KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, Soma'daki "hadi hadi" sisteminin bankacılıkta karşılığı satış baskısıdır. Bu sistem, çalışanları tüketmektedir, bu düzenlemede banka çalışanlarına yönelik herhangi bir madde var mı diye baktığımda bunu göremedim. Ben hocalarımdan af dilerim, haddimi aşmak istemem, ekonomist değilim ancak vahşi kapitalizmin, Türkiye dâhil, dünyanın neresinde olursa olsun emeği nasıl sömürdüğünü gayet iyi bilirim. Açıklanan paketlerin bu ülkenin çiftçisinin de emekçisinin de emeklisinin de derdine derman olmadığını da bilirim. Ben genellikle yapmış olduğum araştırmalar sonucunda bu yasa ne anlama geliyor, kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum ve bazı sorular sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği üzere, dünya ekonomisinde ekonomik, dinamik, çok boyutlu gelişmeler yaşanmaktadır. Belki de son otuz kırk yılın en önemli değişimi, finans sektörünün dizginsiz büyümesi olmuştur. Bu, çoğu zaman ülke ekonomisinin, reel üretim süreçlerinden kopuk sermaye piyasalarına mahkûm olmasını sağlamıştır. Üretim yapıp istihdam sağlayan, vergi ödeyeni kollayan bir sistem yerine, paradan para kazanmaya yönelik bir zenginleşme modeli hayata geçmiştir. Sonuç, her ülkede yükselen işsizlik ve sanayisizleşme süreçleri olmuştur.

Türkiye ise 1980 sonrası hayata geçirilen neoliberal politikalarla beraber, finansal, küresel ekonomiye entegre olmuştur. Bu süreçte, 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbest bırakılması dönüm noktası olmuş; bu hamle, ekonomik performansın kısa dönemli ve dengesiz sermaye akışlarına bağlı olmasına neden olmuştur. Amerika Başkanı Donald Trump bir "tweet"le ülke ekonomisini tehdit etme cüreti gösterebiliyorsa bu gücünü ülkemizin ekonomisinin sıcak para akışına dayalı kırılganlığından almaktadır.

Sermaye hareketlerinin serbest bırakılmasının bir sonucuydu bu.

1996 yılında Gümrük Birliğine, yerli ekonomimizi korumaya yönelik, hazırlık yapmadan girişimizle birlikte yerli sermayenin rekabet kapasitesinde ciddi bir düşüş olmuştur ve daha sonrasında 2001 krizi gelmiştir. 2001 sonrası ekonominin düzelmesi için yapılan reformlarda bağımsız kurumların önemi teslim edildi; Merkez Bankası gibi bağımsız olması gereken kurumlar, 2001 sonrasında, yasal düzlemde, gündelik siyasetin kısa dönemli dalgalanmalarından etkilenmesini engelleyecek yasal zırhlara kavuştu ta ki -tabii ki- AKP'nin faşizme kapıyı açan otoriterleşme politikaları bu zırhı delinceye kadar.

Elimizdeki kanun teklifi de finansallaşmış dünya ekonomisine ekonomik entegrasyonumuzun artması sonucu oluşan yeni durumlara yönelik düzenlemeler getiriyor.

Bankacılık sektörüne dair düzenleme ihtiyacı acil ve elzemdir. Bunun rotasının ne olması gerektiğini cümlelerimin başında söyledim. Bunun rotası, banka çalışanlarının çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlıklarının ve güvenliklerini sağlanması olmalıdır.

Önce, teklifle ilgili görüşlerimi anlatmak istiyorum; daha sonra, maddelerde de banka çalışanlarıyla ilgili değerlendirme yapacağım.

Elektronik para kuruluşları ve ödeme kuruluşları, şu ana kadarki fiilî durumda, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından düzenleniyor. Ancak, bankaları bile siyasi baskılarla yeteri kadar denetleyemediğini bildiğimiz BDDK'nin, elektronik para kuruluşlarını ve ödeme kuruluşlarını ne kadar denetlediği belirsizdir. Şu ana kadar BDDK, elektronik para kuruluşları ve ödeme kuruluşları hakkında kaç kez denetim yapmıştır ve denetimleri sonucunda ne gibi bulgular bulmuştur?

