KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli üyeler, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, bütçeler, gelecek bir yıl içerisinde devletin gelirlerinin toplanmasına ve giderlerinin yapılmasına izin veren kanunlardır. Yani gelecekle ilgili, bir yıl içerisinde devletin, merkezî yönetimin ne kadar geliri var, ne kadar gideri var, bu, bütçelerle belirlenmektedir. Kanun niteliğinde olduğu için de idareyi bağlamaktadır, bazı maddeler açısındansa kesindir ama gelecek bir yılla ilgili olduğu için de bazı boyutları itibarıyla tahminleri de içermektedir. Şimdi önümüzde 2020 yılının bütçesi var. Bu bütçe pek çok açıdan eleştirilebilir ama 2019 yılı bütçesine baktığımızda gördüğümüz manzara 2020 bütçesiyle de bağlantılı olarak umutlu olamayacağımızı göstermektedir. Son yılların en fazla sapma gösteren bütçesinin 2019 bütçesi olması 2020 yılı bütçe rakamlarına da tereddütle bakmamıza yol açmaktadır.

Bir kere, şunu söyleyebiliriz: Aslında ortada bütçe diye bir şey yok, 2020 yılından söz ediyorsak ortada bütçe yok. Neden yok? 140 milyar açık var -yuvarlayarak söylüyorum- 140 milyar faiz ödemesi var, 200 milyar Sosyal Güvenlik Kurumuna transfer var, 282 milyar personel giderleri var; bunu topladığınız zaman zaten ortada bütçe diye bir şey kalmıyor. Yatırımda ne var diyorsunuz? 2019 yılı sabit sermaye yatırımlarının 2018'den daha düşük olduğunu görüyoruz, 2020 bütçesindeki sabit sermaye yatırımlarınınsa 2019 yılı bütçesinden daha düşük olduğunu görüyoruz. Bu niteliği itibarıyla baktığımızda gerçekten ortada bütçe var mı, yok mu; hatta bütçeye bağlı olarak ortada Hükûmet var mı, yok mu; anlamak, tespit etmek zor derece de zor görünmektedir. Bu metnin aynı zamanda kanun olması, idareyi bağlaması ama idarenin bu bütçe büyüklüklerine uymaması da ayrı bir sorundur, çok önemli bir sorundur. Biraz önce Sayın Bülent Kuşoğlu gerçekten çok mükemmel bir sunum yapmıştır. Yaptığı sunumda da Sayıştay raporlarından alınan bazı noktalar vardı, son derece de dikkatimi çekti. Ödenek üstü harcamalar var. Yani bu ödenek üstü harcamalar nasıl yapıldı, nasıl gerçekleştirildi? Genel bütçeli idarelerin yedek ödenekleri başlangıç ödeneklerini yüzde 2 aşamaz, bu bir kural ama Sayın Kuşoğlu'nun verdiği tabloda da gördük ki yüzde 7'nin üzerinde bir aşım var. Yani bu aynı zamanda bir hukuk metni olan bütçeyi bu şekilde Meclisten geçtiği esaslar ve usuller dairesinde riayet etmeden yönetme yetkisi kime verilmiştir? İdarenin, Hükûmetin böyle bir yetkisi var mıdır? Varsa nereden kaynaklanmaktadır? "Bütçeleştirilmemiş borçlar hesabı" diye bir şey icat edilmiş ilk defa ama Sayıştay raporlarında da görüldüğü gibi, en önemli noktalardan biri, hatalarla dolu olmasıdır, uygulama hatalarıyla dolu olmasıdır. Uygunluk bildiriminde Sayıştay raporlarında bu açıkça görülüyor. Mali tablolar ve raporlar hatayla dolu özellikle. Giderler gelirler toplamı eksik, fazla, yanlış rakamlarla dolu. Genel bütçeli idarelerin mali rapor ve tablolarında 237 adet, özel bütçeli idarelerde 470 adet, düzenleyici ve denetleyici kurumların mali ve idari tablolarında 10 adet yanlışlık var. Bu yanlışlıklar şunu gösteriyor: Yani bütçe uygulamalarının bütçe sınırları içerisinde yürümediğini; kanun ihlalleriyle, bütçe ihlalleriyle bütçe uygulaması yapıldığını göstermektedir. Bu, kabul edilebilir bir şey değildir.

