar eden, ekmek teknesini kaybeden insanlarla alay ederek bir ekonomi politikası uygulanmaz. Önce her siyasi iktidara düşen görev, bulunulan mevcut durumu, ekonominin içinde bulunduğu durumu kabul etmek ve ona göre çözüm aramaktır. Çözümü de kendi başına, tek başına veya kendi ekibiyle değil, en aykırı sözleri söyleyen, en ağır tenkit edenlerle birlikte oluşturmak zorundadır. Yoksa bu badireler aşılamaz. Nitekim Hükûmetin ve Sayın Bakanın kendi verdiği rakamlar "Sadece 2018'de değil, 2019'da da kriz var." diye bağırıyor, "2020'de de kriz var." diye bağırıyor. Büyümeyle ilgili, enflasyonla ilgili, işsizlikle ilgili, kurlarla ilgili, faizlerle ilgili rakamlara baktığınızda bunu görüyorsunuz.

Bakın borçlara, dış borçların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 60'a ulaşmış vaziyettedir. Bu, 2001 krizi sırasında da bu oranın altındaydı, rakamlar. Diğer taraftan, faize bakıyoruz, yani son çeyrek asrın en faizci iktidarı, mevcut iktidar oldu. Her faize bağırdığında faiz artıyor. Ya, bu faiz merakı nereden geliyor? Bağırdıkça artıyor, kızdıkça, azarladıkça faize, faiz azar dinlemiyor, başını yukarı kaldırıyor. Elinizde bütün politikalar var, uyguladığınız hiçbir politika, faizi düşürmeye yetmiyor ve faiz oranları sürekli artıyor. İşte vaktiyle çok düşük bir faiz oranı varken Türkiye'de, sürekli artmıştır. Bakıyoruz, politika faizi şu anda yüzde 24 düzeyine çıkmıştır, mevduat faizine bakıyoruz, 24-25 civarında devam ediyor, kredi faizleri 35-40 arasında, üstelik bankalar kredi de vermiyor, yüzde 40 faiz de ödeseniz kredi vermiyor kendi sıkışıklıkları nedeniyle. Böylesine, kredi mekanizmasının daraldığı, finans kesiminin işlevsiz hâle geldiği bir ekonomide "Kriz yoktur." demek mümkün değildir. Çarkını çevirmek, işini döndürmek, bir siparişinin finansmanını sağlamak isteyen bir iş adamı, eğer sermayesi yoksa veya bir yerde kendi mevduatı yoksa kredi bulup da işini çevirme imkânına sahip değildir. Bu, doğrudan doğruya ekonominin ne kadar zor bir durumda olduğunu, nasıl bir resesyonun içerisine girdiğini ve bunun giderek bir yumak gibi büyüdüğünü göstermektedir.

Millî gelir oranları düşmüş bir kere, miktarı düşmüş, kişi başına millî gelir miktarı azalmış. On-on iki yıl önceki kişi başına millî gelirin daha altında bir kişi başına millî gelir olduğunu Sayın Bakan, Orta Vadeli Program'ı açıklarken söyledi. Yani bu ekonomi nasıl iyi bir ekonomi olur, bu ekonomi nasıl Sayın Bakanın zaman zaman konuşmalarında yansıttığı gibi, böyle, parlak bir ekonomi olabilir, ne zaman görülmüştür on-on iki yıl önceki kişi başına millî gelirden daha düşük bir kişi başına millî gelirin var olduğu Türkiye? Böyle bir ortamı Türkiye yaşamamıştır. Üstelik de yine, açıklamış olduğu rakamlara göre 2019'da da 2020'de de kişi başına millî gelir, 2008 yılından daha düşük olacaktır. Üstelik de hesaplama yöntemlerini sürekli değiştirdikleri hâlde. Millî geliri büyütemeyen iktidar, sürekli hesaplama yöntemlerini değiştiriyor, yeni hesaplama yöntemlerine göre, eski hesaba göre yüzde 25 daha büyük bir artış gösteriyor rakamlar ve üstelik de bu yeni hesaba göre yaptıkları revizyonu, 2012'den önceki yıllar için uygulamıyorlar. Dolayısıyla eski yıllarla karşılaştırılma imkânını da ortadan kaldırıyorlar.

