KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, yine bir İhale Kanunu istisnasıyla ilgili maddeyi görüşüyoruz. Bu dönemde Plan ve Bütçe Komisyonunda çalışmalar başladığı andan itibaren gündemimize gelen bütün metinlerde denetimle ilgili, İhale Kanunu'yla ilgili maddeler eksik olmuyor. Yani bu denetimle ve ihale kurallarıyla iktidarın ne rahatsızlığı var, onu da anlayamıyorum. Devlet varsa devletin usulüne, adabına göre işlemesi lazım, kendi içinde denge-denetim mekanizmalarını kurmuş olması lazım ve bu konuda da en önemli mekanizmalardan biri denetimdir, diğeri de ihalelerin yani kamu parası harcanırken bu harcamayla ilgili usul ve esasların belli prensiplere bağlı olmasıdır, dayalı olmasıdır. Ancak bu maddede de görüyoruz... Çay İşletmeleri hakkında bir şey söylemeyeceğim ama merak ediyorum, Cemal Bey, ÇAYKUR'un yönetiminde bulunduğunuz yıllar hangileriydi?

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - 1996-1997 Refah-Yol Hükûmeti zamanı.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir anımı anlatacaktım ama 1997'den sonraydı, onun için, sizinle ilgili olmadığı için geçeyim o zaman.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Siz de Maliye Bakanıydınız o zaman.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere şunu bilmemiz lazım: Kamunun parası böyle rastgele ortaya çıkan veya havadan düşen veya banknot matbaasının çalışarak ürettiği bir para değildir; kamunun harcadığı para -her yıl burada bütçe görüşmeleri sırasında da bunu tekrar ediyoruz- halkın ödediği paralardır. Bu ülkede 81 milyon insan yaşıyor, bu insanlar içerisinde, yurttaşlarımız içerisinde çok yoksul, dar gelirli, evinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeyde milyonlarca kişi var. Bunlar da dâhil, ekmek alırken, peynir alırken, zeytin alırken, tuz alırken KDV'dir, ÖTV'dir diye vergi ödüyor, telefonlarıyla konuşsun, konuşmasın sürekli vergi ödüyor, arabasına doldurduğu benzinden, traktörüne yüklediği mazottan vergi ödüyor, hatta fiyattan daha fazla vergi ödüyor. Bu vergiler toplanıyor bütçeye giriyor ve bütçe-hazine ilişkileri içerisinde kamu harcamaları buradan karşılanıyor. Baktığımız zaman, bütçede vergi gelirlerinin gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 20 civarında, merkezî yönetim bütçesi dışındaki vergi ve diğer gelirleri de dâhil ederseniz aşağı yukarı toplam kamu gelirlerinin millî gelire oranı yüzde 25 civarında. Yani bunun anlamı şudur: Her vatandaşımız yıllık gelirinin dörtte 1'ini devlete teslim ediyor. "Bunu düzgün harcayın, kamu görevini düzgün yapın, parayı harcarken de usulsüzlük yapmayın, israf yapmayın, doğru harcayın ve namuslu harcayın." diye teslim ediyor. İşte, her vatandaşın yıllık gelirinin dörtte 1'ini devlete emanet ederken duyduğu bu hassasiyeti, duyguyu gerçekleştirebilmenin bir yolu var, o da nedir? Harcamaların kurallara göre, usule göre ve yolsuzluğa elvermeyecek prensiplere göre harcanmasıdır. Bunlar delinirse de güçlü denetim mekanizmaları kurulmak suretiyle kamu harcamalarının doğru harcanmasını sağlamaktır. Bakın, iyi niyetle hiçbir şey olmaz. "Biz dürüst insanız, iyi niyetliyiz, asla yetimin malına elimizi sürmeyiz, yetim hakkı yemeyiz." demekle olmaz bu işler. İnsanların önüne milyonları koyacaksın, milyarları koyacaksın, yüz milyarları koyacaksın sonra da her türlü denetimden, her türlü usulden, kuraldan muaf tutacaksın "Al bu parayı, harca." diyeceksin. Böyle bir harcama ortamında yolsuzluk yaygınlaşır, usulsüzlük artar, keyfîlik ayyuka çıkar ve vatandaş soyulur netice itibarıyla. Bir vatandaş çocuğuna küçük bir harçlık verdiği zaman takip ediyor "Bu parayı nereye harcamış?" diye. E, biz cebimizdekinin yüzde 25'ini veriyoruz, sadece biz değil, her bir vatandaş veriyor, asgari ücretli de veriyor, işsiz de veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ödediği bu parayı denetlemesi lazım veya bu paranın doğru harcanması lazım. Şimdi, çıkarıyorsunuz, bilmem "İhale Kanunu'ndan bu iş muaftır." diye. Yani niteliği itibarıyla bu maddede düzenlenen muafiyet ne kadar hakkaniyete uygundur, değildir diye tartışmıyorum. O kadar çok değişiklik yapıldı, o kadar çok İhale Yasası'na istisna getirildi ki bu istisnalar içerisinde onlarla karşılaştırırsanız "Eh, bu da mütevazı bir istisnadır." diyebilirsiniz ama mantık yanlış. Sürekli bu istisna maddelerini artırmanın bir mantığı, gereği yoktur. Üstelik de daha önceki sistem ile bugünkü sistem farklılaşmıştır. "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" diyorsunuz, sürekli vurgu yapıyorsunuz "Bu sistemi anlamadınız." diyorsunuz, bana kalırsa, bir de tersten baktığımız zaman, sizin de bir tersten görmeniz gereken yerler var. Nedir? Daha önceden bakanlar vardı, Bakanlar Kurulu vardı, çok sayıda ita amiri vardı, merkezîleşmemişti, her bir bakanlığın bünyesinde denetim-denge sistemleri vardı, Parlamento vardı, yargı vardı, şimdi bunların hepsi Cumhurbaşkanının bütün erklere hâkim olduğu bir sisteme dönüştü. Bu kadar çok yetkiyi vereceksiniz ve bu yetki arttıkça buna da uygun sorumsuzluk vereceksiniz, bu olmaz.

