KOMİSYON KONUŞMASI

AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan Yardımcısını ve Genel Müdür Yardımcısı arkadaşımızı dinledik. Sayın Bakan Yardımcısı sunuşta belki klişe sözler tercih ediyor kendisi, Sayın Kıran. Yani "İslam İşbirliği Teşkilatında öncü rolümüz" dedi ve "İslam İşbirliği Teşkilatında Türkiye'nin etkinliğini artıracak bir süreç" dedi. Yani son yaşadığımız olaylar sizi çok acı bir şekilde tekzip ediyor Sayın Kıran. İslam İşbirliği Teşkilatının, maalesef, bu Şerif Hüseyin'den itibaren -ki İstanbul'da 1852'de doğup 1908'lerde, galiba işte Meşrutiyet'le beraber Mekke şerifi olarak atanan ve Birinci Dünya Savaşı'nda her türlü hıyanetin kitabını yazan kişiden sonra- daha sonra -Kaddafi dışında- Kıbrıs Barış Harekâtı'nda, en son da bu Barış Pınarı Harekâtı'nda -Filistin dâhil, Katar hariç- bütün teşkilat üyesi ülkelerin etkinliğimizi çok artırdığımızı kanıtladıkları ortada. Yani bu basmakalıp sözlerden herhâlde imtina etmek gerekir son yaşadığımız gerçekler çerçevesinde; bunu size hatırlatmak gibi bir siyasi rolüm oldu, kusura bakmayın.

Bunun, tüzüğün ön sözünde "İslam ümmeti" ifadesi yer alıyor. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti; Anayasa'sı çerçevesinde bu şekilde tanımlanıyor ve "ümmet" sözüyle bağlı bir çerçeve anlaşmaya, bir şeye öncülük yapmamız isteniyor. Bu, bir defa, bizim ülke olarak kuruluşumuzla çelişkili. Bence Türkiye... Daha önce, biliyorsunuz, bu İslam İşbirliği Teşkilatında Türkçenin de ana dil olması konusunda bazı görüşler belirtmiştik. Siz mi vardınız bilmiyorum, başka birisi mi vardı Sayın Kıran, daha sonra gazetelerde birtakım -benim kaynağımla değil ama- yansımaları oldu, tartışmaları oldu ve Bakanlıkça birtakım girişimlerde bulunulabileceği söylendi. Yani orada herkes kendine göre çalıp oynuyor, geleneksel politikalarını sürdürüyorlar. Türkiye'nin burada temsilen bulunmasında zarar yok ama burada öncü rol taşımak, bunları sürüklemek, bunlara güvenmek... Doğrusu, yapılan Azerbaycan'daki toplantıdır. Kendi benliğimizde olan ülkelerle beraber hareket etme gereğidir, siyasi davranışıdır. Bu insanların hiçbirisinden hayır gelmez. Türkiye'nin tarihinde de, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde de bu insanların hiçbirisinden hayır gelmemiştir. Bugün bakmayın Katar ekonomik nedenlerle bize yakın gibi duruyor fakat onlar da hiçbir zaman bu çerçeve içerisinde Türkiye'ye yaklaşmamıştır.

Bu tür şeyi biz niye önemsiyoruz? 7 tane öncü rolümüz var, 8'inciyi biz şey yapacağız, İstanbul'da kuracağız, ne yapacağız? Yani yeni Kaşıkçı cinayetlerini mi önleyeceğiz? Kiminle iş birliği yapıyoruz? İş birliği yapmaya kalktığınız yapılar ortada. Her biri krallıklar, monarşiler, birtakım gereksiz yapılar. Amerikan emperyalizmi kimin ne şekilde konuşmasını istiyorsa o şekilde konuşan yapılar. Türkiye Cumhuriyeti devletine de, bundan önceki yapımız Osmanlı Devleti'ne de her zaman düşmanlık beslemiş, hıyanette bulunmuş yapılar. İslam İşbirliği Teşkilatı... Ne ağırlığımız var, hangi etkin rolümüz var, ne öncü rolümüz var? Onun için buna... Ve bütün bunları biz masraf olarak üstleneceğiz, her şeyi biz yapacağız, her şeyi İstanbul'da tekrar konuşlandıracağız ve tüm bunlar bence saçma sapan gözüküyor. Türkiye için doğrusu -kayıtlara geçsin diye söylüyorum- kendi benliğimizde olan ülkelerle kader birliği yapmaktır. Azerbaycan'daki toplantı, Sayın Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı samimiyse o çizgisini sürdürür, samimi değilse, yarın bir gün eski öğretilerle hareket edecekse yine, tekrar bu teşkilatlarla beraber maceralar arar, bunlardan Türkiye'ye hayır gelmez.

Ben kendim de kişisel olarak da karşıyım, parti olarak da, bu kullanılan tüzükteki "ümmet" sözü ve benim çizdiğim çerçeve içerisinde bu anlaşmanın tümüne muhalifiz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.