Özellikle internet ortamında Türkiye'ye yönelik işlem yapan yurt içi ve yurt dışı kaynaklı yetkisiz kuruluşlar veya internet platformları tespit edilmiş midir? Tespit var ise ne gibi önlemler alınmış ve yaptırımlar uygulanmıştır?

Denetim yetkisi BDDK'den alınıp Merkez Bankasına veriliyor ancak Merkez Bankasında bu konularda deneyimli, uzmanlaşmış personel mevcut mudur? Denetim yetkisini BDDK'den almanın asıl gayesi nedir?

Şu ana kadar ki uygulamalarda, ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları katılımcılardan topladıkları fonları Merkez Bankasında bloke ederdi; şimdi "Bunu bankalarda tutmanız yeterli." deniliyor. Neden böyle bir düzenlemeye gidildi? Bu, sistemin güvenirliğini azaltmaz mı? Bankalar Merkez Bankasından daha mı güvenilir? Bunun nedeni, bankaların elindeki likiditeyi arttırmak ise herhangi bir kriz anında vatandaşın güvencesi ne olacaktır? Bu kuruluşların paralarının bloke olarak tutulduğu bankalarda ileride bir finansal sıkıntı çıkarsa, ödeme kuruluşları ve elektronik para kuruluşları ile bu kuruluşlarda hesabı olanların durumu ne olacaktır?

Diğer önemli husus ise dünyada ağırlığı giderek artan elektronik paralar ve sanal paralara dairdir.

"Elektronik para"yı bilgisayar sürücünüzde bulunan ve internet alışverişlerinizde kullanılabilen ve kullandıkça da hesabınızdan eksilen bir sistem olarak tanımlayabiliriz.

Elektronik para konusunda ülkemizde düzenlemeler olmasına karşın sanal para hakkında bir düzenleme yoktur. Bitcoin gibi sanal paralara ülkemizde birçok kişinin yatırım yaptığı söyleniyor ancak bununla ilgili spekülatif söylemler bu sanal, kripto paranın değerini çok hızlı ve büyük rakamlarda arttırıp azaltabilmektedir.

Sanal paralara yönelik eleştirilerden bir diğeri ise bunlar devlet kontrollü bir para birimi olmadığı için, yapılan uluslararası para transferlerinin hem vergi kaçırma hem de kara para aklama suçlarını artırabileceği ve silah ticareti ve uyuşturucunun finansmanında gizli bir yöntem olarak kullanılabileceği yönünde olmuştur.

Ülkemizin de üye olduğu OECD bünyesinde kurulan Mali Eylem Görev Gücü (FATF), kara para aklanması ve silah ticareti ve uyuşturucunun finansmanında uluslararası bir kural koyucudur ve kurallara uymayan ülkeleri gri veya kara listeye alabilmektedir. Haziran 2019'da Mali Eylem Görev Gücü, sanal paralarla ilgili bir bildiri yayımladı. Bildiride üye ülkelere "Artık kripto para kuruluşları ve bunlarla ilgili işlemleri, kara paranın aklanması ve silah ticareti ve uyuşturucunun finansmanını önleme amacıyla, düzenlemeye tabi tutun." dedi ve bunun için bir yıl süre verdi. Türkiye'de bu yönde yapılmakta olan bir düzenleme çalışması var mıdır?

Bitcoin ve benzeri sanal paraların pazarlandığı ve alım satımın yapıldığı platformlar yasal mıdır? Birçok kişinin, Türkiye'den internet sitelerinden buralara erişim sağladığı iddia edilmektedir. Bu siteler yasayla düzenlenmediğinden, bunlar üzerinden kara para aklama, silah ticareti ve uyuşturucunun finansmanının kolaylıkla yapılabileceği söyleniyor. Bunlarla ilgili tedbirler alınmakta mıdır? Bu konuyla ilgili sorumlu kuruluş kimdir? Neden bitcoin ve benzerleri hakkında açık ve net bir düzenleme yapılmıyor ya da neden toptan yasaklamıyoruz? Büyük zararların oluşmasını, vatandaşlarımızın bilinçsizce zarar etmesini mi bekliyoruz? Yeniden Çiftlik Bank gibi facialara kapı mı aralanıyor yoksa bazı üst düzey kişiler bu kripto paralarla gizli hesaplar açıp para transferi mi yapıyor? Bunlar ivedilikle cevaplanması ve yeni kanunlarla düzenlenmesi gereken hususlardır diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun.