| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2215) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .10.2019 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, çok kısa olmasın ama size tekrara düşmemek ve konudan kopmama sözü veririm çünkü daha önce de söz almıştım anımsarsanız.
Yani bakın, bir, elinizi öyle yapmayın çünkü burası Adalet Komisyonu, biz de milletvekilleriyiz, millet adına görev yapıyoruz ve 39 maddelik bir teklifi bir gecede geçirmek zorunda değiliz.
BAŞKAN - Biz geçireceğiz, siz rahat olun.
MURAT EMİR (Ankara) - İzin verirseniz, ben, bakın, sizi ve Komisyonumuzu sıkmamak, konudan kopmamak ve tekrara düşmemek sözü veriyorum ama dikkatle dinlenirse...
BAŞKAN - Şimdi bir dakika "Eğri oturup doğru konuşalım." diye bir söz var. Ne zaman biteceğine, nasıl bitireceğimize biz karar veririz.
MURAT EMİR (Ankara) - Veremezsiniz, Komisyon karar verir.
BAŞKAN - Siz Komisyon üyesi değilsiniz, tabii ki Komisyon karar verir.
MURAT EMİR (Ankara) - Milletvekili olarak konuşacağım burada.
BAŞKAN - Konuşmak için size söz verdim ama bu Komisyonun nasıl bitireceğine siz değil, biz Komisyon olarak karar veririz.
SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Ben karar vereceğim demedi ki zaten.
MURAT EMİR (Ankara) - Benim bir milletvekili olarak 39 maddelik bir teklifin bir gecede geçmek zorunda olmadığını söyleme hakkım var.
BAŞKAN - O sizin düşünceniz ama katılmıyorum.
MURAT EMİR (Ankara) - Zaten düşüncemi söylüyorum Sayın Başkan.
Teşekkür ederim.
Değerli arkadaşlar, öncelikle bu somut maddeyle ilgili görüşümü ifade etmek isterim. Şöyle ki: Şimdi burada daha önce olağanüstü hâl koşullarında kanun hükmünde kararnamelerle son derece keyfî bir biçimde vatandaşlarımızın bir kısmının gerekçesiz bir biçimde pasaportları iptal edildi. Şimdi, bir yargı reform paketi görüntüsü adı altında 39 madde getiriliyor, aslında bize göre bunun içi boş, içinde dikkate değer neredeyse hiçbir şey yok.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Boşsa niye konuşuyorsun, kimsenin vaktini alma.
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, ben burada bunu konuşacağım eğer izin verirseniz, hatta vermeseniz de konuşacağım da.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Boşsa niye konuşuyorsun, boş gördüğün konuda, öyle diyeyim.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben bunun boşluğunu anlatmak zorundayım, burası sizin babanızın çiftliği değil.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Senin de babanın çiftliği değil.
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın daha konuşmaya başlamadım ya. Benim bu teklife "boş" deme hakkım yok mu?
BAŞKAN - Diyebilirsin ama...
MURAT EMİR (Ankara) - Boş derken konuşma hakkım yok mu?
BAŞKAN - Konuşum ama maddeyle ilgili konuşun.
MURAT EMİR (Ankara) - Bir dakika ya, bakın beni tanıyorsanız eğer ben burada görüşlerimi ifade etmeye geldim ama bu tavır, tavır değil, uyarın.
BAŞKAN - Ben burada uyarılması gereken...
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, daha iki cümle kuramadım, susacaksınız ve ben konuşacağım. Ne konuştuğumu duymadınız daha.
Bu teklif, beklenen, özlenen, yargının ihtiyaçlarını karşılayacak bir teklif olmaktan çok uzak. Bakın, hatta izin verseydiniz ben şunu söyleyecektim: Buradaki bu teklifteki bu maddeyle ilgili fikrimi söyleyecektim. Bu madde aslında görünürde bir hakkı vermek üzerine görülüyor ise de en nihayetinde yine idarenin keyfiyetine bırakmaktadır. Yani olağanüstü hâl koşullarında bu pasaportlar nasıl iptal edildiyse, nasıl keyfî, nasıl hukuksuz, nasıl haksız iptal edildiyse şu anda da İçişleri Bakanlığına aynı yetki devredilmektedir.
Gerekçesi nedir bunun? Gerekçesi şudur: Zaten 22'nci maddesinde böyle bir hak var, 22'nci maddesinde bize deniyor ki: "İdare pasaport verirken zaten bu yetkiyi kullanıyor, dolayısıyla biz yeni bir kısıtlama getirmiyoruz." Bakın, teknik bir konu konuşuyorum ama burada incelik şuradadır: Zaten var, kişinin pasaportu var, kişi zaten yurt dışına çıkıyor, zaten pasaport almayı haiz, hatta içerisinde Sayın Kaboğlu Hocam gibi yurt dışında kürsülerde ders veren akademisyenler de var, bunlar zaten çıkıyorlar. Dolayısıyla burada artık 22'nci maddeden bahsetmek olanaksız. Şimdi, bu kişi hak etmiş, olağanüstü hâl koşullarında pasaportu iptal edilmiş, olağanüstü hâl kalkmış ve bu kişinin mahkemelerce masumiyeti ispat edilmiş ve tekrar dönüyorsunuz İçişleri Bakanlığına, tekrar bir yetki veriyorsunuz. Bu haksız bir yetkidir, bu gereksiz bir yetkidir ve bu aslında keyfiyetin devam ettirilmesidir.