İkinci önemli bir nokta: Bu bütçeye baktığımızda bir tarafta gelirler var, bir tarafta giderler var; gelirler vatandaşlardan toplanan paralar, giderlerse devletin yaptığı hizmetler ve ödemeler. Bütçeler aynı zamanda bir maliye politikası aracıdır, sadece devletin gelir ve giderlerini göstermez. Bütçeler vasıtasıyla devlet, gelirlerinin ve giderlerinin hem miktarını belirler hem de bileşimini belirler. Özellikle bileşimini belirlerken bazı ekonomik, sosyal ve mali hedefler güder. Bu hedeflerin gerçekleşmesi ancak uygun bir bileşimle mümkündür. Ama bakıyoruz, bu bütçenin ekonomik, mali, sosyal hedefleri nedir? Nasıl bir perspektifle hazırladınız? Düzgün bir şey tespit etmek mümkün değil. Hele ekonominin kriz içerisinde olduğu bir ortamda, bu bütçe ne yapacak da kriz ortamından ülke çıkacak, hiç belli değil. Ama sosyal politikalar açısından söyleyeyim: Bu bütçe, dar ve sabit gelirlilerden, düşük gelir gruplarından parayı toplayıp üst gelir gruplarına aktaran bir bütçe niteliğindedir. Hem gider kalemlerine baktığınızda hem gelir kalemlerine baktığınızda bunu görürsünüz.

Vergileri kimden topluyor bu bütçe? Vergileri bir kere düşük gelir gruplarından topluyor. Toplam vergi gelirlerinin yüzde 65'i, 70'i dolaylı vergilerden oluşuyorsa, bunun anlamı şudur: Fakir fukaranın, düşük gelir gruplarının elde ettikleri gelirlerin tamamı vergi matrahı konumundadır. Çünkü her yaptıkları harcama vergilendirilmektedir, tasarruf imkânları olmadığı için de ay sonuna da zor çıktıkları için, ellerindeki bütün geliri harcadıklarına göre, dolaylı vergiler vasıtasıyla gelirlerinin tamamı, hem de vergi kaçırma imkânları olmaksızın, fiilen ve hukuken vergilendirilmektedir. Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içerisindeki payının yüksek olması, verginin zaten adaletsiz olduğunu gösterir.

Bütçe gelmeden önce, sunum ile bugünkü toplantı arasında bir vergi paketi konuşuldu. Gelir vergisi tarifesi değiştiriliyor ama ilk dilim değişmiyor. 18 bin liralık ilk dilim, vergilemede yüzde 15 oranının uygulandığı ilk dilim aynen kalıyor. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Türkiye'de asgari ücret sahipleri ikinci dilimden vergilendiriliyor demektir. Yüzde 15'ten değil, yüzde 20'den. O hâlde bu yüzde 15'lik dilim niye var? Bunu kime uyguluyoruz? Böyle adaletsiz bir vergi sistemi olamaz. Ve bütçe bu vergilerle finanse edilecektir ve harcanacaktır.

Diğer taraftan, bakıyoruz, kamu personeli, memurlar, emekliler... Ücret artışları ne olacak? Enflasyona göre hesaplanacak. Enflasyon nedir? Yüzde 8,5 çıktı diye övünülüyor. Bir kere bu ülkede bağımsız yargıyı sopaya dönüştüren bir iktidar varken, Hükûmetin emriyle çalışan bir yargı varken, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı olarak Hükûmet tek başına atarken, atamasını yaparken, bağımsız olması gereken basına hâkimiyet kurarken, Hükûmetin doğrudan kendisine bağlı bir birimin hazırladığı ekonomik göstergelerin doğru olacağına inanmak mümkün değildir. Bütün zamları çift haneli yapacaksınız, vergileri yüzde 22,5 artıracaksınız, sonra diyeceksiniz ki: Enflasyon oranı yüzde 8,5'tur. Ama niye düşük tutuluyor? Düşük tutulmasının tek bir sebebi vardır; memurlar, emekliler ve diğer görevlilerin maaşlarını düşük tutmak için. Yani bu bütçe memur ve emeklilerin gelirlerini enflasyon karşısında tahrip etmektedir. Gerçek enflasyondan daha düşük bir ücret artışı sağlamak suretiyle bu bütçe memur ve emeklilerin cebinden alan bir bütçedir.