İşsizlik aynı şekilde, işsizlik patlamış vaziyettedir. Resmî rakamlar mümkün olduğunca düşük göstermeye çalışsa bile şu anda çalışıyor görünenlerin zaten yüzde 34'ünün ne sosyal güvenliği vardır ne sağlık sigortası vardır ne emeklilik hakkı vardır. Bunları da çalışır saydığınız hâlde Türkiye'de genç işsizliğin yüzde 20'ler düzeyinde olduğunu gördüğümüz zaman Türkiye'de işsizliğin ne kadar büyük bir problem olduğunu hemen keşfediyoruz. İşte bu ortamda, ekonomide bu koşullar varken "Efendim, her şey güllük gülistanlık; yangınlar önemli değil, intiharlar önemli değil, konkordatolar önemli değil." Ne olacak, 300 bin kişi iş yerini kapatmış? 5'le çarparsınız onu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener, toparlayın lütfen.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kapanan iş yerlerinin haddi hesabı yok. "Yangınlar önemli değil, iş cinayetleri önemli değil." derseniz bu ülkede acı çeken, izlemiş olduğunuz ekonomik politikalardan dolayı sıkıntı çeken, acı çeken insanlarla alay etmiş olursunuz. Birincisi bu: Ekonomiye doğru teşhis koyun ve telaffuz etmekten çekinmeyin. "Evet, ekonomide sorunlar vardır. Bu sorunlar ciddidir." demesini bilmesi lazım bir iktidarın.

İkincisi: "Vay efendim, bunda bizim hiçbir kabahatimiz yok. Dış güçler ekonomide kriz çıkardılar." Bu da kabul edilebilir bir şey değil. İç dinamikler müsait olmadığı sürece hiçbir dış dinamik, bir ülkenin ekonomisini bozamaz. Bu, temel bir kuraldır. Siz on altı yıldır ekonominin başındasınız. On altı yıldır ekonominin dış dalgalara karşı direncini artırmış olsaydınız, bununla ilgili gerekli tedbirleri alsaydınız, yapısal reformları gerçekleştirseydiniz, ekonomiyi sağlam bir temele oturtsaydınız dışarıdan gelen dalgalarla malgalarla bu ülkede ekonomi sıkıntıya girmezdi, darboğaza girmezdi. Onun için kabul edin. Her türlü yetkiye sahip olacaksınız; bütün, son on yıl boyunca özellikle, sürekli Hükûmet tek başına... Hükûmet olarak kastettiğim Sayın Bakan değil. Bildiğiniz gibi, yeni sistemimizde Sayın Cumhurbaşkanı tek başına hükûmettir. Hükûmet olarak her şeye yetkili olmak için bütün düzenlemeleri yapacaksınız, sürekli yetkilerinizi artıracaksınız, sonra sorumluluğa gelince "Bu sorumluluk benim değildir." diyeceksiniz. Hem yetkili olacaksınız hem sorumsuz olacaksınız. Dünyanın hiçbir yerinde yetkileri bu kadar fazla olup sorumsuz olduğunu iddia eden kimseye ben rastlamadım. Yetki ile sorumluluk paralel gider. Ne kadar yetkiliyseniz o kadar sorumlusunuz demektir.

Dolayısıyla ekonominin içinde bulunduğu durumda da böyle dış bağlantılar vesaire demekten vazgeçin. "Evet, içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu biziz, bunu çözeceğiz." demeniz lazım.

BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bunu ilan ettiğiniz zaman bakın, 10 kuruş düşmeyecek kur, 100 kuruş düşecek ve Türkiye'nin kazancı da 450 milyar dolar olacaktır.

Evet, bütçe hayırlı olsun özet itibarıyla.