Bakın, paranın doğru harcanması için yetkiler ne kadar artıyorsa denetimlerin ve kuralların da o kadar artması lazım. Kuralları, denetimi azalttıkça, yetkiyi verdiğiniz yerde bir ton usulsüzlükler olur. Bakın, böyle bir düzenleme yapmak suretiyle bu parayı harcayanları günaha sokuyorsunuz. Uzaktan bakınca Sayın Cumhurbaşkanını sevdiğiniz zannediliyor. Hayır, kötülük yapıyorsunuz, günaha teşvik ediyorsunuz. Biz aksine Sayın Cumhurbaşkanının ve etrafındakilerin, parayı harcayanların günaha girmesini önlemek için kuralları savunuyoruz. Siz de "İlla biz günaha sokacağız Sayın Cumhurbaşkanını ve perişan edeceğiz." diye mücadele ediyorsunuz ya. Yazıktır yani. Kuralları beraber düzgün koyalım. Madem yeni bir sisteme geçmişiz, yasamanın daha güçlü olduğunu iddia ediyorsunuz -ben aynı görüşte değilim- güçlü olduğunu beraber bir gösterelim. Baştan sona harcama kurallarını gözden geçirelim. Temel, aradığınız şeye de uygun olan budur.

Onun için, yani, buraya kanun teklifiyle gelen arkadaşlar lütfen bu denetim sistemini çökerten, harcama kurallarını yok eden maddeleri buraya getirmesinler. Burası yasama organı. Sanki parayı ve millî gelirin dörtte 1'ini burası harcayacak gibi... Hâlbuki, buranın görevi denetlemek, harcamayı kolaylaştırmak değil. Eğer güçler ayrılığı olsa, Parlamentoya Cumhurbaşkanı hâkim olmasa kurallar azalmaz, artardı, denetim mekanizmaları artardı. Eğer burada kurallar azalıyorsa, para harcamayla ilgili kurallar yok ediliyorsa ve denetim tasfiye ediliyorsa bil ki bu ülkede sizin tanımladığınız bir sistem değişikliği olmamıştır, sistem çökmüştür, tek bir güç Türkiye'deki bütün erklere hâkim olmuş demektir. Bu da ülkenin felaketi demektir. Bu felaketi adım adım görürüz. Bakın, bu krizin, yaşadığımız ekonomik sıkıntının sebebi de sistem değişikliğidir. Siz doğru çalışsanız sistem değişikliği de ekonomiye zarar vermez. Birlikte, el birliğiyle çalışması lazım muhalefetin veya Hükûmet partisinin. Biz bir şeye "hayır" diyoruz, siz "evet" diyorsunuz; siz "hayır" diyorsunuz, biz "evet" diyoruz ya.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Niye öyle oluyor?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Böyle bir Parlamento olmaz bu sistemde.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - O zaman gözden geçirelim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eğer erkler ayrılığı varsa böyle bir sistem olmaz. Oturup baş başa Parlamentodaki işlerin nasıl yürüyeceğiyle ilgili diyaloglarımızı artırmamız lazım. Biz de istiyoruz ki ülkede iyi şeyler olsun. Zannediyorsunuz ki siz iyi şey yapmaya çalışıyorsunuz, biz kötü şey; biz de zannediyoruz ki siz kötü şey yapmaya çalışıyorsunuz, biz iyiyi zorluyoruz zannediyoruz.

Evet, saygılar sunuyorum.