Diğer taraftan, yine bakıyoruz, bütçede faiz ödemeleri 140 milyara çıkmış. Ranta para gidiyor, bol miktarda akıyor ve bu hâliyle bu bütçenin doğrudan doğruya dar gelirlilerden toplayıp üst gelir gruplarına harcama yapan bir bütçe olduğunu rahatlıkla görmekteyiz. Ama bütçenin başka bir zaafı daha var. Bu bütçeyi harcama yetkisi, tek bir kişinin de demeyeceğim, tek bir ailenin elinde. Anayasa değişti, işte Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi diyorlar ama bu sistem sadece bir hükûmet sistemi değildir, "Cumhurbaşkancı düzen" olarak nitelemek lazım Türkiye'deki bu mevcut düzeni, sistemi. Bu sistem içerisinde Hükûmet tek başına Cumhurbaşkanıdır. Meclisten çıkan kanunlarda "Bu Kanunu Bakanlar Kurulu yürütür." demiyoruz. Ya? "Hükûmet yürütür." de demiyoruz, "Cumhurbaşkanı yürütür." diyoruz. Çünkü Cumhurbaşkanı tek başına hükûmettir, bakanlar aslında bakan sayılmazlar, tek başına hükûmet olan Cumhurbaşkanının memuru konumundadırlar; eski bakanların vasıfları, özellikleri, ortak sorumlulukları, ortak kararnameleri bu hükûmet sisteminde yok. Dolayısıyla, tek başına bütçeyi hazırlayan ve uygulayan bir kişiden bahsediyoruz. Bu sağlıksız bir yapıdır değerli arkadaşlar. Bu da yetmiyor, Hazine ve Maliye Bakanı, aynı zamanda Sayın Erdoğan'ın damadı da olduğu için, tam bütçeyi doğrudan idare eden kişi olarak da o oturuyor. Yani dünyanın hangi medeni ülkesine gitseniz bunu anlatamazsınız.

Vaktiyle bir Cumhurbaşkanlığı kararı çıkmıştı hatırlarsınız, Türkiye Varlık Fonu. Bütçe dışında bir de Varlık Fonu var. Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. "Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanlığına Recep Tayyip Erdoğan atanmıştır." diyor, altına imza: "Recep Tayyip Erdoğan." "Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekilliğine Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak atanmıştır." diyor, altına Recep Tayyip Erdoğan imza atıyor. Bakıyoruz, kamudaki çok sayıdaki bürokrat ya damatların veya çocukların yakınları, arkadaşları, kankaları; olmaz böyle bir şey. Sadece bu tek kişiye yakınlığı nedeniyle veya ailesine yakınlığı nedeniyle, kızının arkadaşı olması nedeniyle Kabinede bir bakan bulunuyorsa bu, sorgulanmalıdır. Böyle bir ülke yönetimi de olmaz, böyle bir bütçe yönetimi de olmaz, bu yapının değişmesi lazım. Ama gördüğüm odur ki etrafındaki hiç kimse "Sayın Cumhurbaşkanım, bu böyle olmaz, ülke böyle yönetilmez. Güven kaybına sebep olur. Piyasalardaki güven kaybı ekonomiyi tahrip ediyor, krizi derinleştiriyor, buna son vermek lazımdır." demiyor. Hâlbuki Cumhurbaşkanına kim yakınsa, başta da Cumhurbaşkanı Yardımcımız olmak üzere, bunu söylemesi lazım. Hiç telaffuz edildiğini zannetmiyorum. Çünkü bir kişide topladığınız zaman yetkileri, o kişiye yaklaşanlar, o her şeye hâkim kişinin zihnini okuyayım da istediği şeyleri tekrar edeyim de ben de bir koltuk kapayım diye düşünüyor veya var olan koltuğunu sürdürme çabasına düşüyor. Maalesef geldiğimiz nokta itibarıyla bu yapı Türkiye'nin geleceği açısından da büyük bir felakettir. Mutlak surette sistemin değişmesi lazım, değişene kadar da devleti bir aile görüntüsünden çıkarmak lazım.

