KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Komisyon üyeleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dijital Hizmet Vergisi Kanunu hakkında genel bir değerlendirme yapmak istiyorum, maddelerde de ayrıca görüşlerimi ifade edeceğim.

Şimdi, Sayın Naci Ağbal 2020 bütçesi için ekonomide dengelenme, disiplin ve değişim yaklaşımına uygun bir bütçe diye söylemişti ve gelir vergisi hedefi olarak 182 milyar, kurumlar vergisi hedefi olarak 89 milyar, özel tüketim vergisi olarak 175 milyar, internetten alınan KDV hedefi olarak da 158 milyar lira öngörülmüştü yani hedeflere baktığımızda kurumlar vergisi ÖTV'nin yarısı bile etmiyor. Kasa boş ama diğer yandan vatandaşa hem zam hem vergi garanti bu sistemde. Naci Ağbal'ın dediği eğer dengelenme ise evet, dengelenme var. Nerede var dengelenme? Vatandaşı sefalette eşitlemede var dengelenme. İnanıyoruz, vatandaşlarımız da iktidarı en kısa zamanda dengeleyecektir.

Yetmiyor, bu maddelerde 70 milyar lira daha borçlanma hakkı getiriliyor Cumhurbaşkanına. Sonra yetmiyor, tatile gidenlerden bile vergi almaya başlıyorsunuz. On yedi yıldır istisnasız her Maliye Bakanı "Vergiyi tabana yayacağız." diyor. Şimdi yine aynı laflarla kanun teklifi getiriliyor. Tavanda olanların milyonlarca liralık vergi borçları tek kalemde siliniyor, büyük ölçekli firmaların borçları yapılandırılıyor, bankalarla sorunlu kredileri silinme hakkı getiriliyor ama sonunda fatura yine hep tabana çıkıyor. Bunun Türkçesi şu: Yani tabana kuvvet diyorsunuz.

2019 bütçesindeki açığın artmasının nedenini de işçiye, memura, emekliye verilen zamlara ve yaşlılara verilen yardımlara bağladınız hazırlanan raporda. Emekçiler ve emekliler, asgari ücretliler ve yaşlılar AKP'nin hazırladığı bütçenin kazananı değil, her zaman mağduru olmuşlardır. Bu yılın ilk dokuz ayında 123 milyar lira KDV tahakkuk etmiş ve sadece 41 milyar lira tahsil edilebilmiş. Şurada göstermek isterim.

Bakıyor musunuz efendim? Yılın ilk dokuz ayında 123 milyar lira KDV tahakkuk etmiş ama 41 milyar lira alabilmişiz ve KDV'nin tamamı eğer tahsil edilebilmiş olsaydı bütçe açığının önemli bir ölçüde kapanacağını biz söylüyoruz ama bunun yerine yeni vergiler tercih edilmiş ve olan da sonuçta vatandaşa oluyor.

Şimdi, Dünya Eşitlik Veri Tabanı'nın 2016 yılı kayıtlarına göre ülkemizde en çok kazanan yüzde 1'lik kesim ulusal gelirin yüzde 23,4'ünü elde etmektedir. Benzer bir şekilde, tepedeki yüzde 10'luk kesim ulusal gelirden yüzde 54'lük pay almaktadır. Vergi gelirlerinin büyük kısmının tüketim üzerinden elde edildiği durumda alt ve orta sınıfların birikim yapmasının koşulları da ortadan kalkmaktadır. Tüketim malları üst gelir grubunun bütçesinde küçük bir yer tutarken, alt sınıfların büyük çoğunluğunu oluşturur. Küresel Servet Veri Kitabı'na göre de ülkemizdeki yüzde 1'lik dilim 2000 yılında ulusal servetin yüzde 38'ine sahipti, bu oran 2008'de yüzde 44'e, 2018'de yüzde 54'e yükseldi. Bu oranlara bakıldığında, Türkiye, servet eşitsizliğinde neoliberalizmin kalbi sayılan ABD'nin bile çok ötesinde kalmıştır.

Şimdi, bir de yasada 18'inci madde var, özellikle vergi dilimiyle ilgili. Orda da bu yıl için 18 bin lira olan dilimle başlıyor, 2019 için. Biliyorsunuz, asgari ücretli eylül ayından itibaren asgari geçim indirimi olmuş olmasına rağmen -evli ve çocuklular için söylüyorum- kurtaramıyor, vergiye giriyor eylül ve ekim ayı itibarıyla. Buradan şunu sormak istiyorum özellikle: Sizler hiç borç yapılandırmasından, uzlaşmalardan, vergi aflarından yararlanan bordrolu çalışan işçi, memur gördünüz mü? Gerçekten reform yapmak ve özellikle alt gelir grubunun vergi yükünü hafifletmek istiyorsanız örneğin 2020 yılı için 18 binlik olan dilimi gelin 30 bine, 40 bine çekelim. Veyahut da yoksulluk sınırı olarak aylık ücreti belirleyelim ve yoksulluk dilimi kapsamında asgari ücretliler, yoksulluk sınırında gelir alanlar vergi muafiyetinden yararlansın. İşsizlik maaşından kesilen damga vergisi kaldırılsın, örneğin mutfak tüpünden ÖTV kaldırılsın. Bu hazırladığınız teklifte de aynı bütçede olduğu gibi çiftçi de yok, esnaf da yok, işçi de yok.

"Ne yapılmalıdır?" dersek. Dönemin Başbakan Yardımcısı, 2015 yılında "İsrafın önünü alsak, sizden vergi toplamamıza gerek kalmaz, karnemiz kırık." demişti. Dünya Bankası 2016 yılında "Yoksulluğun önündeki en büyük engel yolsuzluktur. İsrafın ve yolsuzluğun önü alınmadıkça vergiler hep artacaktır." diye rapor yayımlamıştı. Bütçe disiplini için yeni vergi koymak ya da vergi harç oranlarını artırmak yerine başka tedbirler alınmalıdır. Örneğin, halkın parasıyla taşıt saltanatına son verilmelidir, kamudaki israfa el atılmalıdır. 2018 yılı Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerine göre, kâr amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan ödemeler 3 milyar 79 milyon TL. Kamu kaynaklarının yandaş medya dernek, dernek ve vakıflara aktarılmasına son verilmelidir. Kanal İstanbul gibi akla ve bilime aykırı projelerden vazgeçilmelidir. Şehir hastaneleri, köprü ve otoyol geçiş ücretleri ve benzeri garantili ödemeler için sözleşmeler revize edilmeli, ödemeler dolar kuru üzerinden değil, TL üzerinden olmalı. Vatandaşın parasını çarçur eden uygulamalardan vazgeçilmelidir diyor, saygılar sunuyorum.