Şimdi, bu kanun nereden çıktı arkadaşlar? Aslında böyle bir niyet var, bazen görüyoruz, aslında siyasi iktidarın yalpalamaları içerisinde bazen demokratikleşeceğiz, bazen Avrupa Birliğine vize serbestisi alacağız, bazen dünyadan destek alacağız arayışları içerisinde zaman zaman demokratikleşme adı altında bir şeyler söylendiğini görüyoruz ama aslında bu paketin temel esprisi Cumhuriyet gazetesi davasıdır. İzin verirseniz ben bu Cumhuriyet gazetesi davası üzerinden...
YUSUF BAŞER (Yozgat) - Ya, konuya gel kardeşim.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben konunun içerisindeyim.
Cumhuriyet gazetesi davası üzerinden hem bu paketi hem de yargının içinde bulunduğu sorunları tartışarak Türkiye'nin aslında ihtiyaç duyduğu paketin olması gereken vasfını kısaca ifade etmeye çalışacağım.
Bakın, Cumhuriyet gazetesi davasında 6 sanık açısından istinafa gidip, 6 sanık açısından kesinleşmesi için Yargıtaya gidince, aynı dosya içerisinde 6 sanığın temyiz kabiliyeti olmayan dosyaları dolayısıyla tekrar cezaevine girmeleri durumunda Sayın Bakan isabetli bir biçimde demişti ki: "Bugün içeri düşenlerin, hapis yatanların günahı ne?" Ve asıl kaygı budur.
Oysa değerli arkadaşlar, sadece bu değil, bakın, 2013'teki iddia edilen delillerle desteklenen 2016'da açılmış bir dava söz konusu. Davayı açan kim? O sırada dahi FETÖ soruşturmasına tabi olmuş bir sayın savcı. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, yargıyı FETÖ'ye teslim etmek, yargıyı böylesine siyasallaştırmak, böylesine araçsallaştırmak sonucunda aslında sadece Cumhuriyet gazetesi davasında değil, birçok davada da gördüğümüz gibi, en nihayetinde böylesine çarpık, hukuki dayanaktan yoksun davalar oluşmuştur ve sonuç olarak, yargının zamanında FETÖ'ye teslim edilmesinin bir sonucu olarak da FETÖ'yle en sert mücadeleyi vermiş olan Cumhuriyet gazetesi yazarları gibi ve daha nice Türkiye'deki aydınlar gibi, onlar da yargılanmaktan kurtulamamışlardır.
Bakın, değineceğim diğer nokta, bu kişiler neredeyse dokuz ay tutuklu kalmışlardır ve iddianame beklemişlerdir. Bu, önemli bir gecikmedir ve bu gecikmelere dönük bu pakette maalesef bir şey görmüyoruz, gecikmeye dönük bir şey yok. Bir buçuk yıl tutuklu kaldılar neredeyse. Uzun tutukluluk bizim yargı sistemimizin temel sorunlarından biridir, tutukluluk bir cezalandırmaya dönüşmüştür ama bugün getirilen modelde, bu taslaktaki tutuklulukla ilgili sınırlamaların, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında zaten bir buçuk yıl olduğu için buradaki ne Cumhuriyet gazetesi davasındaki tutuklular açısından ne diğer davalardaki tutuklular açısından soruşturmadaki bir buçuk yılın hiçbir önemi olmamaktadır. Dolayısıyla buradaki teklifin içi boştur Cumhuriyet gazetesi davası açısından ve diğer davalar açısından.
BAŞKAN - Ama o tutukluluğu o maddeye gelince söylersin. Bakın, ısrarla söylüyorum, bu madde üzerinde konuşun. Tutukluluk burada değil.
MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, ihtiyaç bu değil miydi? Bir saniye. Çok hızlı geçiyorum Sayın Köylü ya.
BAŞKAN - Bakın, ben size rica ediyorum yani tutuklulukla ilgili de madde var burada, o değil.
MURAT EMİR (Ankara) - İki üç dakika daha verirseniz bitirdiğimi göreceksiniz.
BAŞKAN - Orayı sırası gelince konuşursunuz. Diğer arkadaşlarımızın hakkını alıyorsunuz.
MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, kimsenin hakkını almıyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Olur mu öyle ya.
MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi, burada bir nokta çok önemli. Bakın, aynen barış akademisyenleri davasında olduğu gibi, aynen Yargıtay kararına kadar Cumhuriyet gazetesi davasında olduğu gibi, buralara gelene kadar neredeyse hiçbir hâkimin hiçbir şerhi dahi yoktur. Dolayısıyla bu yargının nasıl tek elden yönetildiğini, nasıl yargı vasfından koptuğunu, nasıl bağımsız karar alamaz hâle geldiğini açık bir biçimde göstermiştir.
Yine Yargıtayın iptal kararında açıkça isabetle belirtilmiştir ki neredeyse hiçbir somut delil söz konusu değildir. Düşman ceza hukuku işletilmiştir ve burada suçludan delile gitmek gibi bir ilkel yöntem tercih edilmiştir. Dolayısıyla bu sorunlara değinmeyen, bu sorunlara çözüm aramayan, bu sorunları yok sayan bir yargı paketinin bir reform paketi olması mümkün değildir.
Burada tekrar ifade etmem gerekirse sözlerimi bağlarken, bu madde asla kabul edilebilecek bir madde değildir. Hem Anayasa'mız açısından hem geçerli hukukumuz açısından hem eşitlik ilkesi açısından hem hukuk devleti açısından bu keyfiyete asla izin verilmemelidir.
Teşekkür ederim.