Evet, bir kriz var, bir kriz ortamındayız. Bu bütçe krizin nesini halledecek? Bunu bana söylerse Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, memnun olacağım.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu kriz, yaşamakta olduğumuz kriz -her ne kadar "kriz" diyene dava açıyorlarsa da biz demeye devam edeceğiz- bir borç krizidir. Borçlar almış başını gitmiştir. Bu borçlar, özellikle dış borçlar, özel sektörün dış borçları ve kamunun dış borçları nedeniyle... Ki Hükûmetin yanlış politikaları yüzünden ortaya çıkmıştır, 2009 yılında döviz geliri olmayanın dövizle borçlanmasına imkân sağlamıştır bu Hükûmet ve bunun sonucu olarak da herkesi döviz kredisi almaya yönlendirmiştir, teşvik etmiştir, döviz kredileri belli bir çıtanın üzerinde çıktıktan sonra da sonunda krizin çıkmasına yol açmıştır.

Peki, bu borç krizini aşmaya yönelik olarak burada ne var? Değerli arkadaşlar, burada herhangi bir şey görmek mümkün değil; aksine, bu bütçe krizi derinleştirecek niteliktedir. 2020 yılı daha sonrası için yeni dipler görebileceğimiz riskleri bünyesinde taşımaktadır. Bakın, basit bir hesap yapalım: Bütçe açığı 140 milyar Türk lirası dedim, 139 milyar Türk lirası civarında ama 1 lirayı çok görmezsiniz herhâlde. Bir de, önünü görmüyor, sürekli rakamları değiştiren bir Hükûmet var. İç borç ödemeleri için Ocak 2019'da "2020 yılında 164 milyar Türk lirası ödeme var." dediler, Eylül 2019'da bunu revize ettiler "232 milyar Türk lirası 2020 yılında iç borç ödemesi var." dediler. 140 milyar Türk lirası da -bildiğiniz gibi- bütçe açığı var; dış borç, ana para ve faiz ödemeleriyse 16 milyar dolar, bugünkü kurdan hesaplarsanız 90-93 milyar Türk lirası eder; bu bütçeyi yönetecek olan Hazine ve Maliye Bakanlığı 2020 yılında toplam 465 milyar Türk lirası borç çevirecektir. Bu 465 milyar Türk lirasını nasıl çevireceksiniz kardeşim? Bu "465 milyar lira" dediğiniz rakam şu anda verdiğiniz toplam borç stokunun yüzde 37'sidir. Bir yılda siz borç stokunun, 1 trilyon 248 milyar Türk lirası olan borç stokunun yüzde 37'sini nasıl çevireceksiniz? Bunu bir açıklamanız lazım, formülünüz neyse burada bütçe tartışılırken de önümüze koymanız lazım. Ama bu şunu gösteriyor aslına bakarsanız: Çevirecekleri paradan daha fazla borçlanacaklardır. 2014'ten itibaren tabloyu çıkardım, önümde duruyor, 2014 yılında 106 milyar borç ödemesi yapılmış ama kullanılan para 110 milyar lira. Yani kullanılan para, yeni alınan borçtan daha fazla. 2015'te ödenen 53 milyar lira, kullanılan 75 milyar lira. Gittikçe de açılarak gidiyor. 2016 yılında ödenen 49 milyar lira, kullanılan 72 milyar lira. 2017 yılında ödenen 45 milyar lira, kullanılan 100 milyar lira; aradaki fark çıkıyor. 2018'de ödenen 54 milyar lira, kullanılan 102 milyar lira; aşağı yukarı yüzde 100 bir açılma var. 2019 yılındaysa ödenen 58 milyar lira, alınan borç yani diğer tabirle kullanılan borç 148 milyar lira. Ama 148 milyar değil bu, biliyorsunuz; bütçede 80 milyar lira borçlanma vardı, yüzde 5 Cumhurbaşkanında, yüzde 5 Hazine Bakanında borçlanma yetkisi vardı, 90 milyar ediyordu, geçen gün Meclisten geçirdiğimiz kanunla Cumhurbaşkanına 70 milyar lira borçlanma yetkisi verdik. Burada 148 milyar olarak söyledim ama 2019 yılında 160 milyar lira borçlanma var, 160 milyar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ödenen borç ne kadar? 58,8 milyar lira. Yani bütçe dengesinin ne kadar bozulduğunu görüyor musunuz? Ben 2020 yılı için ne diyorum: 465 milyar lira para çevireceksiniz; dış borçlardan, iç borçlardan, bütçe açığından açığınız var. Bunun için kaç lira borçlanacaksınız? Şu saate kadar bunun belli olması lazım. Siz kaç lira borçlanacaksınız ve bu borcu nereden alacaksınız? Bu kadar borç sıkışıklığı içerisinde borçları tefeci faiziyle bulacağınızdan da hiç şüphem yok. Peki, bu tablo neyin nesidir? Bu tablo şu: Bu bütçe içinde bulunduğumuz kriz ortamını aşmayı sağlayacak bir bütçe değil; aksine, 2010 yılını daha sorunlu, daha problemli, daha sıkıntılı bir hâle çevirecek bütçedir. Bunu yapmaya Hükûmetin hakkı yoktur. Türkiye'yi 2018 Ağustosunda kriz patladığından bugüne kadar sürekli güllük gülistanlık göstermek suretiyle oyalayan hiçbir ciddi iş yapmayan, her hafta yapılan basın toplantısını bir paket diye açıklayan, açıkladıkları konularda herhangi bir düzenlemeden öte hiç konuşmadıkları konuda ikide bir Meclise kanun teklifleri gelen bir iktidar yapısıyla karşı karşıyayız. Bu aslında, tek kişiye dayalı, bütün yetkilerin tek kişiye dayalı olarak kurulduğu sistemde, bu tek kişiye dayalı sistemin tıkanmışlığını gösteren bir durumdur ama olay sadece bu değil; dış borç stoku almış başını gidiyor; sonra, piyasanın borçları var, piyasanın borçlarını hiç konuşmadık. 200 milyar dolara yakın piyasanın borcu var ve bunlar riskli krediler hâline dönüşmüştür, hâlâ çözülememiştir, bunlar nasıl çözülecek de bu kriz ortamından kurtulacak ekonomi? Bir taraftan da, kamunun borçlanma sıkışıklığı gibi piyasanın kredi sıkışıklığının da nasıl çözüleceğini anlatması lazım burada Hükûmetin.

Çok mu aştım süremi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - E, bu koşullarda Sanayi Üretim Endeksi Eylül 2018'den beri sürekli aşağıda, dipte sürünüyor. Bakıyorum grafiğe, eskiden bütün krizler "V" yapardı, bir sene dip yapar, çıkardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayabilirsiniz Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi sürekli çift "V" yapıyor, üçlemiş. Pek çok sorunun cevabını bu bütçeyle bulmak mümkün değil. En azından, millî geliri bile 2013'ten 2019'a 200 milyar dolar azaltmış bir Hükûmetten söz ediyoruz. Bakıyorum Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'na, eskiden beri dolarla verilen rakamları, millî gelirin, gayrisafi yurt içi hasılanın dolar cinsinden değerini vermekten korkan, ürken, çekinen ve bunu atlayan bir Hükûmetten söz ediyoruz.

Saygılar sunarım.